Dünyayı Karıştıran Ortak

Almanya yeni dünyada da söz sahibi ve hakim olabilmek için elinden geleni yapmaya devam ediyor. Bu hususta ciddi bir zaafı var; o da ordusunun bulunmamasından kaynaklanıyor. Bu açığını da kapatabilmek için, istihbarat faaliyetlerine olanca gücüyle yükleniyor. Tüm dünyada var olan Alman vakıfları aracılığıyla da bu faaliyetlerini yürütmeye özen gösteriyor.

Almanya, pkk denen baş belasına yıllık 5 milyar Euro bütçe ayırıyor. Bu faaliyetlerini tüm dünyada uyguladıklarını da düşününce gerisini varın siz tasavvur edin.

Dünyada etkin olmak için enerji ve maden kaynaklarına sahip olmak gerekiyor. Sırf bu yüzden Ortadoğu’da gelişen her olayda Alman parmağı aramak hiç de yanıltıcı gelmiyor. Aynı Almanya batıda da, bilhassa Avrupa’da ABD ve İngiltere’nin ağırlığını kırmak için elinden geleni ardına koymuyor. Batıda söz sahibi olmak için ekonomide de söz sahibi olmak istiyor; AB gibi bir haçlı birliğinin dayatmasıyla da, Euro para birimine tüm Avrupa’nın geçmesini sağlama gayreti içine giriyor. İngiltere ise bu ekonomik oluşumda şüphesiz istisna bir devlet. Hani bazı idarecilerimiz müzakere için gün aldık diye gündüz deve kesip, havai fişekle kutlama yaptığı AB’nin büyük ortaklarından İngiltere, her şeye rağmen ekonomisini ayrı ve canlı tutmak gayretinde.

Çok değil bundan 70 yıl öncesinde girip işgal ettiği ve fırsatını bulsa yine aynısını yapacağı Fransa ile duygusal bir bağı olan Almanya, kendisine önünde engel gördüğü her yere yasadışı taşeron örgütler vasıtasıyla fütursuzca eylemler yapmaktan da asla çekinmiyor.

Ortadoğu’da ve enerji kaynağı olan yerlerde Almanya’nın önünde iki engel var: Türkiye ve Fransa. Oysa aklınıza hemen ABD ve İngiltere gelecektir. Bunlar uzak ve muhafazakâr hedefler. Kısa vadede ise önündeki en büyük engelin müttefik güç gibi görünen stratejik engel bu devletler olduğundan, buralarda huzurun ve ekonomik rahatlığın her daim kaosa dönüşmesi gerekir düşüncesiyle, her türlü yasadışı örgütün arkasında Almanya’nın desteğini görmek asla yanıltıcı olmayacaktır. Şu an Türkiye’deki tüm karışıklıkların arkasında Gezi olayları da dahil olmak üzere (paralel yapılanmayı da dahil edebilirsiniz) Alman istihbaratı ve vakıfları mevcuttur. Yakın zamanda şunu da rahatlıkla görebiliriz ki, ABD tarafından dışlanan ve hükümetin de sert tavır aldığı cemaat yapılanmasının da artık yakında peşine düşerler.

Suriye’de söz sahibi olmak ve Ukrayna’da Rusların gücünü kırmak için buralarla iyi ilişkileri olan ülkelerin de rahatsız edilmesi gerekiyordu. Bunun için İslamcı olduğu söylenen teröristlere önce İstanbul’da, sonra da Paris’te eylem hazırlığı planlandı. Birbirine yakın zamanlarda gerçekleşen bu eylemlerdeki eylemcilerin kimliğine bakıp, birinin Rusya desteğindeki Çeçen Müslümanlara, diğerinin de İsrail güdümündeki Arap Müslümanlara yaptırıldığını tüm dünyaya rahatça manüple edip, işbirlikçi basın organlarıyla da duyurabilirsin. Sonra da benim ülkemin idarecileri, İsrail başkanının nasıl oraya geldiğine şaşırdığını ifade edip, gerçek terör destekçileriyle kucaklaşmasına seyirci kalırsın. “Yaşasın asimetrik siyaset akademisi”.

 “Ürümesini bilmeyen it, sürüye kurt getirir”. Alman vakıflarına çok dikkat edilmesi gerekiyor. Başta Türk Milleti’nin son kalesi olduğu söylenen MHP, bünyesine bu tip çaşıtların sızmasına asla müsaade etmemeli, gerekli tedbirleri hızla almalıdır. CHP mi dediğinizi duyuyorum? O zaten bu projenin bir parçası olarak, Deniz Baykal’ın gittiği gün teslim olmuştu.

Paralel yapıyla mücadelesini ısrarla devam ettireceğini söyleyen hükümet de, bu mücadelesinde samimiyse bu hususta gerekli tedbirleri bir an evvel almalı. Pkk denen taşeron katiller, siz de Almanlara çok yanaştınız; Mustafa Barzani’nin başına gelen emin olun ki, sizin de başınıza çok fena gelecek.

Demedi demeyin, gelin rahat rahat yaşadığınız bu ülkeye, ihanetten biran evvel vazgeçin.

YORUM EKLE