Güçlü Türkiye ve Kürtlerin Geleceği

Coğrafyalar, sahip oldukları imkânları veya olumsuzluklarıyla reel politiğin ana belirleyicisidir. Toplumlar büyük ölçüde yaşadıkları coğrafyaların zorladığı reel politiğe tabidirler. Hatta mahkûmdurlar, çok isteseler bile coğrafyanın dayattığı reel politiği aşamazlar. Coğrafyaların zaruri kıldığı reel politiğin dışına çıkmak isteyen toplumların ağır bedellerle karşılaşması mukadderdir. Coğrafyalar bu özelliği ile üzerinde yaşayan toplumların kaderinin de belirleyicisidir. Bu sebeple de insan haklarının bir parçası olarak sunulan; Toplumların kendi kaderini belirleme hakkı, coğrafyaların dayattığı reel politikle çatışma halindedir.

 

Bu perspektiften bakıldığında yakın ve orta vadede Ortadoğu coğrafyasında yeni bir devletin kurulması zor ve zayıf bir ihtimaldir. Buna KDP’nin 20 yıldır otonom bölge olarak yönettiği Kuzey ırak Kürt bölgesinde, PKK’nın, PYD‘nin, Suriye’de ve Türkiye’de kurma hayalini taşıdıkları Kürt devleti ve Irak Şam İslam Devleti dâhil. IŞİD’in ortaya çıkartılması bu hayaller daha da derin bir çukura atmış görünüyor. Ortadoğu da bölge ülkelerine karşı kendisine kalkan arayan İsrail’in dışında, Kürt devletinin kurulmasına sıcak bakan başka bir devlet şimdilik görünmüyor. Bedelleri göze alınıp kurulsa bile maceradan öteye geçmez, yaşama şansı olmaz.

 

Vasat, bu coğrafyanın imkânlarından beslenen Almanya, ABD, gibi batılı ülkelerin; Rusya, Çin, Hindistan, İspanya gibi benzeri etnik temelli problemleri olan blokajcı güçlerin ve bu coğrafyada halen var olan devletlerin ve bölgeyle in direk ilişkili devletlerin reel politiğine uygun değildir.

 

Batı, Ortadoğu’nun zengin petrol yataklarına hâkim olmak maksadıyla, Osmanlı coğrafyasını 1916 da İngiliz diplomat Mark Sykes ve Fransız diplomat François Georges Picot; Sykes-Picot anlaşması olarak bilinen anlaşmayla, sınırlarını cetvelle çizdikleri suni devletler oluşturulmuştur. Böylece sözde hamisi oldukları Kürt toplumu da cetvelle dört parçaya bölündü.

 

Kürt toplumuna batının biçtiği statüko; Gelişmesinden endişe duydukları, Kürtlerinde parçası olduğu Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun istikrarsızlaştırılmasıdır. Maceracı Kürt politikacıları kullanarak Dörde bölünen Kürt toplumu, yüz yıldır bölge istikrarsızlığının ana unsuru haline getirilmeye çalışıldı. Bu yolla bölgenin kalkınması geciktirilip, kaynakları sömürüldü. Kürt politikacıların gerçekleri dikkate almadan, batının kışkırtmalarıyla toplumlarını ağır maceralara sürüklemeleri; coğrafyanın zorladığı reel politikten uzak olduklarını gösterir. Oysa Ortadoğu’nun istikrarı, en çok Türkiye’de ki Kürt kardeşlerimiz dâhil, bölgedeki yaklaşık nüfusu 25-27 milyon olduğu varsayılan Kürt halkının huzuru, refhı ve güveni için gereklidir.

 

Bugün yaşanan olaylar Türkiye içindeki ve dışındaki Kürt siyasetçilerine güçlü Türkiye’nin, bölge halkları için önemini anlatmış olmalıdır. Binaenaleyh reel politiğin gereği olarak, Kürt toplumunu maceralarına alet etmemelidirler. Gelişen konjonktürde Türkiye dışındaki Kürt toplumunun varlığını güçlü bir şekilde devam ettirmesinin yolu; Kürt siyasetçilerin Türkiye ile güven verici paralellik kurmasına bağlıdır. KDP’nin bu yolu kısmen izlemesinin kısa zamanda Kuzey Irak Kürt bölgesine sağladığı müspet sonuçları ortadadır. KCK, PKK ve PYD’nin sözde çözüm süreci ile dayatmalarının akılcı yanının olmadığını anlamaları güç olsa da, temennimiz bunu anlamalarıdır.

 

Türkiye’ye verilecek zarar, yüz yıldır bölgede güvenlik ve refah sorunu yaşayan Kürtlere yapılacak en büyük düşmanlıktır. 35 yıldır PKK’nın Kürt halkını istismar ederek Türkiye’ye verdiği hesap edilebilir zarar 720 milyar doları aştı. Türkiye’nin mevcut ekonomik çapının 850 milyar dolar olduğu düşünülürse, Türkiye içindeki Kürtlere ve Türkiye’ye ihtiyacı olan Türkiye dışındaki Kürtlere ve Ortadoğu’ya ne kadar büyük düşmanlık yaptığı anlaşılır.

 

İçinde ne olduğu bilinmeyen çözüm sürecinde terör örgütlerini muhatap alan, Eşkıyalığa pirim veren AKP yönetimi, terörle sindirilmek istenen Kürt halkını, maceracı Kürt politikacıların insafına terk etmesi aymazlık olur. Bu aymazlığa ülke çapında düzenlenecek mitinklerle, milli ruhu ayağa kaldırarak dur deme zamanıdır.

YORUM EKLE