DÜNYA'NIN KALBİ

Tüm zamanlarda olduğu gibi dünyanın jeopolitik kalbi Orta Asya, Ortadoğu, Kuzey Afrika hattıdır. Yeraltı zenginlikleri, tarih boyu medeniyetlerin merkezi olması yanında, Türkler gibi tarihe yön veren, cihanşumul değerlerinin savunucusu bir milleti barındırması dolayısıyla Ortadoğu'dur. Ortadoğu bir bataklık değil dünyanın kalbidir.

 Bugün Ortadoğu yüz yıldır batı tarafından çizilmiş suni sınırları, bu coğrafyada yaşayan halkların tabiatına aykırı kukla, despotik yönetimleri ile Osmanlı sonrası bir türlü huzur, düzen bulamayan bir coğrafya. Yarınına güven duyamayan, zenginlikleri ABD - İsrail güdümündeki batı dünyasına peşkeş çekilen, petrol bittiğinde tam bir sefalete terk edilecek Müslüman halkların yüz yıllık hapishanesi.

 Dünyada tüm  Müslüman ülkeler gibi, 11 Eylül provakasyonundan beri bu coğrafya da bir başka türlü kaynıyor. Anlıyor ki batının tüm değer sistemi sahte, tek değeri menfaat... Demokrasi, insan hakları batı için sadece bir silah...

 Ortadoğu'da yüz yıldır zorla dayatılan rejimler bugün sarsılıyor, köleliğe isyan eden halklar, siyasi, insani, İslami bir birikim sonucu isyan halinde...

 Batı içinse petrolü, yeraltı zenginlikleri ile kendi ekonomisini besleyen, olmazsa olmaz bir önemde Ortadoğu. Her ne olursa olsun kendi kontrollerinde kalması gereken bir bölge. Batı son yirmi yıldır bölgedeki statükoyu mevcut şekliyle devam ettiremeyeceğini anladı, Yeni Ortadoğu Düzeni adı altında, yeni bir tür esareti bölgeye dayatma çabasında.

 İlk zamanları ''ılımlı İslam'' adı altında halklara kendi tarihi değerlerinde, kültüründe, inanç dünyasında bir parça özgürlük tanıyan, ancak batı çıkarlarına hiçbir türlü zarar vermeyen sözüm ona demokrasi denemelerini, çizdikleri ''batı menfaati'' sınırlarını aşınca ve dipten gelen daha özgürlükçü, bağımsızlık yanlısı, İslami, milli hareketler bu projeyi ABD - İsrail güdümlü batı dünyası için ''zararlı'' uygulamalara yönelttikçe, ''ılımlı İslam'' projesi ve onun aktörleri ''tu kaka'' ilan edildi.

 ABD - İsrail ekolü şimdilerde dipten gelen bu dalgayı kendi çıkarlarınca ıslah yerine, yok etme çabasında.

 Özetlerlersek, hem mevcut yönetimler, hem de oluşturulmak istenen çare, batı menfaatleri için problem haline geldi.

 ABD - İsrail despotizminin bu duruma verdiği tepki, yıkım...

 Şöyle de diyebiliriz, batı yüzündeki demokrasi, insancıllık, barış, huzur, refah maskesini çıkarmak zorunda kaldı. Bilhassa ABD - İsrail versiyonu sömürü ve vahşeti artık yumuşak metotlarla sürdüremeyeceğini görüyor ve batılı halklara uyguladığı ve uygulayacağı insanlık dışı metotları normal gösterme peşinde. Komünizmden sonra yeni ''kötü adam'' İslamiyeti, medeniyetler çatışması adı altında alçakça planlıyor, pazarlıyor.

 Zulme başkaldırının adı ''radikal İslam''... Tabii bunun pazarlanması için gereken vahşet ve şiddet...

 Şunu hemen not edelim. İslam dünyasında ve Ortadoğu'daki terör unsurları, söylemi her ne olursa olsun, batı istihbarat servislerinden bağımsız değildir. Onların dolaylı, dolaysız yönlendirmeleriyle, ya mevzi bir hesabın içinde doğrudan ABD - İsrail - İngiltere hizmetinde, ya da büyük resim için lazım olan ''İslamiyet'' cezalandırılması gereken, her türlü vahşet ve huzursuzluğun kaynağı bir dindir algısını tüm dünyaya kabul ettirmeye yönelik dolaylı algı operasyonlarının hizmetindedir.

 YIKIM'ı tarif edelim : Bölgede istikrar ve aklı selimi temsil eden her otorite güçsüzleştirilecek, istikrarsızlaştırılacak. Şiddet , ilkesizlik , vahşet , meşru hak arayışlarının metodu olarak lanse edilip,  tabii haklar terörizmle illegal,gayrimeşru hale getirilecek..

 Durum kabaca tespitimiz gibiyse, önümüzdeki zaman diliminde bölgede çok daha büyük çalkantıların yaşanacağını tahmin etmek zor değil. Bunun yolları da belli; bölgede bütün ülkeleri bir fay hattı gibi kesen Şii - Sünni çatışması, arkasındaki İran - Suud ekseniyle birlikte giderek daha faal bir hale getirilecek, aklı selimi yok edecek vahşet, şiddet metotlarıyla kitleler arasında yeni kan davaları, düşmanlıklar oluşturulacak.

 Çeşitli siyasi, etnik, mezhepçi gruplar menfaat rüşvetiyle etkin hale getirilerek bölge adına adalet, istikrar, hak hesapları yapan güçler, ülkelere karşı kullanılacak. Darbeler, iç çatışmalar, iç savaşlarla bölge ülkeleri güçsüzleştirilerek, istikrarsızlaştırılacak, bölgeye liderlik etmeleri önlenecek.

 ABD - İsrail menfaatlerine karşı olan her grup mümkünse terörizm batağına çekilecek, mümkün olmazsa '' terör teşvikçisi'', ''köktendinci'' olarak etiketlenerek, dünyaya terörist, terör teşvikçisi olarak, her türlü metotla yok edilmesi meşru bir güç olarak tanıtılacak, huzurun ve refahın temsilcisi ABD - İsrail'in muhalifi olarak(!)

 Bugün yaşadıklarımız bu kahpe ve vahşi senaryonun uygulamalarıdır. Ülkücüler olarak görevimiz bu senaryonun yandaşlarını ve karşıtlarını ayıklayabilmektir her zeminde, zaman; Ortadoğu politikaları ile ilgili yüz yıllık politika klişeleriyle açıklanamayacak bir zamandır Türkiye için ve bilhassa bu ülkenin en uyanık, hassas kesimi ülkücüler için.

 Çünkü dünyanın jeopolitik kalbinde yaşanan bu süreç bir çağ dönüşümüne sebep olabilecek nitelikler taşıyor. Büyük bir yıkımı, aynı zamanda büyük bir imkanı barındırıyor. Ve ne yazık ki bir TÜRKEŞ yok, teşkilat ve onun yöneticileri geçinenler küçük, nefsi hesap peşindeki ''kolay insanlar'', manipüle edilebilen, dava adamı özellikleri tartışmalı, günlük  siyaset insanları...

 Her şeye rağmen bu vahşi ve kahpe senaryoyu tersine çevirebilecek, fırsata çevirebilecek yegane güç TÜRK MİLLETİ'dir. Onun tarih şuurudur, onun insan, İslam anlayışıdır. Devlet, düzen kuran insani, İslami, akli yaklaşımıdır.

 Dünyanın jeopolitik kalbine kan hücum etti ve dünya bir kalp krizi eşiğinde ve bilinmelidir ki ''bunalımdan çıkış yolu''sadece  Türkeş'in  son kitabının adı değil, insanlığın umut ışığıdır. Batılı, doğulu, ortadoğulu dostlara bir kez daha duyurulur.Ya daha adaletli bir dünya için ABD-israil azgınlığı gemlenecek ya da insanlık kanında boğulacak.

metinelci1957@gmail.com

YORUM EKLE