FETÖ VE GÖSTERE GÖSTERE GELEN 15 TEMMUZ

 Türk milletinin tarihi hafızasında, millî reflekslerini harekete geçiren maddi ve manevi ağırlığı olan derin ve güçlü manalar yüklü “millî sembol “  değerinde hazine  kelimeleri vardır.“ERGENEKON” bu kelimelerin en eskisi olup  en güçlü olanlarının başında gelir. Onun içindir ki tarihi kodlarında gizli uyarıcı gücünün zayıflatması ve nefretle anılması  için; Türk milletine yönelik en adi, en haysiyetsiz,  en  alçakça tuzağın ve ihanetin adı olarak kullanılmıştır. Ama “Yel kayadan ne aparır.” atasözü misali “ERGENEKON”, Türk milletinin hafızasında yer alan heyecan verici şifresinin değerinden, kurulan tuzaklara ve iftiralara rağmen,  zerre kadar yara almaksızın  ve tam aksine  bir bumerang gibi kendine tuzak kuranların kafalarında patlamıştır. Yeni bir ERGENEKON’dan çıkışa mecbur kalacağımız günlerin arifesindeyiz.

                Türk milleti “Ön Vatan “ toprakları Anadolu'dan  başlamak üzere tüm Türk coğrafyalarında  birliğini ve bütünlüğünü tehdit eden  “Medeniyetler Savaşı “ başlığı altında, “Birleşik Haçlı“  saldırısı altındadır. Tehdidi kavramamız ve alınacak tedbirler açısından geçirdiğimiz süreçte nelerin olduğunu anlamak ve anlamlaştırmak için medyada  yapılan tartışmalar, siyasi iddialar ve yorumlar maalesef çok sığ kalmaktadır. İktidar güçleri, muhalefet, basın, sivil toplum örgütleri,aydınlar tehdidin boyutları, merkezi ve   karargahı ile  hedefleri konusunda tam bir kör dövüşü içindeler.

                Beştepe ve Hükümet geçmişte gafletle geçen zamanı telafi etmek ve aldatılmışlığın verdiği nefsi hiddetle elini kolunu aynı anda, bir kalabalığın içinde kavgaya girmiş adam gibi savurmaktadır. Milletin sadece FETÖ ile mücadelede güvenip rahat etmesini sağlayacak  özel tanzim edilmiş bir kadro ve sadece bu konuya münhasır bir karargah henüz kurulamamıştır. Aynı zamanda yine kamuoyunu tatmin edecek FETÖ ile mücadelenin bir stratejisinin olduğu da  söylenemez. Bu durum ilkesiz bir görüntü vermektedir. Kamuoyunun bildiği,  Bylock’a  ve ne kadar doğru olduğu şüpheli samimi itiraflara ve ihbarlara dayalı bir soruşturmanın sürmekte olduğudur. Kısacası iktidarın her gün her fırsatta tehlikeli, derin ve dış destekli bir ihanet örgütünü her türlü kanalla kamuoyuna 11 aydır anlatmasına rağmen ifade ettiği tehdidin büyüklüğüne uygun kültürel, siyasal ve güvenlik ayağı olan şuurlu ve stratejik bir mücadele verdiği inancı milletimizde  oluşmuş değildir. Tam aksine AKP  terörün siyasi  odağı konusunda koruma ve savunma refleksi göstermekte bu durumda  FETÖ ile mücadelede ciddi güven kaybına sebep olmaktadır. Topun  gelişine göre  vuran, günlük kısa vadeli çözümlerle ve tedbirlerle uğraşıldığı görüntüsü verilmektedir.

                Çetenin beyin takımı, ihanetin karargahındaki  “FETÖ  casus çetesinin lider kadroları“  yurt dışında; iğfal edip kandırdıkları yüz binler ise devletin can havliyle  ele geçirdiği pençesinde hırpalanıp savrulmaktadır. Yanan odunun ne kadarı kuru  ne kadarı yaş yıllar sonra ortaya çıkacaktır. Ergenekon, Balyoz, Ayışığı ve benzeri davalar ile Türk ordusunun zayıflatılması ve millet nezdindeki devlet kurumlarının arasında en fazla güvenilirliğe sahip prestijinin yerlere serilmesi ile başlayan  “casusluk ve ihanet “ hareketleri o gün bütün boyutları  ve  derinliği ile  nasıl kavranılıp gerekli tedbirler alınmadıysa bugün de aynı aymazlık ve şaşkınlık devam etmektedir. Aslında 15 Temmuz darbesi fiili olarak 2003 yılında “ casusluk faaliyetleri” sonucu açılan davalar ile başladı.7 Şubat 2012 MİT soruşturması ile MİT Müsteşarı Sayın Hakan Fidan’a yönelik operasyon 15 Temmuz  depreminin ikinci öncü dalgasıydı. Üçüncü dalga 17- 25 Aralık 2013’te malum yolsuzluk operasyonları ile geldi.

                2003-2011 yılları arasında AKP’li siyasilerin ve teşkilatlarının çoğunluğu ve  Hükümet üyelerinin ekseriyeti yandaş basın ve kalemşorları ile birlikte   “vesayet yönetimi”ne karşıyız  başlığı altında kendi dünya görüşlerine karşı  baskı odakları olarak gördükleri, başta Türk Silahlı Kuvvetleri olmak üzere “laik, seküler” devlet kurumlarına karşı yoğun propaganda içinde oldular.İşte bu ortam FETÖ ihaneti için bir “habitat” ve  koruyucu bir şemsiye oldu.  Devletin  temelini oluşturan  bu kurumları zayıflatma, dağıtma, çözme  ve kurumsal disiplin içindeki liyakatli kadrolarını tasfiye etme  operasyonlarını  FETÖ rahatlıkla ve fütursuzca yapma fırsatını bulurken AKP’ hükümetleri de     “vesayet”ten kurtulma amacıyla birlikte  bu örgütle tam bir simbiyotik (karşılıklı faydaya) dayalı çalışma içinde oldular.

                FETÖ,  “Büyük biraderin” emrinde BOP projesinin gerçekleşmesi için Türk devletinin kurumları ile birlikte zayıflatılması, güçsüzleştirilmesi ve A-refleksi duruma getirilmesi ihanet planı hedefini  adım adım gerçekleştirmek için Hükümete ve devlet kurumlarına nüfuz ederken aynı zamanda  AKP  hükümetlerinin önüne de  “vesayet odaklarından” kurtulma rüşvetini bir fırsat olarak koyuyordu.Bu süre içinde bütün aksaklıklarına ve zayıflıklarına rağmen devletin istihbarat birimlerinin devlet kurumlarına verdikleri raporlarında  ve Ergenekon,Balyoz vb. casusluk davalarının bugün mağdur oldukları anlaşılan tutuklularının yargılandıkları mahkemelere verdikleri dilekçelerde yer alan FETÖ’nün örgüt imamlarının isimlerini ciddiye alıp takip etseler ve açmaları gereken soruşturmaları açarak gerekli araştırmaları ciddiyetle ve sorumlulukla yapsalardı  15 Temmuz ihanet kalkışmasını yaşamazdık. Fakat  AKP siyasi kadroları  tehdidin büyüklüğünü kavrayamadığı için gerekli refleksi gösteremedi. Ya da FETÖ casusluk terör örgütü,  devletin yargı dahil tüm güvenlik kuvvetlerine sızmasının yanında, AKP’li  siyasi kadroların iplerini de  ellerinde tutacak ortaklık, iş birliği ve şantaj belgeleri ile koruyucu bir kalkan oluşturmuş, bu durumun taraflarca bilinmesi de atılması gereken adımların atılmasında tereddütlere ve gecikmelere sebep olmuştur.

                Bu iddiamızı kitaplaşmış bilgiler ve basına dayalı haberler ile resmî mahkeme evrakları ve de 15 Temmuz darbesini sözde araştıran “sarı komisyon” raporlarından onlarca sayfa belge ile ispat etmek mümkündür. Bilindiği gibi SayınYavuz Selim Demirağ ve Sayın Mustafa Ünsal gibi cesur ve vatansever yazarlar ve uzun  yıllar   emniyette görev yaptığı sürece güçlü bir istihbaratçı olarak ismi bilinen Sayın Hanefi Avcı  TSK ve emniyet içindeki  FETÖ yapılanmasını ve çetenin birçok isminin de yer aldığı kitaplar yazdılar.

                Hükümet bu kitaplarda yazılı olan hiçbir bilgiyi ne ciddiye aldı ne de  savcılar  bir soruşturmanın başlangıcı  olarak  netice veren soruşturmalar için harekete geçti. Bu atalet hâli devam ederken bırakın yapılması gerekenleri, hükümet üyeleri, AKP’li vekiller, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere büyükşehir belediye başkanları Türkçe olimpiyatlarında zırıl zırıl ağlamakta,  Gülen meczubuna yalakalıkta yarışarak “Ülkene dön artık.” diyerek  hasret  temannaları çakarak davetler gönderiyorlardı. Ben burada size çok vurucu ve çarpıcı, çarpıcı  olduğu kadarda düşündürücü olan bir  olayı hatırlatmak istiyorum.

                Adil Öksüz denen 15 Temmuz gecesi  Kahramankazan’da arsa peşinde (!)  koşan emlak spekülatörünü (!) artık hepimiz biliyoruz. Bu FETÖ lisanslı casus, aslında emniyetin kayıtlarına 14.01.2015 tarihinde 75 sayfalık bir ifade tutanağına  bütün kimlik bilgileri ve FETÖ çetesindeki TSK sivil  imamlık görevleri ile açık ve seçik olarak yazılarak geçmiş. (1) Sadece Adil Öksüz değil onlarca isim bu ifade tutanaklarında yer almış. Sonra ne olmuş?  İfadesi alınan Adil Öksüz  serbest bırakılmış.Bırakın takip edilmeyi iddia konusu ifadeleri veren samimi itirafçı Ç.A.ya baskı ve telkinde bulunduğu iddiası ile Gazeteci Abdurrahman Şimşek gözaltına alınmaya çalışılmış. Ve tabii ki sonra her nasılsa bütün ifadeler  hasıraltı edilmiş.

                Adil Bey de bu takibatsızlık sayesinde,  15 Temmuz darbesinin TSK  sivil imamı olarak 15 Temmuz’dan on gün öncesine kadar Ankara'da “Işık evlerinde” onlarca abi ve komutanla onlarca toplantıyı en ufak bir takibe uğramadan rahat rahat  yapabilmiş.(2) Sonra da emniyet  ve devletin istihbarat birimlerinin kayıtlarından silindiği için 15 Temmuz gecesi arsa peşinde olduğu yalanı ile paçayı kurtarıp sırra kadem basmış.

                Eğer FETÖ casusluk ve terör çetesini,  yıllar önce yazdıkları kitaplar ve yayınlar ile deşifre eden yazarların derledikleri araştırmaya dayalı bilgilerin doğruluğu ciddiyetle ele alınsa  araştırılsa ve Ergenekon davası ile başlayan süreç “adalet ve hukuk öncelikle” izlenip takip edilseydi FETÖ çetesini ihanet kalkışmasına girişmeden çok önce suçüstü yapmak kesinlikle mümkün olacaktı.

                Bu süreci iyi bilip takip eden  ve en son 15 Temmuz darbesini araştıran “ sarı komisyonun” raporunu okuyan samimi bir vatanseverin ağzından üç cümle kahredici bir azapla ve titrek bir sesle dökülecektir.

-          15 Temmuz bağıra bağıra,  ilan edile edile gelmiş.

-          2003-2010 arasında görev yapmış Hükümet üyesi ve iktidar mensubu, yandaş  ve siyasi isimler  FETÖ casus çetesini hiçbir zaman gerçek olarak fark etmemiş  ve onlarla mücadele yapma ihtiyacı duymamışlardır. Bu yüzden bu siyasi kadroların FETÖ ile mücadele yapmaları daha doğrusu yapabilmeleri de mümkün görülmemektedir. Çünkü üzerlerinde aldatılmışlık, yetersizlik ve FETÖ ile karşılıklı çıkara dayalı şaibe şüphesi vardır. Ve bu yüzden Türkiye'nin zayıflatılıp güçsüzleşmesine  yönelik  kaos ve darbe tehdidi, millete güven veren, milletin inanacağı bir yapı ve ortam oluşana kadar devam edecektir.

 

Hakkı Şafak SES

 

(1)    Erken Uyarı-Devlet Bilgisi-Hanefi AVCI. (sayfa 197), (2) (sayfa 198)

YORUM EKLE