Görünen Köy

İnanın il, ilçe yöneticisi, delege, mebus, belediye başkanı, encümen üyesi hatta bir partinin genel başkanı, bakan, başbakan ya da cumhurbaşkanı falan olmak gibi bir isteğim yok. Benim konum değil bunlar. Kamu hukuku değil, şahsi hukuk çalışıyorum. Yani insan olmaya, yaratılmışlardan aziz kılınmış, yüceltilmiş, sadece insan olmaya. Sizleri aldatmaya hiç niyetim yok.

            Bir insanın kurtuluşunu, saadetini bütün bir insanlığın kurtuluşu, saadeti görenlerdenim anlayacağınız. Yazar, çizer takımından da değilim. Nefsime söz geçirmeye çalışıyorum. Boyalı sözler etmek değil maksadım.

            İlimle meşgulüm elbette. “İlim, ilim ilmektir. İlim kendin bilmektir. Sen kendini bilmezsen bu nice okumaktır” demiş ya koca Yunus. Kendini bilmeye odaklanmışım.

            CİA kapısında Türkçesi “ Biliyorsam Hürüm” anlamında bir yazı yazarmış. Oradan buradan toplamışlar, kendilerinin yok. İngilizlerden almışlar dillerini. Onun için İngilizce yazmışlar. Böylesine bilmek değil bizimkisi. Buna bağırsak gazı derler bizim mahallede.

Bizim medeniyetimiz kâinatının merkezinden insanı görür. Kâinat merkezli yani, insan merkezli değil. Gerçek hürlüğü Allah’a kölelikte görür kısaca.

Allah’ça da “ İnsanı beni bilsin, bana ibadet etsinler diye yarattım” ifadesindeki bilmek, O’nun olmak, O’nla olmak, O’ndan olmakla ilgili. Uzaklarda, benden ilgisiz bilmesi değil…

Dünyanın herhangi bir yerinde bir insan zulüm görse, bundan habersiz olmak da, zulmü kaldıramamak da sorumluluk getiriyor yani. Bizimkisi böyle bir bilme. Allah’ın adaleti üzerinde olma hali…

Yok sayma, görmezden gelme, mücadele metodu deyip tehir etme ancak bir maksadı gerçekleştirmek için kurulan teşkilatların zaafı, noksanlığı. Hele, batılı adamın tapınılan teşkilatı, helvadan Tanrı. Maalesef kiliseleri de böyle, idari yapıları da, zenginleri de, aydınları da böyle. Nasıl yaşıyorlarsa öyle inanmaya başlamışlar.

Bilinen tarih boyunca tıp, fizik, kimya, astronomi, matematik, cebir, vs… bütün ilimlerde her zaman ileride olan milletimiz, batılı adama asırlarca sonra olsa bile ulaşmış, bilgilerini aktarmaya çalışmıştır. Bu akış, batılı adamın zalim yöneticilerinin hatta kilisenin her zaman engelleme çabaları ile karşılaşmıştır.

Rönesans hareketleri bütün bu engelleme çalışmalarına rağmen geciktirilse de yürütülmüştür. Adalete aç batılı adam, bizimle her temasında yücelmiş, gelişmiş, fakat zıtlıkları iltimas ederek adaletten uzaklaşmış, insanın değerini sindirememiş, itidali koruyamamıştır.

Rönesans’la yoğunlaşan ilimle çağı yakalama ve çağdaşlarının ilerisine geçme çabaları istikametini bulamamıştır.

Batıda sanayi inkılâpları başlayınca, çocukların milyonlarcasının sahipsiz sokaklarda yaşamaya mecbur edilmesi hayretlerimizi çekmiştir. “ Yok canım, öyle de şey mi olurmuş, yalandır” diye hafsalamıza sığdıramadığımız, batılı da olsa, insan cinsinin kendi neslini yok sayıp ret etmesi, sokaklara terk etmesi hadiselerini anlayamadığımız için de hayrette kalmışız.

Anlaşılan bu şaşkınlık bizimkilerde hala devam ediyor ki, bu konularda entelektüel kesimlerde araştırmalar yayınlanmamış, sanki insanlığın hafızasından gizlenmiştir.

İngiliz’i, Fransız’ı,  Alman’ı işi burada da bırakmamış, buharlı makine icadı ile başlayan sanayi gelişmelerinde, üretebildiği kadar değer ifade eden varlık diye gördükleri insanı aşağılarken, daha ucuz maliyet hesabı ile milyonlarca küçük çocuğun ölümüne sebep olmuşlardır. Medeni denilen vahşi batı kan ve gözyaşı üzerine gelişmiştir.

Üstelik günah çıkartmakla uğraşan batı, nedense şimdinin moda deyimiyle uyguladıkları soy kırımdan dolayı çocuklardan helallik istememişler, pişmanlık duymamışlardır.

Bugün gelinen noktada sanki liyakati olmayandan verilenlerin bile geri alındığı bir akıbet oluşmuştur. Batıda, antropolojiye göre, soyun devamı için iki buçuk olması gereken nüfuz artış oranının sıfırlara düşmesi sebebiyle soyları yok olmaya başlamıştır. Bu batılı adam hakkındaki Allah’ın kaderidir.

Halkına zulüm eden, müşfik davranmayan, kendi halkını sevemeyen idareciler, düşman karşısında da dik duramamış, bütün azgınlıklarına rağmen her zeminde yok olmaya başlamışlardır.

Kendi hastalıklarını bize bulaştırma çabaları da batılı adamı kurtaramamış, hasetçilerin mutlak akıbetinde görüldüğü gibi mahrum etmiştir.

Neticede mutlak galip olan medeniyetimizdir. Ve bu sonuçtan görünen akıbet, gelecek yüzyılların kaçınılmaz sonucu, gelişen, büyüyen vasfı ile beşinci defa Türklerin dünya hâkimiyetidir.

Adaleti hayat edinen Türkler yeni dünya medeniyetini oluşturacak, insanlığın kurtuluşuna sebep olacaklar ve devletleri çok uzun ömürlü olacaktır.

Görünen köy budur…

Fakir St. Petersburg’da bu yaz yapılan Birleşmiş Milletler toplantısında Türklerin eliyle Rusya adına verilen dünya çocuk parlamentosu kurulması teklifinin duacısı olmakla yüreğimdeki acıyı bir nebze dindirmiştir. Ve bu teklif kabul edilmiştir. Darısı dert edinenlerin başına…

Selam olsun halkına şefkat ederek, muktedir olma zamanını yakınlaştıracak Türk devlet adamlarına, ilim adamlarına ve onların izinden gidenlere, yüce medeniyetimizin öncülerine.

Selam olsun İslam fıtratı üzerine yaratılmış insanlığın çocuklarına.

Baki Selamlar…

YORUM EKLE