Ganire Paşayeva veya Hocalı'yı Zıpkın Gibi Savunmak

 Hiç kolay günümüz olmadı ama gene de klasik tabiri kullanayım: “Zor günlerden geçiyoruz”.

Doğrusu kahramanlara ihtiyacımız olan bir zamandayız. Hele hele kadın kahramanlara daha çok. Erkeklerin mahvettiği dünyayı yeniden inşa ve ihya edecek kadın kahramanlara.

Dünya toplumların yarısı kadın. Bu insanlığın başından beri böyle. Yarısı kadın olan Türk toplumunda kaç kadın kahraman tanıyoruz ? Hatta toptan insanlık âleminde kaç kadın kahraman hatırlardadır?

Bu sonuçtan insanlık adına hayır ve mutluluk çıkar mı?

Dünyanın en merhametli anneleri, en fedakar eşleri olan Türk kadınlarından neden önderler çıkmıyor ?

Neden dünya ölçeğinde bir hukukçu, standartları yakalamış bir hekim,

çağı okuyan bir eğitimci kadınımız yok?

İslam adına dayatılan Emevi kültürünün baskıları dâhil, kadınlarımızın birinci sınıf insan olmasında engel olan, her şeyi düşünmeli eleştirmeliyiz.

Hikâye erkekler ağzıyla yaratılmış kadın değil, kadının yarattığı hikâye olmalı.

Jan Dark sonradan ünü Fransa'nın dört bir yanına yayılmış bir Fransız Katolik azizesiydi. 16 yaşında evinden ayrılmış ve Yüzyıl Savaşları adı verilen kavganın sadece üç yılında İngiltere’ye karşı ülkesi Fransa'yı savunan kuvvetlerin manevi destekçisi olmuştu. Fransız Ordusu'nda Orleans Kuşatması'na katılıp İngilizlere karşı savaşmıştı. Bir dizi zaferden sonra 23 Mayıs 1431 tarihinde, İngiliz taraftarı güçler tarafından yakalanıp İngiliz yanlısı bir engizisyon mahkemesinde kâfir olduğu öne sürülerek 30 Mayıs 1431 tarihinde Rouen kentinde 10.000 kişinin toplandığı Vieux-Marchè meydanında diri diri yakılmıştı. Yakıldığında henüz 19 yaşında idi.

Meydanlarda yakılmayan ama meydanlara hükmeden Jan Dark’lara ihtiyacımız var. Sadece analık içgüdüsü ile merhamet sembolü olmuş kadınlar değil, var olmak inanç ve direnişi ile donanmış kadınlara ihtiyacımız var.

Jan Dark bedenen yakıldı ama onun temsil ettiği ruh yakılamadı. Tıpkı 1933 lerde İtalyanlar tarafından idam edilen Libya’nın halk kahramanı Ömer Muhtar’ın sehpaya giderken: “ Cellatlarımdan daha uzun yaşayacağım !“ dediği gibi..

Şimdi ne Ömer Muhtar’ı tutuklayıp idam eden İtalyan Generaller hatırlanıyor, ne de aradan neredeyse 600 yıl geçmesine rağmen unutulmayan Jan Dark’ı engizisyonlarda mahkûm edip diri diri yakanlar.

Ganire Paşayeva Azerbaycan Türkü, Azerbaycan Millî Meclisi'nin üçüncü dönem milletvekili olan hukukçu, hekim, gazeteci ve siyasetçi. Türkçe, Rusça ve İngilizce biliyor.. Genç, donanımlı ve cesur..

Hocalı Soykırımını anlatırken, bir buçuk saat boyunca yılmaz bir savaşçı ruhunu, dopdolu bir beyni, kararlı bir dava kadınını seyrettiğimi içtenlikle belirtmeliyim.. Vurgulamalarında, seçtiği kelimelerde, önerdiği yöntemlerde onda bir Jan Dark tavrı gördüğümü söylemeliyim. İskit Kraliçesi Tomris Hatun’un topraklarında doğan Ganire Paşayeva, Hocalı’da yapılan Katliam değil “Soykırım”dır diyor. Çünkü orada masum insanları öldürenler, “biz onları Türk oldukları için öldürdük” diyor. 1948 Birleşmiş Milletler sözleşmesine göre bir grup insanı “etnik kimliği” sebebiyle öldürmek “Soykırım” olarak tarif edilmiştir ve “ben bu tarifi kullanıyorum “ diyor. Böylece yapılan hunharlığın adi suçlarla eş değer kelimelerle hafifletilmesine izin vermiyor. Kararlılık ve şuur budur. “Eğer yapılan hunharlıkları hafife alan deyimler kullanırsak yeni cinayetlere kapı açarız” diyor.. Diplomat budur..

“ Biz her şeyden önce Türklüğü öncelemeliyiz” diyor Ganire Paşyeva.

“Hocalı Soykırım’ı sadece Azerbaycan Türkleri’nin değil, “Ben Türk’üm diyen ve dünyanın neresinde yaşarsa yaşasın Türk olan herkesin boyun borcudur”. Öyleyse “Ben Türk’üm diyen Türkiye Türkleri kenarda durmayın, içinizde hissedin, sorumluluk alın; kırılan, yok edilen senin de kardeşin, hatta dindaşın, hatta bundan öte insanın” diyor ki son derece isabetli bir uyarıdır.

“Bir ülkenin toprağı elinden alınabilir, insanları öldürülebilir, bayrağı değişebilir, baskı ile korku ile dini değiştirilebilir. Ama özü değişmezse o, yeniden bu kaybettiklerini elde eder. Öyleyse bizim için öncelik Türklük Şuurudur!” diyor..
“Yüz yıllarca sürse de biz davamızı savunacağız ve göreceksiniz biz bu davayı kazanacağız, soykırımcıları insanlık gözünde mahkûm edeceğiz” diyor.

Bir davanın savunucusu savunma tekniklerini bildiği kadar, ruhunu da temsil etmeli. Şeklini de temsil etmeli. Adeta o davanın fotoğrafı , anıtı olmalı..

Savunduğu dava ile bütünleşmeli. O dava denince, o akla gelmeli. Tıpkı Kıbrıs denince Denktaş akla geldiği gibi. Ama öyle, bir gün, beş gün, yirmi beş gün değil, insanlık yaşadıkça.. Davalar böyle ete kemiğe bürünür ve böyle kazanılır.
Ganire Paşayevaları çoğaltmalıyız. Allah yolunu açık etsin.

YORUM EKLE