Enver Altaylı ve Soner yalçın

Soner Yalçın'ı hepiniz tanırsınız.
Enver Altaylı’yı yeni nesil kaç ülkücü tanır bilemiyorum.
Ama kesin olarak  biliyorum ki yeni nesil ülkücüler Soner Yalçın ismini Enver Altaylı isminden çok daha fazla duymuşlardır.
Çünkü Soner Yalçın “halkın istihbaratçı, araştırmacı gazeteciliği”(!) gereği  Perinçek abisinin rahleitedrisinden geçerek ABD-CIA-Ülkücüler ve Türkeş üzerine yazılar yazmayı hem çok sever hem de görev edinmiştir.  Dolayısıyla  Türkeş’e ve ülkücülere atıf yaparak yazdığı yazılar hepimizin dikkatini çeker ve onun sıkı bir okuyucusu oluruz.
Ayrıca din-tarikat-siyaset-soy-sop-azınlıklar-dönmeler konularının da her zaman   gazetelerin merakla okunan  3. sayfa haberleri ve fal sütunları gibi cazibeli konular olduğunu bilerek bu sahada da iyi “ticari” getirisi olan kitaplar yazmış olması da bilinirliliğini arttırmıştır.
Ayrıca sol ve sosyalist cenahın “revizyonist sosyal faşist”  diye zamanında birbirlerini suçlasalar da konu karşı mahalle olunca birbirlerini destekleme ve medyatik yapma gibi kıskanılacak özellikleri sayesinde de  kamuoyunca da tanınırlılığı artmıştır.
Propaganda ve kamuoyu oluşturma görevinde “Avrusyacı”  cephenin ön saflarında  yer alan Soner Yalçın'ın son yıllarda aktif siyaset sahnesinde resmi ve şahsi olarak bulunmayan, hatıralarını kitaplaştıran ve emekliliğin boş vaktini sakin bir şekilde yaşayan Enver Altaylı’yı ikide  bir gündeme getirmesi ve ısrarla ABD-CIA-Türkeş - Fuat Doğu Paşa-Ruzi Nazar, casusluk zincirinin son halkası olarak ifade etmesi ne anlama geliyor?
 Bu yazıları ile neyi hedefliyor?
 Sadece ideolojik bir tatmin mi yoksa kalemşorluğunu yaptığı AVRUSYACI kanadın devlete yerleşme stratejisinde enterne edilmesi gereken  taktik bir hedefi işaret etmek etmesi mi?
Bu konuyu açmadan önce Perinçek  yetiştirmesi,  ülkücüleri yazdığı bir kitapta  “Başbuğ'larının evinin önünde görüşme öncesi  yarım saat kurt gibi uluyarak nöbet tutarlar.” diye anlatan Soner Yalçın'ın hedefine aldığı Enver Altaylı büyüğümüzü de birkaç satırda olsa yeni nesil ülkücülere anlatalım.
Hayat hikâyesini, daha doğrusu hiç bitmeyen heyecanını ve mücadele azmini anlatan biyografisini rahmetli yazarımız İrfan Ülkü kaleme almıştı. “Büyük Oyundaki Türk: ENVER ALTAYLI”
Ülkücü hareket içinde Rahmetli Başbuğ'un en yakınında yer alan isimler arasında bu hacimde biyografisi  yazılmış  ikinci bir isim yoktur.
Bu durum  o günlerde Başbuğ'un yanında olan en değerli ve en güçlü kimlik Enver Altaylı’dır anlamı taşımaz. 
Fakat bir biyografiden çok 80 sonrasını ve soğuk savaşın son bulduğu 1991 sonrasının gelişmelerini de anlatan bu hatırat kitabı okunduğunda gayet açık olarak görülecektir ki Enver Altaylı ismi seksen öncesinde KGB’yi ciddi rahatsız eden hedefteki bir adamken 90 sonrası yaptıkları ile Rusya’yı  ve KGB’nin devamı FSB’yi   80 öncesinden daha fazla rahatsız etmiş bir isimdir.
Onun çocukluk yıllarında  ata ocağından aldığı, daha sonrada  Başbuğ'un yanında  Turan ideali ve  Türkistan’a hürriyet ülküsü ile  pişen fikir ve inanç dünyası,  80 sonrasında yaşadığı zorlu kaçaklık ve çile yıllarına rağmen sönmemiş, pusuda sabırla bekleyen bir avcı misali Sovyetler'in dağılma süreci ile birlikte yeniden alevlenmiş ve  yeni Türk devletlerinin kuruluşu faaliyetlerinde  en ön safta yerini almıştır.
Yani inandığı ülküsü ve yetiştirildiği özel görevinin inatçı ve sürekli bir  takipçisi olmuştur. 
Rahmetli Özal'ın ve devamında Rahmetli Demirel'in görev süreleri boyunca Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni temsilen Cumhurbaşkanlığı makamının resmi görevlisi ve baş danışmanı olarak görev yapmıştır. Ve  çok önemli  stratejik işlerin de planlayıcısı ve bizzat uygulayıcısı olmuştur.
Çünkü daha gençlik yıllarında MİT Müsteşarı Fuat Doğu Paşa’nın yakın arkadaşı Türkeş’ten
“Bana Sovyetolog olarak yetiştirmek üzere zeki bir genç ver.” dediği  gün kaderi çizilmiştir.
Türkeş,  Buhara’dan 1890’larda Hicaz'a göç etmiş, İngiliz'lere karşı Osmanlı ordusunda savaşmış sonra Anadolu'ya geçerek Atatürk'ün yanında  İstiklal Savaşı’na katılmış istiklal madalyası sahibi  Medresetül Ümerada müderrislik yapmış, Cumhuriyet Dönemi’nde Osmaniye Müftüsü Abdurrahman Kavuncu’nun torunu,  askeri liseden beri  tanıdığı  Enver Altaylı’yı bu görev için seçmiş ve rahmetli olana kadar da ilişkisini ve irtibatını hiç kesmemiştir.
Türkiye'nin yurt dışı  eğitimli  yetiştirilmiş ilk ve tek Sovyetologudur.
İşte 71 yaşında hâlâ komünist kalıntısı Rus yancısı solcuların hedefinde olmasının da tek sebebi budur.
Çünkü dostlarının değil düşmanlarının çok daha iyi tanıdığı biri olarak nefes aldığı müddetçe  “Rus emperyalist planlarına karşı oyun kurucu olma potansiyeline sahip FSB’de yani Rus CIA’sında kaydı olan en önemli isimlerin başında gelmektedir.
Bizim eski komünistlerin yeni Rus yancısı  olanlarının ( ben nezaket olarak onlar kadar kolay casus demek istemiyorum) iflah olmaz bir hastalığı vardır.
Türkiye'de binlerce  CIA ajanı ve hizmetlisi olduğuna inanır hafiyelik yaparlar ki muhakkak vardır;  Türk'ün, jeopolitik gereği rejimi ne olursa olsun  stratejik düşmanı olan Rus’un ülkemizde tek bir ajanı ya da uşağı var mıdır, yok mudur akıllarına gelmez.
İşte bu yüzden yıllardır soğuk savaş döneminden beri ellerindeki yaygın ve etkin propaganda gücü olarak kullandıkları her mekanizmada MİT ajanı sıfatını alçak, hain aşağılayıcı bir ifade olarak zihinlere yerleştirmişlerdir.
Basit bir önerme.
Bir milletin  “milli istihbarat teşkilatının” düşmanı kim olur?
Elbette ki o milletin düşmanlarının “milli istihbarat teşkilatları ve onun satın aldığı yerli iş birlikçileri.”
Enver Altaylı MİT’te görev yapmış ve özel yetiştirilmiş bir bürokrattır.
Aynen Galip Erdem ağabeyimiz gibi.
Sağlık Bakanlığında ya da Enerji Bakanlığında veya herhangi bir  bakanlıkta  görev yapmış bir bürokrat arkadaşımızdan bizim gözümüzde  hiçbir farkları yoktur ve olmamalıdır.
Enver Altaylı Sovyetolog olarak görev yapmış MİT ajanı imiş.
Bundan kim rahatsız olmalı?
Elbette Ruslar. 
Niçin? Çünkü Sovyetler'i dağıtma projeleri  için yetiştirilmiş bir casus bir ajan.
Ruslar adına sen niye rahatsız oluyorsun arkadaş demezler mi adama?
Ama arkadaş bu işi Ruzi Nazar üzerinden CIA’le iş birliğine bağlayarak  bir MİT görevlisini görev yaptığı zamanda ABD ajanı olarak göstermek mecburiyetinde.
Hem de bugün bu zamanda ve adam bir emekli iken.
KGB Ajanı Putin’nin stratejik gözüm kulağım dediği ve operasyonel gücü Ruzi Nazar’dan çok daha güçlü olan  ve bugün aktif görevde bulunan  Dugin ile yakın dostluğu ve iş birliği Doğu Perinçek’i  Rus ajanı yapmıyor, fakat NATO güvenlik konseptinde Almanya'da  Sovyetler'e karşı kurulmuş en ciddi ve güçlü  Sovyetolog yetiştiren okuldan mezun ve o dönemde Almanya'da görevli hemşehrisi CIA görevlisi Özbek  Ruzi Nazar’la  devletinin bilgisi dahilinde stratejik düşmanları olan Rus'lara karşı taktik iş birliği içinde olan Sayın Enver Altaylı  direkt CIA ajanı oluyor öylemi?
O zaman NATO çerçevesinde soğuk savaş döneminde, görev  gereği   Sovyetler'e karşı planlanan her projede yer alan ve ABD’li görevlilerle çalışan  ne kadar asker ve MİT görevlisi varsa alayı bu mantıkla  casus olmakla suçlanabilir.
Beni diğerleri ilgilendirmiyor.
Çünkü tanımıyorum.
Ben Türkçülüğünden ve Türk milliyetçiliğinden zırnık şüphem olmayan ve Türkeş'in yanında tanıdığım ve Başbuğ'un vefatına kadar da birlikte mesaisinden ve de güveninden emin olduğum Enver abimize karşı;  hayatı  boyunca ABD düşmanlığını Rus ve Sovyet sempatizanlığı şemsiyesi altında yapmış ve  ülkücüye  kin ve nefretini her fırsatta kaleminden akıtmayı görev bilmiş bir müfterinin propaganda maksatlı yaptığı yayınlarından rahatsız oldum ve  kendimi  bu yazıyı yazmak mecburiyetinde hissettim.
Maalesef çoğu zaman birçok arkadaşımız  solun ve yayın organlarının “CIA ve MİT”  ikiz şablonunun kasıtlı kullanımının tesiri ile “milli perspektifimizin” gereği göstermemiz gereken karşı duruşları göstermekte imtina ediyor.
MİT’in  müessese  olarak varlığının  ve görevlerinin  tartışılası ve topluca düşman unsur olarak görülmesi ve orada görev yapan her kişinin  eski  soğuk savaş dönemi komünist propagandası ile aşağılık ve adi, pis işler yapan insanlar olara nitelenmesi ancak Türk milletinin düşmanlarının yapacağı bir iştir.
Türk Devleti’nin her kurumunda olduğu gibi elbette  MİT’te de  ülkücüler ve Türk milliyetçileri olacaktır ve olmalıdır da. Hatta kahır ekseriyette olmaları yaşadığımız ve yaşayacağımız önümüzde ki zor günler düşünüldüğünde bir gereklilik olarak görülmeli ve istenmelidir.
Keşke şu yaşadığımız kritik günlerde ABD ve RUSYA arasında savrulmalar ve git geller olurken,
50 yıllık birikimi ve tecrübesi ve de en önemlisi   sahada bire bir yaşadığı operasyonel tecrübeleri ile ve 1991 sonrası devletin en yüksek makamı cumhurbaşkanlığının özel görevlisi olarak o sürecin arşiv ve ajandasına sahip Enver Altaylı’nın görüşleri  dinlenip dikkate alınsa.
Türkiye'nin eyalet projesini dillendiren eksantrik fikirli, kazıyınca altından ne çıkacağı şüpheli nev zuhur tiplere danışılan günümüzde bu ümit çok mantıklı değil biliyorum.
Fakat şimdi acaba diyerek düşünüyorum.
Düğün  değil dernek değil eniştem beni niye işaret ediyor diye yazı kaleme alarak CIA, MİT,Türkeş ve Enver Altaylı kelimeleri alt alta, yan yana yazılarak ihtimal dahilinde olan Avrusyacı görüşlere karşı muhtemel bir tehdidin önümü kesiliyor ve  bir yerlere sakın ha  dokunur temas ederseniz  cız yanarsınız göndermesi mi yapılıyor?
Merak edenler ve konu ile ilgilenenler yakında İngiltere'de ve ABD’de aynı anda İngilizce olarak yayımlanacak olan daha önce de Türkiye'de basılan Enver Altaylı’nın Ruzi Nazar: CIA’nın Türk Casusu isimli kitabını okuyabilirler.
Sovyetler'in yıkılması ile varlığına 80 öncesi Türkiye'de yaşayan Türk’lerin çoğunluğuna inandıramadığımız Türkistan Türklüğünün parçaları olan Kazak’ların ,Azeri'lerin,Özbek'lerin,Kırgız’ların hürriyetlerini  kazanmalarını elbette bizde yürekten istedik.
Ve haklı çıktık.
ABD’de kapitalizmin emperyalist gücü olarak aynı hedefi yani Sovyetler'in yıkılmasını elbette istedi ve bunun içinde çalıştı.
Stratejik hedefleri farklı olan ülkelerin ve milletlerin bazen  taktik  anlamda ortak düşman paydası oluşturmaları olağandır.
Taktik iş birlikleri mekânla ve zamanla ve hedefle sınırlıdır. Fakat stratejik iş birlikleri Katolik nikahı gibi zor bozulur ve bozulma süreci ve de neticeleri çok sarsıcıdır.
Türk milliyetçilerinin   ve  lkücülerin tek bir stratejik dostu vardır “Türk Dünyası”.
Bu hedefe giden yolda geçici taktiklerin fotoğraflarından zoraki hain ve  iş birlikçi çıkarmak,  katırı doğurtmak çabası gibi boş uğraştır.
Fakat birilerinin Avrusyacı şemsiyesi altında RUS stratejik dostluğuna soyunduğu  apaçık ortadadır.
Herkesin  gözünden kaçsa da bizlerin gözünden kaçmamalı.
Allah'a şükür kırk yıldır stratejik olarak inanarak  ne dost bildiklerimizde  ne de düşman dediklerimizde yanıldık.
Onun için bugüne kadar ne aldatıldık ve aldattık ne de milletimizden özür dilemek mecburiyetinde kaldık.
YORUM EKLE