Dışarıya Açılan Gürcistan ve İçeriye Kapanan Ermenistan

Sovyet Birliği Dağıldıktan sonra Gürcistan, Ermenistan, Azerbaycan ve Kazakistan gibi devletler yeni ulus-devlet inşası sürecine girmiştir. Gürcistan çok uluslu devlet olduğu için bu devletlerin ulus-devlet inşasında azınlıkların entegrasyonu söz konusu olmuştur. Ermenistan “tek uluslu ülke” gibi göründüğü için ulus-devlet inşası daha kolay olduğu düşünülmektedir. Fakat Ermenistan’da yaşayan Ermenilerden yerli insanların sayısı oldukça azdır ve geri kalanların çoğu İran ve Osmalı’nın çeşitli yerlerden göç edenlerdir. Bu yüzden Ermenilerin toplumsal yapısı birbirinden oldukça farklıdır ve Ermenistan için çeşitli toplumsal-kültürel yapıyı taşıyan Ermenileri birleştirmek en önemli konu olmuştur. Ayrıca yurtdışında büyük ölçülü diaspora nüfusuna sahip olan Ermenistan’ın bir ulus-devlet olarak meşruiyetini sağlamak için onlardan destekler de önemlidir. Bu yüzden hem Ermenistan hem de Gürcistan için halkı birleştiren ulusal kimliğinin oluşturulması ve ulusal birlikteliğin sağlanması söz konusu olmuştur.

Sovyet Birliği dağıldıktan sonra, özellikle Robert Koçaryan zamanından itibaren, Koçaryan kendi meşruiyetini güçlendirip Ermenileri bir araya getirmek için “Ermeni Meselesi” ve “Hay Dat” doktrinini aktif şekilde kullanmaya yönelmiştir. O Ermeni diasporasının milliyetçiliğiyle işbirliğini güçlendirmek için Türk nefretinden yararlanan Koçaryan, “Ermeni Meselesi” konusuna her ortamda vurgu yaptı ve Türkiye ile ilişki kurmak için “soykırım”ın tanıması gibi ön şartları koymuştur. İç politika konusunda da Koçaryan zamanından sonra günümüze kadar, Ermenistan’da hem eğitim alanında hem de yayın-medya alanında milliyetçilik, Türk düşmanlığı ve “Hay Dat” doktrinini pekiştirmeye yönelmektedir.
Buna bağlı olarak, Ermenistan Karabağ Sorununu da dünyadaki Ermenileri birleştirmek için kullanmıştır. 1999 yılındaki seçimde Koçaryan’ın partisi olan Ermeni Cumhuriyetçi Partisi ve Halk Partisi; Karabağ’daki durumun devam etmesi ve bütün Ermeni silahlı kuvvetlerini Karabağ’ın ulusun kendi kaderini tayin etme hakkını desteklemek için Karabağ’a yönlendirmenin son derece önemli olduğunu açıklamıştır. Ermenistan için Karabağ Meselesi, sadece “Anavatan” olan Ermenistan’daki Ermenileri ve diaspora arasındaki birlikteliği güçlendirip diasporadan destek sağlamak için kullanabilen unsur değildir, Aynı zamanda Ermenilerin kimlik içinde “Kahraman, üstün ve başarılı” millet olarak gurur duygusunu yaratmıştır. Bu açıdan bakarsa Karabağ’daki fiilen bağımsız olan devletin kurulması Ermeniler için son derece gurur duyuran olaydır. Dolayısıyla Karabağ Meselesi konusunda Azerbaycan ile anlaşmak, Ermenilerin kimliği içinde önemli yer alan bu gurur duygusunu mahveden bir girişimdir ve Ermeni milliyetçileri tarafından asla kabul edilemez.

Hem Koçaryan, hem de Sarkisyan sosyo-ekonomik açıdan kötü durumda olan Ermenistan’da halkın şikâyeti ve öfkesinin kendi tarafına yönelmesini engellemek için aktif olarak Karabağ Sorununu kullanmaktadır. Ermenistan hükümeti sürekli Karabağ’daki zaferini vurgulayıp halkın içindeki milliyetçilik duygusunu yüceltmekle ve Azerbaycan’a karşı sert davranmaya devam etmekle kendi iktidarını pekiştirmeye çalışmaktadır. Böylece Ermenistan ulusal kimliğini Türkiye ve Azerbaycan’a karşı düşmanlığı üzerinde kurgulamaktadır. Başka deyişle Ermenilerin modern kimliğinin dinamizmi içine kapanmaya doğru yönelmektedir.
Fakat son zamanlarda Ermenistan’ın kötü durum ve kimlik arasındaki çelişkiler büyümeye devam etmekte ve kendisinin varlığını devam ettirmek için Ermenistan “kendi düşmanı” Türkiye ve Azerbaycan’a ihtiyaç duymaktadır. Ama Ermeni milliyetçiler bu girişime karşı çıkmakta ve Ermenistan’ın durumu gittikçe kötüleşmektedir.

Gürcistan ise Ermenistan’a göre farklı ulusal kimlik inşa sürecini izlemiştir. Gürcistan birinci cumhurbaşkanı Zviad Gamsakhurdia Gürcü milliyetçiliği ve Kafkas şovenizmine dayalı politikalara yönelmiştir. Onun politikalarına ülkedeki Ermeniler ve Türkler gibi azınlıklardan büyük tepki göstermiş ve Güney Osetya ve Abhazya’daki çatışmaların patlamasına neden olmuştur.

Eduard Şevardnadze ise 1990’lı yıllarındaki çatışmaların travmasından dolayı ülkedeki azınlıklara pek dokunmamıştır. Ermeniler ve Türklerin yoğun olarak yaşadığı Cavahetya ve Borçalı’da Rusça ortak dili statüsünü korumuş ve geleneksel yapı devam etmiştir. Bu yüzden bu iki bölgede halkların Gürcistan’a entegrasyon seviyesi oldukça düşüktü ve Gürcüce bilenlerin sayısı da oldukça azdı. Acaristan’da ise Aslan Abaşidze başkanlığının altında yarı-bağımsızlık ve klana dayalı siyasal-toplumsal yapı varlığını sürdürmüştür. Abkhazya ve Güney Osetya fiilen bağımsızlığını devam ettirmiş ve Çeçenlerin çok yaşadığı Pankisi Vadisine de merkezi gücü tam olarak ulaşılamamış durumdaydı.
2004’te Mihail Saakaşvili iktidara geldikten sonra durum önemli derecede değişmiştir. Saakaşvili’nin hedefi modern sivil “Gürcistanlı” kimliğini oluşturup bunun altında ulusal birlikteliğini oluşturmaktı. Bu bağlamda O, ülke içindeki sivil toplum kuruluşlara büyük miktarda maddi destek vermiştir. Ayrıca Batı sistemi Gürcistan’da uygulanmaya başladı, memurların maaşı yükseltildi ve rüşvet, yolsuzluk ve torpil gibi kötü alışkanlık önemli derecede kaldırılmıştır. Ayrıca ders kitaplarındaki Türk-islam imacı ve “yabancı”lar algısı daha objektifleştirilmiştir.

Azınlık konusunda da Acaristan, Cavahetya ve Borçalı’yı entegre etmek için Gürcistan; Azerbaycan, Ermenistan ve Türkiye ile ilişkileri geliştirmiştir. Acaristan için Türkiye’deki Gürcü topluluklarıyla ilişkileri geliştirdi ve onlar arasında “Gürcü diasporası” bilincini geliştirmeye teşvik etti. Gürcistan içindeki Ermeniler ve Türkler üzerinde de Gürcüce eğitim pekiştirildi ve ders kitaplar artık Gürcüceden Ermenice ve Azerbaycanca’ya çevrilmektedir. Böylece özellikle gençler Gürcistan’ın yapısına önemli derecede entegre oldu ve bu bölgeler Gürcistan ve üç ülkeyi bağlayan köprü olarak görülmeye başlamıştır.

2008’deki krizden sonra Gürcistan’ın kimlik inşası Rusya’ya karşı kapanarak “bölgeselleşme”ye doğru yönelmiştir. Pankisi’deki Çeçen nüfusunu entegre etmek için Pankisi’ye gelen Çeçen mültecilerine pasaport dağıtmaya başlamıştır ve Ülke içinde yaşayan Abhazlar ve Osetler için çeşitli politikalar uygulanmaktadır. Bu bölgeselleşme politikasının en önemli örneği 2011 yılındaki “Çerkes Soykırımı”nın tanınması ve Saakaşvili’nin 8 Aralık 2011’de Kafkasya’daki sorunların çözülmesi ve bölgenin refahı için “Tek Kafkasya” kavramının gerçekleşmesi gerektiğini vurgulamasıdır.

Ermenistan’daki ulusal kimliğini inşasının dinamizmi içe kapanmaya doğru giderken, Saakaşvili’den sonra Gürcistan’daki dinamizmi ise dışarıya açıp bölgeselleşmeye yönelmektedir. Böylece Gürcistan komşularla iyi ilişkileri tutarak bölgedeki entegrasyona ilerlemektedir.

YORUM EKLE