Dünümüz ve Bugünümüz

 Çanakkale, insanlık tarihinin her asrına vahşet izi bırakan, his yoksulu, kafesi açılmış yırtıcı sırtlan kümesi Avrupalının, eski-yeni, dünyayı arkasına alarak saldırdığı Türkün harim-i ismeti.
Çanakkale, medeniyet denilen hayâsız, arsız, yüzsüz, kahpe hakikatin, yedi iklimden topladığı; “kimi yamyam, kimi bilmem ne bela” suret-i beşer mahlûk ile İslam’ın son ordusuna yedi koldan saldırırken, tevhidi kurtaran imanın, milli ruhun ayağa kalktığı yer.
Çanakkale, Mehmet’i tarihe gömmek isteyen; “bütün gözdeleri sefil” bir medeniyetin, yüzen çelik kalelerinden aylarca gökten ve yerden ölüm fışkırttığı; afakı parçalayan saikaların kopardığı tufanda, boğazın dondurucu ayazında kustuğu ateşi sinesinde söndürüp, haçlı ruhunu boğazın mavi sularına gömdüğü yer.

Çanakkale, salebin karşısında Türkün imanının galebe çaldığı yer.
Çanakkale, On beşlisinden yetmiş beşlisine, bir milletin yüreğinin yekvücut attığı yer.
Çanakkale, iki yüz elli bin güneşin bir hilal uğruna tertemiz alnından vurulup, sıra dağlar gibi yattığı yer.

Dünyanın kilidi Çanakkale vatandır, geçilmez.

Çanakkale ruhunu kimse merhum Mehmet Akif ten daha güzel anlatamaz. Nesiller Çanakkale ruhunu ancak onun kılavuzluğunda anlayabilir. Çünkü Akif, o ruh dünyasını içinde yetişmiş, içine sindirmiş en arı en anlaşılır şahsiyetlerimizdendir. Onun için onun mısralarına, kelimelerine, müracaat ettik. Bu müracaatımızın sebebi Çanakkale’yi anlatmaktan ziyade dünü hatırlatarak bugün yaşananları sorgulamak, sebeplerine ulaşmak, dün Çanakkale’de ayağa kalkan milli ruhu ayağa kaldıran milliyetçiliğin bugün neden ayaklar altına alınmak istendiğini anlatmaktır.

Dün Çanakkale’yi geçemeyenler bugün Ankara’da, İstanbul’da, Diyarbakır’da, Erzurum’da, Ağrıda, Van’da, Karsta, vatan coğrafyasının her köşesinde neden ve nasıl cirit atıyor?

Çok değil, yüz sene önce doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine, iman ve ruh bütünlüğü içindeki bu millete ne oldu?

Çok şeyler yapıldığı söylenmesine karşılık eğitim, siyasal, kültürel, adalet, ahlak, inanç, alanlarındaki çürüme neden artarak hızla sürmekte?

Dün "arkasında çil-çil kubbeler serpen ordu" bugün sinesinden çıktığı milletin inançlarıyla neden çatışıyor?

Milli ordunu başına çuval geçirilirken susanlar, milli orduya kumpaslar kurulurken savcılığa soyunup alkışlayanlar, her şeyi unutup arsızca nasıl aldatıldık diyebiliyor?

Evet, yüz senen önce okuma yazma oranı çok düşütü, fakat milli ruhu diri, Dim dik ayaktaydı. Çanakkale, aynı zamanda "Kuvayı Milliye ruhunu" doğuran bu milli ruhun eseridir.

Bugün okuma yazma oranı yüzde yüzlere ulaşmış olsa da yetişen nesillerde milli ruhtan eser bulmak için çıra yakıp aramak gerek. Eğitimin bilgi yüklemek olarak algılanması sonucunda ruh dünyası fakir nesiller yetiştirilmesine sebep olmaya devam ediyor. Değerleri olmayan, ruh dünyası fakir insanların elde edilmesi, kandırılması, kolaydır. Eğitim sistemsizliği bu millet ve bu ülke üzerinde hesabı olanlara bu kolaylığı devlet eliyle sağlamıştır.

Laiklik kalkanının arkasına gizlenen din düşmanlığı vatandaşı nereden nasıl oluştuğu muamma olan cemaatlere yönlenmesine sebep olmuştur. Dini hayat her zaman kendisine müttefik arayan beşinci kol unsurlarının güdümündeki cemaatlerin eline bırakıldı. Bu cemaatler yoluyla yabancı unsurların bu ülkenin öz evladı üzerinde ne kadar müessir olunduğu günümüzde yaşanan olaylarla daha iyi anlaşılmış olmalıdır.

Devlet, İnönü’yle birlikte ideolojisini çarpıtmış, Türk milliyetçiliğini düşman ilan etmiş, dini inançlarını yaşamaya çalışanları aşağılamış, laiklik ilkesini din haline dönüştürmüştür. Bir tarafın laikliği din olarak algılayıp İslam’a cephe alması, diğer tarafın laikliği dinsizlik, din düşmanlığı olarak görmesi toplumun temelini çatlatmıştır. Bu çatlak üzerine inşa edilen siyasetlerin sonucunda nesilleri ortak paydalarda buluşturan, tarih şuuru veren, mensubiyet duygusunu güçlendiren bir eğitim politikası geliştirilip hayata geçirilememiştir.

Tarih, nesillere gerçeklerden uzak, geçmişe küfür, iftira ve karalamalarla dolu adeta bir kara propaganda olarak anlatıldı. Tarihin hain padişahlardan ibaret olduğunu sanan nesillerin dünle bağları kesildi. Beş bin yıllık Türk tarihini yok sayıp, tarihi cumhuriyetle başlatan bu sefil anlayışla, nesillere ecdadı zevki safa âlemcisi, vezir kellesi kesen zalimler olarak tanıtıldı. Bu coğrafyayı vatanlaştıran ecdada küfreden nesiller yetiştirildi. Eğitimin başına bir İngiliz görevlendirilseydi tepkilerden çekinir, o bu kadar büyük tahribat yapamazdı.

Şuursuzca köklerinden kopartılan nesiller, kendine güvenini kaybedip yabancılaştı, yabancı ideolojik akımlara kapıldı. Kökünden kopartılanlar kendilerine kök aramaya başladı, oryantalizmin kucağına düştü. Bugün taksimin göbeğinde hepimiz Ermeni’yiz diye bağıran nesiller bu ahmaklığın meyvesidir. Anadolu’da, Azerbaycan’da, Kafkasya’da milyonlarca Türk ve Müslümanı katleden Ermeni diasporası İstanbul’un göbeğinde cirit atıp, Türk evladını bu ahmaklık sayesinde kullanıyor.

Gelişen sosyal ve siyasal olaylar sonucu siyasal, ekonomik alanda meydan alan hâkim güçler, üç beş ailenin çıkarlarını, milletin çıkarlarının üstünde tutan sömürü düzeni kurdu. Milletin ödediği vergiler periyodik askeri darbeler ve krizlerle bu hırsızlar çetesinin kasalarına aktarıldı. Türk ordusu bu ahlaksız sömürü düzeninin payandası yapıldı.

Vatandaşın inançları cumhuriyete tehlike ve tehdit olarak gösterildi. Vatandaşla devletin arasına sebepsiz bir kavga ve rekabet sokuldu. Oluşturulan bu rekabet her alanda kutuplaşmaları da beraberinde getirdi. Sömürü düzenini devam ettirmek isteyen bu soyguncu anlayış toplumu laikçi, İslamcı, solcu, sağcı, alevi, Sünni, milliyetçi, Türkçü, Kürtçü suni kamplara böldü, zaman zaman çatıştırdı. Düzenlerinin devamı için de milliyetçiler hariç herkesle çıkarları ölçüsünde iş birliği yapıp iktidara taşıdı. Bugün ki iktidarı da aynı güçler pompalayıp iktidara taşıdılar. Bugün kopartılan fırtına danışıklı düğüşten başka bir şey değildir, bugünkü iktidar dâhil iktidara taşınan bütün siyasi kadrolar soyguncu düzenin ortağıdır.

Soyguncu düzenin devam etmesi için milliyetçilik ayaklar altına alınıp milli duygular örselenmekte, milli ruh sindirilmektedir.
İşte bu işbirliklerinin sonucunda bugün ülke ve millet bölünme noktasına getirildi.


YORUM EKLE