Globalizmin İşleri

Joseph Stiglitz ve John Perkins’i okumadan; adına globalizm, küreselleşme, küresel imparatorluk, şirketokrasi denilen “global kapitalist emperyalizmi” anlamak çetin...

Türkçe’ye ilgimi bilenler, “neden küreselleşme yerine globalizm ve global kapitalizm” dediğimi soruyorlar. Bize ve insanoğluna düşman bu oluşumlara Türkçe adlar vererek sevimlileştirmek istemiyorum bir... İkincisi de globalizmin Türkçe’si küreselleşme değil, olsa olsa “kürecilik” olurdu... Varsın olmasın... Ama ille de Türkçe’sini isteyenlere şöyle bir Türkçe karşılık söylenebilir: “Kürelik Başakça Sömürgeciliği.”

Biz yine “global kapitalizm” diyelim.

Ve sizinle birlikte “Bir Ekonomik Tetikçinin İtiraflarına” bir göz atalım. Bakalım J.Perkins önümüze hangi gerçeği koyacak...

Sözgelimi Vehhabiliğe ne dersiniz?

Bir Ilımlı İslam: Vehhabilik

Vehhabilik eğer İslam penceresinden bakarsanız; en katı, en tutucu ve biçimci Müslümanlık yorumlarından birisidir. İslam’ın yüceliğini, derinliğini ve öz değerlerini kavrayamayan bedevi kafasının ürettiği kaskatı bir yorumdur.

Ama, konuya global kapitalizmin çıkarları açısından bakarsanız, emperyalizme teslim olmuş bir Müslümanlık yorumudur ve ılımlı İslam’ın en açık örneğidir.

Evet... Evet... Suudi Arabistan’ın resmi din anlayışı olan Vehhabilik, ABD açısından ılımlı İslam’dır.

Neden mi?

Bu sorunun karşılığını biliyoruz ama gelin bizim yerimize “İtirafçı Bir Ekonomik Tetikçi” olan J.Perkins anlatsın:

“Washington, S.Arabistan’ın petrol arzını ve fiyatlarını dalgalandırabilse de, her zaman ABD ve müttefiklerinin kabul edebileceği bir düzeyde tutacağına güvence vermesini istiyordu. Eğer, İran, Irak, Endonezya veya Venezuella gibi öteki ülkeler bir ambargo tehdidinde bulunurlarsa, Suudi Arabistan araya girip boşluğu dolduracaktı.

Bu güvence karşılığında Washington da, Suudi Hanedanına çok çekici bir teklifle gelecekti: ABD, tam ve tartışmasız biçimde politik ve gerekirse askeri desteğini sağlamak güvencesini verecek, böylece hanedanın ülkenin hakimi olarak varlığını sürdürmesi sağlanacaktı.”

Bir Koşul Daha

“S.Arabistan, petrodolarlarını ABD devlet tahvili almak için kullanacak, karşılığında ise bu tahvillerin faiz geliri ile S.Arabistan’a güzel binalar yapılacak; bu binaları da ABD şirketleri yapacak...”

Bizim açımızdan, inanılmaz kazanç olasılıkları, sınırsız gibi görünüyordu” diyor J.Perkins...

Bu  işleri gerçekleştirmek için bir Suudi prensine nasıl kadın sunduğunu ve Usame Bin Ladin’in nasıl desteklendiğini de anlatıyor J.Perkins...

Bu arada 11 Eylül’ü Usame’nin yaptığını sanıp, çocuklarına Usame adını koyanlara da bir hatırlatma yapmış olalım.

Peki ama bütün bu işler olurken; Vehhabiliğe dayalı devlet kuran bu dini bütün hanedanın dinle ilişkisi sürüp gidiyor muydu?

Elbette... Ne olmuş ki?

Onlar kafa kol keserek; erkeklerini kırbaçla camilere doldurarak; kadınları da çarşaflara sarıp, yüzlerine de peçeler takarak en ılımlı Müslümanlığı yaşamayı sürdürüyorlardı... Üstelik kâfirleri Mekke’ye sokmuyorlardı. Daha ne yapsalardı?

Vanity Fair’den alarak J.Perkins bize bazı ilginç bilgiler daha veriyor.

“Dünyanın en güçlü iki hanedanı olan Bush ailesi ile Suud Hanedanının 20 yıldan uzun bir süredir yakın iş ve politik bağlantıları olmuştu. Özel sektörde Suudiler G.W.Bush’un da hissedarı olduğu petrol şirketi Harken’i desteklediler...”

Son bir haber:

“11 Eylül’den sadece günler sonra Usame Bin Ladin ailesi üyeleri dahil, bazı zengin Suudiler özel uçaklarla ABD dışına çıkarıldılar. Kimse sorgulanmadı. Tüm bunları Bush ailesinin Suudiler ile olan uzun süreli ilişkileri mi sağladı?”

Yani bu kitabı okumak yetmez. Okutmalı... Yaygınlaştırmalı... Herkesin okuması sağlanmalı...

Pariste olanlara bir de bu açıdan bakmalı diyorum.

YORUM EKLE