Fethullah Alçağına

Acaba bu topraklar bu coğrafya senden daha alçağıyla karşılaştı mı?

Acaba bu topraklar senden daha büyük bir hain gördü mü?

ALÇAK…

Daha 70’li yılların sonunda vatan diye, devlet diye, din diye ölümü göze alan ülkücülerin fikriyatıyla oynamaya başladın.

Sizi seviyoruz ama liderinizi sevmiyoruz, lideriniz sizinle ilgilenmiyor fitnesi en büyük kozundu.

Hepimiz fakir Anadolu çocuklarıydık, boynu büküklüğünüz, ihtiyaç görür haliniz, sıkıştığınızda saldığınız gözyaşları sizi samimi sanmamıza vesile oldu.

İlk önce Ankara kadrolarına nüfus ettiniz. Biz ölüyorduk Ankara lideri tartışıyordu.

Özellikle Muhsin YAZICIOĞLU’ nun etrafındaki gençler için Türkeş daha o yıllarda şaibeli olmuştu bile.

Taha AKYOL, Erol GÜNGÖR, Namık Kemal Zeybek gibi eli kalem tutanlarda bu işe çanak tutuyorlardı.

Evet, hepimiz kahramandık şüphesiz. Aslan gibi dövüşmüş Türkiye’yi Sovyetlerin peyki yapmamıştık.

Sovyetler rotasını Afganistan’a çevirmiş sıcak denizlere ulaşma, emelini Afgan üzerinden yapmayı deniyordu.

O zaman artık bize gerek yoktu. Türkeş’e devlet bırakılır mıydı?

Kahpece ihtilalcilerle anlaştın. Aslında anlaşmaya ihtiyacın da yoktu. Sen zaten Vatikan’ın köpeğiydin. Hatta belki de Askeri ihtilal yapmaya ikna edenlerdendiniz. Kuduz köpek gibi cezaevlerine saldırdınız.

Şartlar zordu. Zaten birçoğumuz çocuk yaşlardaydık, ciddi eğitimlerimiz yoktu. Sanki her şey bizim dönüştürülmemiz için planlanmıştı.

Cezaevi ziyaretleri başladı. Tek hedef Türkeş’ti.

Türkeş bütün kötülüklerin anasıydı.

En kötü oydu. Ondan dolayı bu zulümler çekiliyordu. O olmasaydı her şey güllük gülistanlıktı. Hatta fikrimizde iktidardaydı.

Zeybek gibi, Agâh Efendi gibi egosu yüksek tiplere de konuşmaya başladı. Zemin hazırdı.

Öyleyse Türkeş yok olmalı, Türkeş kadroları dağıtılmalı ve devşirilmeliydi.

Tamda böyle bir senaryonun baş aktörü oldun.

Devşirilenler Anavatan partisinde siyasete başladı. Diğerleri başta senin cemaatin olmak üzere tarikat ve dergahlara dağıldı.

Dünyayı yönetmek isteyen Vatikan ve onun düzenini oluşturan Haçlı ittifakının baş aktörleri Almanya, Fransa, İtalya, İngiltere için Türkeş artık tehlike değildi.

Koruyamadığımız, boşalttığımız kültür sahasına girdin. Her şey istediğin gibiydi 1984,ten itibaren örtülü ödenek emrindeydi, kullanmaya başladın.

En büyük ilizyonun yurtdışında açtığın okullar oldu. Yurt içinde açtığın yurtlar ve öğrenci evleri artık senin dükkânlarındı.

İhtilalden dayak yemiş Allah (c.c) lafına muhtaç kalmış kadrolar, insanlar baş müşterindi.

Bundan sonra işin çok kolaydı. Ağlayacaksın, zırlayacaksın Gazetelerin tirajı artacak, Televizyonlarının sayısı artacaktı.

Kuracağın dershanelerde bu asil milletin çocuklarını köle olarak devşirecek, şirketlerin para basacak, Türk Cumhuriyetleri ve Afrika Cumhuriyetlerinde ki faaliyetlerinde sana hizmet edecek, böylece tüm Türk ve İslam coğrafyasını köpeğin olduğun Haçlı ittifakına ve Vatikan’a bağlayacaktın.

Aynısını da yaptın.

Sen olmasaydın asla başta Türk Cumhuriyetleri Haçlı ittifakının 8. Sınıf teknoloji ve sanayi çöplüğü olmazdı. Tüm Avrupa’nın eskimiş hurda sanayilerini bu bölgelere taşıdınız.

Bu arada ilizyon devam ediyordu.

Türkçe Olimpiyatları diye dünyadan getirdiğin çocukların 3-5 kelime Türkçe konuşması söylediği şarkılar ezik yenilmiş gönüllerimizi mutlu ediyordu.



Aslında masken düşeli 35 yıl oldu da biz edebimizden haykıramadık. Benim gibi haykıranlarımız da başta kendi arkadaşlarımız tarafından şamanlıkla suçlandı.

ALÇAKTIN.

Alçaklığın 86’daki eski siyasilerin yasakların kalkmasındaki referandumda zirveye çıktı. Son zamanlarda demokrasi havarisi kesilmiştin ya o zaman yasaklar devam etsin diye bir yerlerini yırttın. Yırtınanlar sade senden ibaret değildi. Bugün ters düştüğün Hüseyin Gülerce de Türkeş Kenen Evren’in resepsiyonunda smokin giydi diye bi taraflarını yırtıyordu. Tabi bu alçak faaliyetlerde yalnız değildin.

Diğer cemaatler ve tarikatlarda sana saz arkadaşlığı yapıyordu. Özal iktidardaydı, hepiniz mutluydunuz.

Kahpelikleriniz tabii ki bitmedi. Allaha şükür ki çevirdiğiniz fırıldakları Türkeş ve Erbakan bozdu. İttifak yaptılar.

Legal zeminde Mecliste 11 yıldır kendilerini ifade edemeyen camialar kendilerini temsil ve ifade etme şansı yakaladılar.

Gerçi iki camiada hazır değildi neyse o başka bir bahis konusu.

Hemen yeniden Ülkücüleri bölme senaryolarınız başladı.

Muhsin YAZICIOĞLU’na yürü dediniz dağlar senin arkandan yürüyecek dediniz yürüdü. Muhsin Abi bir baktı ki dağlarda yerinde, tepelerde.

Peki, ne oldu?

Şehit misyonlu hareketin içine fitne girdi. Ülkücülerin iktidara varışı engellendi. Sadece bu kadarla kalmadınız. Arkadan Sadi SOMUNCUOĞLU’ a MÇP’ ye karşı MHP’Yİ açtırmaya kalktınız.

Büyük Türkeş orda da kendisine inananlarla oyunu bozdu. Sonra MÇP’ nin adı MHP oldu. Bizim ocak dergisi ülkü ocağı oldu, KUDURDUNUZ.

Türkeş büyüktü, Türkeş adamdı. İhtilalcilerden ve sizin gibi suç ortaklarından gasp ettikleri isimlerimizi geri aldı.

Tabi azgınlığınız bitmedi.

Türkeş dirilmişti. Salyalarını sildin. Köpektin ya köpekçe etrafımızda gezmeye başladın.

Türkeş’e büyüğüm diyordun. Açtığın yolda yürüyoruz diyordun.

Alçak.

En büyük zararı Türk Cumhuriyetlerinde ve dağılan Sovyet cumhuriyetlerinde verdin.

Türk Cumhuriyetlerinde yaptığın kahpeliklerinle devam edeceğiz.
YORUM EKLE