Erdoğan'ın Hisseli Harikalar Kumpanyası Sunar İki Perdelik Koalisyon Tiyatrosu

Türk milleti 42 gündür siyasi bir tiyatro izliyor. Yazarlığını Tayyip Erdoğan’ın yaptığı bu koalisyon tiyatrosunda başrollerde Ahmet Davutoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu ve Bizimki oynuyor. Gerçi Bizimki daha ilk geceden “en erken tarihte seçim olsun” diyerek senaristten rol çalarken, ortamı uygun bulup denk getirdikçe “AKP ile CHP koalisyon kurmalıdır” diyerek yönetmenden bile rol çalıyor olsa da, asıl rolünü Davutoğlu’yla yaptığı hikayeden(!) koalisyon görüşmelerinde oynadı.

Birinci perde “istikşafi görüşmeler”le açıldı. AKP, CHP ile 32 gün boyunca “istikşafi görüşme” yaptı. O güne kadar biz de bunun ne anlama geldiğini bilmiyorduk. Ama 32 günün sonunda Davutoğlu CHP’ye koalisyon teklifi yerine kendi azınlık hükümetine destek isteyince meseleyi anlayabildik. Meğersem “istikşafi görüşme” demek “oyalama görüşmesi” ya da “bunu saymam, yeniden seçime gidelim” faaliyetleri demekmiş. AKP 13 yıllık iktidarında ana muhalefet partisini keşfedememiş de şimdi 32 günde keşfediyormuş.

CHP 32 günde rolünü güzelce oynayıp sahneden çekildikten sonra sıra Bizimkine geldi ve tam 3 gün geçirildikten sonra 2. perde açıldı. Sahnenin bir tarafında Bizimki, yanında iki tane çanta. Biri siyah, küçük, mütevazı evrak çantası, diğeri MHP’nin Koca Yusuf misali 100 okkalık büyük çantası. Diğer tarafta Davutoğlu ve saz arkadaşı.

Bizimki hemen oyuna giriyor ve AKP ile koalisyon kurmak için 4 şartının olduğunu, lafı dolandırmadan dim direk hem de Davutoğlu’nun bizzat yüzüne karşı, söylüyor.

Biiir, Anayasanın ilk dört maddesi değişmeyecek,

İkiii, Cumhurbaşkanı Erdoğan Anayasal sınırlarda kalacak,

Üüüç, 17-25 Aralık yolsuzluk iddialarının incelenmesi sağlanacak,

Dööört, Açılım süreci rafa kalkacak.

Ve devam ediyor, (ne olur ne olmaz Davutoğlu yanılıp yasılıp belki şartları kabul eder korkusuyla, ön almak için aceleyle) “Siz bunlara evet diyemeyeceğinize göre sizinle koalisyon kuramayız.” Davutoğlu oldukça mutlu bir yüz ifadesiyle hemen araya giriyor ve Bizimkini teyit ederek repliğini söylüyor; “Evet iyiki hatırlattınız, doğru söylüyorsunuz efendim, bu durumda sizinle koalisyon zeminimiz oluşamamıştır.”

Şimdi biz Bizimki’nin şartlarının ne kadar samimi ve gerçekçi olduğuna bir bakalım.

Biiir, Anayasanın ilk dört maddesini, bırakın bir koalisyon hükümetinin ortağını, TBMM de 550 milletvekiliniz olsa dahi değiştiremezsiniz. Bunlar anayasanın 4. Maddesine göre “değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek” maddeleridir. Bu maddeler Türkiye Cumhuriyetini kuran yüksek iradenin değiştirilmesini yasakladığı maddelerdir. Türk devleti yıkılıp yenisi kurulmadıkça bu maddeleri değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Dolayısıyla bu hususu koalisyon için siyasi şart olarak masaya sürmek millete rol kesmekten başka bir şey değildir.

İkiii, Cumhurbaşkanının anayasal sınırlar içerisinde kalması konusu siyasi müzakerelerle karar altına alınabilecek bir mesele değildir. Çünkü Anayasamız “Hiç kimse yada kurum kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz” der. Yani ister cumhurbaşkanı isterse başbakan olsun hiç kimse Anayasa dışına çıkamaz, anayasada verilmemiş bir yetki kullanamaz. Şayet Cumhurbaşkanı anayasal sınırların dışına çıkarsa bunu Bizimki, bir yandan hükümet ortağı olarak icrai yetkileriyle önleyebilirdi, diğer yandan TBMM deki diğer parti guruplarıyla birlikte Cumhurbaşkanına karşı hukuki müeyyideleri harekete geçirebilirdi, yasalar çıkarıp Erdoğan’ı anayasal sınırlara çekebilirdi. Örneğin, AKP’ye rağmen muhalefetle iş birliği yaparak Cumhurbaşkanlığının örtülü ödeneğini kaldırabilirdi, tekrar Çankaya’ya taşınmasını sağlayabilirdi, yetkilerini sınırlayabilirdi. Bunlar hükümetten ziyade parlamento çoğunluğunun yapabileceği işlerdir.

Üüüç, 17-25 Aralık meselesi koalisyonların veya hükümetlerin değil TBMM’nin ve hukukun meselesidir. Bakanların Yüce Divan’a sevkine hükümet değil Meclis karar verir. Bu konuda parti grupları karar dahi alamaz. Milletvekillerinin bireysel vicdanları esastır. Bunu Bizimki aslında 57. Hükümette bizzat kendisi yaşadı. Hükümet ortağı olduğu ANAP Genel Başkanı Mesut Yımaz’la ilgili oylamada “yargılansın” yönünde oy kullandı, kimse bunu bir hükümet meselesi haline getirmedi ve koalisyon da bu yüzden bozulmadı. Dolayısıyla bu konuyu koalisyon görüşmelerinin koşulu olarak ileri sürmek abesle iştigaldir.

Ayrıca “ver Bilal’i al İktidarı” demek milletin aklıyla dalga geçmektir. Bilal Erdoğan Bakan ya da milletvekili değil ki siyasetin konusu olsun. Bilal Erdoğan yasama dokunulmazlığı olmayan, yargılanması özel kurallara tabi tutulmayan, hukuk karşısında sade bir vatandaştır. Cumhuriyetin savcıları ve hakimler hiçbir izin yada prosedüre bağlı olmadan hakkında işlem yapabilir, tutuklayabilir, yargılayabilir, mahkum edebilir. Hatta Bizimki koalisyonda Adalet Bakanlığını alırdı, namuslu hakim savcılar atardı, onlarda gereğini yapardı. Hükümet buna engel değildir ki bunu hükümet şartı yapıyor.

Dööört, sizce Çözüm süreci yada müzakere masası diye bir şey kaldı mı? Terör baş kaldırmış, Türkiye yangın yerine dönmüş, bölücü tehdit bölgede kurtarılmış bölgeler oluşturuyor, TSK ve Polis her gün çatışmaya giriyor, Kandil bombalanıyor, 45 günde 60 şehit vermişiz, 300 terörist öldürülmüş, Bizimki sanki ortada bir süreç kalmış gibi “süreç rafa kaldırılsın” diyor. Yahu ortada süreci kaldırıp koyacak raf bile kalmadı. Türk Devleti bebek katilleriyle adeta varoluş savaşı veriyor, ülke iç savaşa doğru hızla sürükleniyor, Bizimki hala “süreç bitsin” diyor. Bunu bir koalisyon koşulu olarak ortaya sürüyor. Bunlar tiyatro değil de nedir?

Sen Ey Bizimki, MHP’lilerle, ülkücülerle dalga mı geçiyon Allasen!
YORUM EKLE