Geleceğimizi Çanakkale Ruhunda birleştirilmeliyiz

 Anadolu, Türk’e yurt olduktan sonra Mehmet Akif’in veciz ifadeleriyle “medeniyet denen tek dişi kalmış canavarın” yok etmek istediği mazlumların sığınağı, ana kucağı, baba ocağı olmuştur. Doğudan, batıya, kuzeyden, güneye can derdine düşürülen mazlumlar Anadolu’ya sığınmış, Anadolu da nefes almış hayat bulmuştur. İslam’ın kıblesi Beytullah, mazlumların kıblesi Türk yurdu Anadolu olmuştur.

Dünyanın merkezi, kilidi, medeniyet beşiği Anadolu’ya sahip olmak zor, Anadolu’nun bedeli ağır. Her çakıl taşının karşılığı candır Anadolu’nun. Anadolu’yu yurt yapmak için bin yılı aşkın zamandır her çakılına bedel ödeyen tek milletiz. Kaderimizi Anadolu’nun kaderiyle birleştirmişiz. Dünya tarihinde toprak bütünlüğü içinde en geniş coğrafyaya sahip, en uzun ömürlü ve en büyük imparatorluğumuzu Anadolu da kurduk. Nizamı-ı âlem ülküsünü Anadolu da şekillendirdik. Dünyaya Anadolu’dan hükmettik. Uzak Asya’dan, orta Avrupa’ya, Sibirya’dan, Kuzey Afrika’ya olan coğrafyada kendini Türk hisseden, Türkçe konuşan, Türkçe düşünen, gurur kaynağı Türklük olanların yurdu, sığınağı oldu Anadolu. Medeniyetler mezarlığı Anadolu, her çakıl taşına bir can bedel ödeyen Türk dünyasının payitahtıdır. Türkün yurdudur, Türkiye’dir Anadolu.

Türkler Anadolu da kaç asırdır hep kuşatma altında. Büyük güçlerin gözü dünde Anadolu’daydı bugünde Anadolu’dadır, yarında Anadolu’da olacak. Birbirine düşman bu güçleri birleştiren ortak nokta; Türk milletini kaderini birleştirdiği Anadolu’nun kaderinden kopartmak, Türkü Anadolu’dan atmaktır. Çünkü Anadolu’dan atılırsa dünyanın bütün coğrafyalarındaki Türklüğün tarihe gömülmesi kolay olur. Bunun için durmaksızın ve sinsice çalıştılar, çalışıyorlar ve çalışacaklar. Bugün yaşananlar da bu çalışmaların eseridir.

Türk yurdunu kan deryasına döndürmek için her türlü melaneti kullanmaktan geri kalmayanlar müttefik görüntüsündeki düşmanlarımızdır. Dünyanın huzuru için bir araya geldiğimiz müttefiklerimizin açık düşmanlıklarını, ittifaklara zarar gelmesin diye yuvarlak kelimeler ve muğlak tarifler yerine açıkça söylemeliyiz. Açıkça düşmanlık etmekten çekinmeyenleri açıkça söylemekten neden çekiniyoruz?

Kimseyi düşman ilan etmek gibi ne bir arzumuz nede gayretimiz var. Yaptıklarını görmezlikten gelecek kadar da aptal olmamalıyız. Bölgedeki çıkarlarının peşindeki Müttefiklerimiz hep açık düşmanlarımızdır.

Baş düşman Lozan’ı tanımayan Dünyanın çavuşluğuna soyunmuş ABD’dir. Kıta Avrupa’sında yegâne düşman dün Yunanı kullanan İngiltere’ydi, bugün her argümanı kullanan Almanya.  Kuzeyde kadim düşman Rusya, ön Asya da İran ve kuzey Afrika’da Bedevilerin efendisi kıpti Mısır. Diğerleri bu başçıların kıççılarıdır.

Oyunlarının nirengi noktası her zaman Türkiye ve Türk milleti olagelmiştir. Oyunun poligonu dün balkanlardı, bugün Ortadoğu’dur, yarın Kafkasya olur. Ama oyunun baş aktörleri bunlardır, hepsinin hesabı Anadolu’dan atamadıkları Türk’ü zayıflatıp Anadolu’da boğmak.

Dışarıdan açtıkları cephelerle başaramadıklarını içeriden açtıkları bölücü cephelerle, hâkim kıldıkları insansız demokrasiyle başarmaya çalışıyorlar. Etnik temelli bölücülüğün adı Kürt meselesi, inanç temelli bölücülüğün adı İslamcılık, mezhepçilik, ideolojik bölücülüğün moda adı solculuk, cici adı devrimcilik, ilericilik olageldi. Bu şer cephelerini kurup organize edenlerin, finanse edenlerin, militan devşirenlerin, aydın yaftasıyla akıl hocaları, nevzuhur Şeyhler görevlendiren, her platformda bu şer cephelerine güç verenlerin önünde arkasında, başında hep bunlar var. Basın, yayın organları patronundan yazar, çizer, yorumcu tayfanın tasmaları bunların elindedir. Kutsal aile kurumumuz başta olmak üzere toplumu ayakta tutan sosyokültürel değerleri yok edecek mekanizmalar bunların yönlendirmesiyle değerlerimiz öğütüyorlar.

Bunlar her türlü düşmanlığı açıktan yaparak toplum değerleri çürütülürken, besledikleri eşkıyayı Kandilde, Şırnak’ta, Cizre’de eğitip terörizm dersi verirken, elebaşlarını kendi başkentlerinde besleyip barındırırlarken biz ne yapıyoruz? Bunların mallarını ağzına kadar yurda dolduruyoruz.

Toplum bölük, bölük bölünüyor. Aymaz, ahmak her şeyi istismar eden birtakım siyasilerin zehirli dili düşmanın işini kolaylaştırıyor. Bunların günübirlik oy hesabı aynı çatı altındaki aileleri, kardeşleri birbirinden kopartıyor. Aynı camide aynı kıbleye secde eden Müslümanlar daha camiden çıkmadan birbirinin Müslümanlığını sorguluyor. Herkes birbirini hainlikle, dinsizlikle suçluyor.

Zihin tembelliği içindeyiz, okumuyoruz, okumadığımız için bilgi üretemiyoruz. Bilgi çağında bilgi üretenler üretemeyenlerin değerlerini sömürüp, semiriyor. Üniversitelerimiz ilim yuvası olmaktan uzak, “ideolojik kabızlık” içinde insan yiyen kıyma makinasına dönüşmüş. İlmin, bilginin, çağın birinci stratejik değeri olduğunun farkında değil. Bilginin olmadığı yerde bilgiye dayalı üretim olabilir mi?                                Bilgi üretmiyorsanız, sanayiniz, tarımınız bilgiye dayalı üretim yapmıyorsa bilgi üretenin kölesi olmak mukadderdir ve üniversitelerimiz sayesinde o kaderin kölesiyiz...

Japonya’nın otuz beş yılda gerçekleştirdiği ilmi seviyeyi biz doksan yılda gerçekleştiremedik, neden? Japonya’nın bir nesilde aldığı yolun yarısını biz dört nesilde alamadık neden?

Söze başladığında toplumu aşağılamaktan başka marifet sergilemeyen sözde aydınımız neden bu konularda bir tek cümle söylemezler? Çünkü kompleks içinde kendine ihanet etmiş batının kölesidir.

Japonya ilimi, teknolojik, iktisadi kalkınmasını batının kültürünü alarak mı gerçekleştirdi? HAYIR!

Japonlar, Japon kültürüne sımsıkı sarılıp, Japon kalmayı başardıkları için batının tuzağına düşmedi ve batının ilmi seviyesini yakaladı. Biz aydın ihanetiyle batının tuzağına düştük. Türk kültüründen, Türk olmaktan vazgeçtiğimiz için batının yok eden kültürünü, ilmine tercih ettiğimiz için başaramadık. Batı, batı diyerek nesilleri yok ettik. Gelecek nesilleri bu tuzaktan kurtarmak bugünü yaşayanların vebalidir. Bunu yapmanın yollarını aramak bulmak zorundayız. Yeniden Çanakkale ruhunu nesillere vermeden gelecek nesilleri de batının böl-parçala yut siyasetinin yok ediciliğinden kurtaramayız.

Bu çok zor değil. Bunu istemek buna emek vermek, kafa yormak zorundayız. Geleceğimizi kendini bilen, düşmanını bilen, kendi kültürüne aşina, her türlü bölücülüğe karşı şuurlu, birlik ruhuna sahip ilimle donanmış aydın nesiller yetiştirebiliriz. Eğer Anadolu’nun vatan olarak kalmasını istiyorsak, eğer yeni Çanakkaleler yaşamak istemiyorsak, eğer medeniyet iddiamızı kaybetmediysek bunu yapmak zorundayız.

Çanakkale ruhunu, Çanakkale de verebiliriz.

Cehalete karşı, bölücülüğe karşı, ihanete karşı iki ana hedefimiz olmalı. Birincisi okumayı öğrettiğimiz ama sevdirmediğimiz insanımıza okumayı sevdirmek, ikincisi düşmanların topyekûn bir araya geldiği Çanakkale’yi genç dimağlara yerleştirmek. Çanakkale de olan biten Çanakkale’de ayağa kalkan o kutsal ruh yerinde anlatılmalıdır genç kuşaklara.

Detaydan uzak bir programdır bu. Yeter ki millet olarak devlet olarak bu programın uygulanmasına yeterli önemi verelim ve inanalım.

Çocuklarımızı ilk, orta ve lise öğretim aşamalarında sınıf geçmeye odaklamaktan vaz geçip mecburi okuma programlarıyla öncelikle kendi kültürümüzün, düşüncemizin her alandaki yazılı eserlerinden, oluşan geniş çaplı eserlerden teşekkül ettirilecek gencin okumasını saplayacak okuma programı hayata geçirilmelidir. Gençlerimizi okumaya yönlendirerek bir yandan Türkçemizi korurken, kültürünü, dilini bilen okuma alışkanlığı kazanmış, bilgiye özendirilmiş nesiller yetiştirmek hedef edinilmelidir. Ayrıca dünya edebiyatının ve düşünürlerin seçkin eserleri okutularak dünyaya bakışları derinleştirilirken okuma sevgisi pekiştirilmelidir. Okuma alışkanlığı kazandırılmadan, okuma sevdirilmeden, çocuklarımıza verdiğimiz diplomalar onların diplomalı cahiller olmasından başka bir işlerine yaramadığı artık anlaşılmalıdır.

Çocuklarımıza ecdadını tanıtmak, maruz kaldığımız düşmanlıkları ve düşmanları yerinde göstermek ve bu düşmanlıkları göğüsleyecek ruhta nesiller yetiştirmek için hiç olmazsa Çanakkale’yi anlatmalıyız. 

Çocuklarımıza ilk, orta ve lise dönemleri olmak üzere en az üç defa masrafları ve organizasyonu devlete ait olmak kaydıyla, gene merhum Mehmet Akif’in “Asımın nesli” diye vecizleştirdiği, gidip de geri dönmeyen o muhteşem neslin, Çanakkale’yi cennet açılan şehadet kapısı, aguşunu açmış bekleyen Peygambere ulaşma yolu yapan, birleştirici o muhteşem Çanakkale ruhu, Çanakkale de yerinde anlatılmalı. O ruh, geleceğimiz olan nesillerin yaş dönemindeki düşünce ve idrakine göre hazırlanacak programlarla ülkenin doğusundan batısına bütün çocuklarımızı aynı gayede birleştirecektir. Buluşturup bütünleştirmenin ötesinde cesaretlendirip yeni hamleler için birer kahraman yapacaktır.

Fakat Türklüğü tehlike gören, tabutluklara tıkan, sanık sandalyesine oturtan, en sonda; bölücülüğe karşı miting yaparken otuz altı etnik dilimden bahisle eşkıyadan daha çok böldüğünün farkında olmayan idraksizlerin, milliğin idrakinde de olamadıkları için kaç nesil heba edildi. Bu idraksizliğin, idrakten, ferasetten uzak, vatanına, diline, dinine, milletine yabancı ve hatta düşman, düşmanına köle nesiller yetişmesinin tek sorumlusu olduğu gerçeğin ta kendisidir.

Daha acı gerçeklerle yüzleşmek istenmiyorsa okumayı seven, ilme aşina, kendine güvenen, tarihinden ders almış, düşmanını tanıyan Çanakkale ruhuyla donanmış nesiller yetiştirmek zorundayız. 

YORUM EKLE