Fırat'ın Ardından...

6O’lı yılların sonlarında da olaylar böyle başlamıştı.

Türkiye'yi Sovyet rejiminin uydusu yapmak isteyen Marksist çeteler üniversiteleri üs edindiler.

Arkalarında kara cübbeli hocaları yer aldı.

Üniversitelerde işgal ve boykotların; sokaklarda da kanunsuz eylemlerin “kızıl sisi”Anadolu'ya kabus gibi çöktü. Dinsiz, imansız, ahlaksız, Fıtrat düşmanı bir rüzgar

Türk yurdunu Sovyet esaretine doğru kasıp kavurmaya başladı.

İşte o günlerde kavruk Anadolu'nun “küfr’ü” tanıyan yüreği harekete geçti ve saf, temiz, yiğit evlatlarını bağrından çıkararak destansı bir direnişi başlattı.

Bağrından çıkardığı her “yiğit”ini tekrar bağrına almak üzere uzun ince bir yolculuk başlattı.

Önce onlar çıktı ortaya.

Kabul etmedik. Olmaz dedik. Reddettik...

Hazmedemediler. Aşamadılar ve saldırdılar.

Durumumuz Çanakkale’de dedelerimizin mevzideki savunma hattında olduğunun aynısıydı.

Onlar Çanakkale'de emperyalizmin “beyaz yalan” tarafına olmaz dediler.

Biz o günlerde emperyalizmin “kızıl yalan” tarafına hayır dedik.

Saldırdılar.

Dün Çanakkale'de olduğu gibi, o gün de aynı uşaklık ve aşağılık hâlleri ile saldırdılar.

Bazen “Sakarya'daki dedelerimizdik, bazen de “Sütçü İmamın” torunları.

1974 Ecevit affından sonra “kızıl rüzgar” yön değiştirdi.

Sovyetler'in ümit ve takati kalmamıştı.Sıcak denizler için yönünü Afganistan’a çevirdi.

Emperyalizmin “beyaz yalan“ olanı, sahte “kızıl cübbesi” ile Anadolu'da esmeye başladı.

NATO gladyo ile sahne aldı. Sözde sosyalistlerin ağzında “Kahrolsun ABD emperyalizmi” sloganı “Kahrolsun faşizm”le yer değiştirdi.

Fakat her iki emperyalizmin de değişmeyen tek hedefi ÜLKÜCÜLER idi.

Yine saldırı altındaydık. Üniversiteleri, okulları, fabrikaları ve sokakları istediler.

Vermedik. Direndik...

Kaosa oynadılar. Önleyemedik, durduramadık devrin iktidarlarına anlatamadık.

1980’e böyle gelindi.

Ağır bedel ödedik. Halen ödüyoruz. Yıllarını cezaevinde geçiren o günün yiğit gazilerinin her birini, gün gün kanser illetinden toprağa veriyoruz.

Oyunu biliyoruz.

Tuzakları tanıyoruz.

Tarafları hücrelerine kadar tanıyoruz.

Dün ne söylediklerimiz ne de savunduklarımız yalanlanabildi ne de yanlışlandırabildi.

Şimdi, bugün... Atlantik - Avrasya kavgasında “ülkücüler” taraf olmayacak, piyon olmayacak.

“ Vasat Akıllı Derin Devletin” Kürtleri bölen “Oslo“ süreci sonucunda Kürtlerin ayrışma süreci devam ediyor.

Ayrılık taleplerini geçici olarak erteleyerek mevcut konjonktürde alabileceklerinin tamamını fazlasıyla almak isteyen İmralı, HDP ve hakim olabildikleri PKK’lılar bir tarafta; ABD ve Batı’nın yanında yer alan “Kandil” ve yeni yapılanan Kürtçü bölücü silahlı mücadele yanlıları bir tarafta.

Gençlerimizi uyaracak ve sahip çıkacağız.

“Vasat Akıllı Derin Devletin” Avrasya ittifakına karşı; Atlantikçilerin Kürtçü teröristleri ülkücülerin üzerine sürerek kaos ve sonrası ihtilal planlarının ülkücüler asla maşası olmamalı ve inşallah olmayacak.

1980 öncesi, ince silik ve badem bıyıkları ile Türkiye'nin varlık yokluk kavgasında tarafsız ve sinsi duruşlarıyla tek bir çile ve risk almadan bugünkü iktidarın nimetlerini paylaşanların aptallıklarının ve kurnazlıklarının bedelini “ülkücüler” ödemeyecektir.

Ülkücüler, ABD ve AB beslemesi “Kandil” katillerinin ülkeyi iç çatışma ile kaosa sokma planlarının bir parçası kesinlikle olmayacaktır.

AKP iktidarının kendi tarafında ittifak ettiği Kürtçüleri koruyarak, çatışma dışına çıkararak “kandil”in bölücü katillerinin “çözüm planına” karşı yapacağı eylemlerin karşısına ülkücüleri çıkarma planı haince, adice ve dünkü gibi korkak ve sünepe duruşlarının ahlaksız bir tekrarıdır.

AKP iktidarının üniversitelerde bir gölge gibi yönetim ve polis takibi ile bunalttığı ülkücülere karşılık, PKK’lı militanlara aynı üniversitelerde gösterdiği kankalıkla yaptığı çirkin tahrik uzun zamandır bizlerce bilinen fakat kamuoyunca bilinmeyen açık bir gerçektir.

Üniversitelerde ülkücüler ile Kürtçü teröristler arasında Kürtçülere yönelik pozitif ayrımcılık yapan her kim olursa olsun bu pis planın bir parçası olur ve bir gün bunun hesabını muhakkak verir.

Bu dönemde ülkücüler kendilerine yönelik pis taktik ve oyunları bozmak için her türlü iletişim kanalını kullanarak elde ettikleri her delil ve kasıtlı tahrikleri hukuk zemininde önce teşkilatlarıyla sonra yetkililerle ve halkımızla bıkmadan ve usanmadan paylaşmalıdırlar.

Artık her ilçede, her ilde ülkücü ve cesur avukat abileriniz var. Dün bu imkânlar bizlerin elinde yoktu. Hemen, hızla hiç vakit kaybetmeden Ülkü Ocakları tüm Türkiye'de bir “acil müdahale avukatlar timini ( AMAT)“ her ilçe ve ilde 24 saat esası ile çalışmak üzere kurmalı. MHP parlamento grubu bu AMAT birimleri ile irtibatlandırılmalı.

Eylem hazırlığında olan, gerginlik yaşanan her üniversite, dekanlık ve bölümde bölücü teröristlerin ve önlem almayan basiretsiz idarecilerin kimlikleri hızla hukuki süreç başlatmak üzere nöbetçi AMAT görevlisine bildirmeli.

Sadece tahriklere kapılmayın, sokağa karışmayın, çatışmaya girmeyin demek yetmez.

Halkımızın vicdanında, hukuk zemininde yapılması gerekenleri de bir bir söylemeliyiz.

MHP ve Ülkü Ocakları yeni gelişecek olaylara karşı teşkilâtlarında yeni birimler oluşturmalı ve bu birimlere neleri yapmaları gerektiği öğretmelidir.

Durun, bir şey yapmayın dedikten sonra şunları yapın ve şöyle hareket edin demezsek, “bekleyinin” anlamı teslim olun demektir. Hiçbir ülkücü bu zilleti kabullenemez.

O zaman kontrolsüz, teşkilatsız ve kızgın kalabalıklar olarak tahriklere ve provakasyonlara açık hale gelirler.

Fırat’ımızın şehadetinden sonra yapılması gerekenleri yapmamak,-- Allah korusun ve bir daha göstermesin—yeni şehidlerimizin vebaline ortak olmaktır.

Ülküdaşlık ruhu siyasi savrulmaların üzerinde millet varlığımızın teminatı en büyük gücümüzdür. Bu güç her türlü pis planı bozmaya yeter.

Gazi hareketimizin son şehidi FIRAT YILMAZ ÇAKIROĞLU’nu rahmetle anıyorum.


Hakkı Şafak SES


YORUM EKLE