Ermenistan'daki İsyan'ın Geleceği ve Halk

19 Haziran 2015 tarihinde Erivan'da elektrik fiyatlarının artırılması nedeniyle binlerce kişi protesto için Özgürlük Meydanı’nda yürüyüş düzenlendi ve oturma eylemi yapmışlardır. Polis bu eylemlere karşı şiddetli şekilde müdahale etti ve birçok eylemciler ve gazeteciler tutuklanmışlardır. Ona rağmen gün geçtikçe protestoya destk verenler ve katılanların sayısı artmakta ve dün eylemciler Cumhurbaşkanlığı Sarayı'na ulaştıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Sarayı önünde oturma eylemi yapmaya devam etmektedir. Protestocular Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan'dan elektrik fiyatlarının artırılması kararının geri çekilmesini ve gözaltına alınan eylemcilerin serbest bırakılmasını talep ediyor. Polis tarafı da Erivan’ın merkezinde barikat kurmuş ve eylemlerin son verilmesini istiyor. Levon Ter-Petrosyan ve Raffi Hovhannisyan gibi Ermenistan’daki muhalifler, sanatçılar ve aydınlar da Polis ve iktidara sert tepki göstermiştir.

Bu eylem, Ermenistan’daki iktidarın halkı susturmak için kullandığı “Ermeni Soykırımı” iddiasının Ermenistan’daki Ermeni halkı arasında artık geçerliliğini kaybetmeye başladığını açıkça göstermiştir. Ayrıca bu olayda Ermeni tezini savunan Batı yanlısı-Rusya yanlısı çatışması arasında normal halkın sesinin kısılması da söz konusu olacaktır.

Sovyet Birliği dağıldıktan sonra, özellikle Robert Koçaryan zamanından itibaren Koçaryan kendi meşruiyetini güçlendirmek için “Ermeni Meselesi” ve “Hay Dat” doktrinini aktif şekilde kullanmaya yönelmiştir. O, iktidara gelirken diasporanın milliyetçiliğiyle işbirliğini her konuda ileri sürmüştür. Koçaryan, Ermenistan’daki diasporanın etkinliğini artırmak için çeşitli tedbir almış ve diaspora-Ermenistan ayrımını kaldırmaya çalışmıştır. Bunun önemli unsuru ise “Ermeni Meselesi” üzerinde kurgulanan “Türk nefreti”dir. Koçaryan, “Ermeni Meselesi” konusuna her ortamda vurgu yaptı ve Türkiye ile ilişki kurmak için “soykırım”ın tanınması gibi ön şartları koymuştur. Böylece Koçaryan bu meseleyi diş politikasını en önemli gündemi haline getirmiştir. Yani Koçaryan, Ermeni kimliğinin temelindeki “Ermeni Meselesi” ve “Hay Dat” doktrinini kullanarak Ermeni diasporasının hem ekonomi hem de siyasal desteklerini sağladı. Böylece diaspora Ermenileri ve Taşnak Partisi gibi milliyetçi kesiminin desteğiyle kendi meşruiyeti güçlendirmiştir.

Aynı zamanda sosyo-ekonomik açıdan kötü durumdaki Ermenistan’da hükümet milliyetçilik ve “Hay Dat” doktrinine dayalı eğitim ve televizyon yayınlarıyla Ermeni milliyetçiliğini yüceltmeye yönelmiştir. Yani Ermenistan halkının şikâyeti ve eleştirileri hükümete doğru yönelmemesi için eğitim ve yayın gibi alanlarda “barbar ve acımasız düşman Türkler” iması gündeme taşınmıştır. “Devamlı mağduriyete karşı direnip zafer kazanan kahraman Ermeniler” ve “Ermeni milletinin en büyük felaketi olan Ermeni Soykırımı” gibi ifadeler sürekli olarak kullanılmaktadır. Böylece Ermenistan kendi kimliği içindeki “Ermeni Meselesi”nin yerini pekiştirerek, ayrıca Ermenistan’daki halkın şikâyetini ve öfkesini Türkiye’ye yönlendirerek ulus-devlet olarak meşruiyeti güçlendirmeye yönelmiştir. Mesela, günümüzde Ermenistan’daki milliyetçiler Ermeni-Türk ilişkilerinin normalleşmesi ve Türkiye-Ermenistan sınır kapılarının açılmasının yanlış olduğunu ve Türkiye’nin Ermenistan ve Ermeniler için ciddi tehdit olduğunu vurgulamakla kötü durumdaki halkı susturmaya çalışmaktadır.

Aynı zamanda Ermenistan’a göre Dağlık Karabağ, Ermenilerin “Barbar ve acımasız” Türklerden “kendi gücü ve çabası”yla kazandığı kutsal toprağın bir parçasıdır ve tarihte her zaman “kurban olarak yaşamaya devam eden Ermeniler”in “başarısı, kahramanlığı ve kudreti”nin sembolüdür. Bu yüzden Ermeni milliyetçileri ve Ermenistan hükümetinin meşruiyeti için Karabağ’da Ermeni ordusunun devamlı kalması, başka deyişle Karabağ Meselesi’nin çözülmemesi söz konusudur. Karabağ Meselesi çözülmediği sürece hem “Ermenilerin başarısı ve kahramanlığı”nın sembolü olarak Karabağ’ı hem de “acımasız, düşman ve barbar” olarak nitelendirilen Türk imajını onlar kullanmaya devam edebilirler. Böylece 21. yüzyılların başına kadar Karabağ Sorunu ve Ermeni Meselesi iktidarın halkı susturup kendisine bağlı tutmakta oldukça önemli rol oynuyordu.

Fakat zaman geçtikçe Ermenistan içinde gerçek ve hayal arasında çelişkiler büyümeye başladı ve durum gittikçe kötüleşmektedir. Ermenistan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile ilişkileri kötüleştikçe Ermenistan bölgede izole edildi ve Ermenistan’ın dünya sistemine entegrasyonu engellenmektedir. Bu durumdan dolayı Ermenistan’ın sosyo-ekonomik hayatı gittikçe kötüleşmektedir. Ayrıca yurtdışından gelen desteklerin çoğu Karabağ ve elitlerin ceplerine gidiyor ve Ermenistan’ın özellikle kırsal kesimindekiler Ermenistan hükümeti ve diaspora tarafından “terk edilmiş” durumdadır. Ermeni halkı Ermenistan’daki adaletsizliğe maruz kalmaktadır. Böylece Ermenistan’daki halk ve diaspora-iktidar arasında kopukluk büyümeye başladı ve halk kesimi “Ermeni Soykırımı ve Karabağ” söylemlerinden artık bıkmaya başlamıştır. Bu ay ortaya çıkan isyan da “demokrasi ve özgürlük” talebinden daha çok yaşam şartlarının zorlaşmasından kaynaklanmakta ve bu durum, Türk düşmanlığı ile sakinleştiremeyecek kadar Ermeni halkının iktidara karşı öfkesi ve umutsuzluğunun büyüdüğünü açıkça göstermektedir.

Fakat Ermenistan’da isyan ve kargaşa devam ettikçe Batı güçleri, Rusya ve Ermeni diasporası gibi unsurların olaya müdahalesi artmakta ve bu, “halkın isyanı”ndan iktidar üzerindeki “Batı-Rusya” kavgasına dönüşüp halkın asıl sesinin kısılması tehlikesiyle karşı karşıyadır. Gerçekten de, başta aşırı Tükiye karşıtı olan Amerika’daki Ermeni diaspora grubu “System of the Down” üzere birçok Ermeni diasporası bu eylemi “demokrasi ve özgürlük için mücadele” olarak tanımlayarak açıkça destek vermekte ve Batı ülkeleri de Ermenistan’ı açıkça eleştirmeye başlamışlardır. Bu durumda Ermenistan’daki olay “Türk düşmanlığını savunan Batı-Rus kavgası”na dönüşüp, Türklerle barışıp ilişkiyi iyileştirmek isteyen halklar bu süreçten dışlanacaktır. Böylece Ermenistan’da siyasete karşı ilgisizlik ve umutsuzluk daha da artacak ve yurtdışına göçler daha da artabilir.

Ayrıca Ermeni tezini savunup 2013’teki Gezi Eylemi’ni destekleyen Türkiye’deki Marksist-Liberallerin çoğu Ermenistan’daki bu isyana ilgi göstermemekte ve bu, onların asıl hedefinin “ezilen halklarla birliktelik ve dayanışma”, ya da “Ermenilerle dayanışma” olmayıp “Türkiye’yi vurmak” olduğunu göstermektedir.

Bu olayı, Ermenistan’daki halkın artık “Ermeni Meselesi”nden bıkıp iktidara oldukça kızgın olduğundan başka Türkiye’deki Marksist-Liberallerin aslında Ermenistan’daki halka o kadar ilgilenmediğini tespit etmiştir.

YORUM EKLE