Devletin Yeniden İnşası ve MHP

Erdoğan'ın cumhurbaşkanı seçildikten sonra 27 Ağustos günü AKP olağanüstü kongresi ile genel başkan seçimi için karar alındığında, Davutoğlu'nun AKP'nin başına geleceğini ve Başbakan olacağını altı gün önceki tvitimle sosyal medyada paylaşmıştım.

Çünkü Davutoğlu'nun isminin aynı gün bizzat Erdoğan tarafından hem AKP tabanına hem de kamuoyuna şuurlu olarak fısıltı şeklinde yayılması sağlanmıştı.
Bugün olan malumun ilanıdır. Bu durum arkasına milletinin çoğunluğunu almış bir siyasinin, partisindeki çatlağı önlemek; dost, rakip ve düşman herkese "devletin"," siyasi irade" ile birlikte yeni inşa stratejisini ilandan ibarettir.
Devlet, millet ve hükümet kelimelerini çok sık kullanırız.
MHP ve ülkücüler olarak devleti severiz, milletimizle övünür fakat hükümete kızarız. Kızmanın ötesinde şu an Cumhurbaşkanı olan zat'ın yönetimindeki hükümetlere ihanete ve hırsızlığa varan suçlamaları hakaret ve kızgınlıkla bol bol söyledik ve söylemeye de devam ediyoruz.
Devlet Bey’in son beyanatı ile anlıyoruz ki Erdoğan’ın Meclis’teki yemin törenine katılma kararı ile Sayın Cumhurbaşkanı’na artık devlet terbiyesi gereği hakaret ve suçlamalar azalacak.
Hatırlarsınız aynı devlet terbiyesi gereği 367 toplantı yeter sayısını sağlamak için Gül'ün cumhurbaşkanlığı seçiminde Meclis’teki oturuma grubuyla tam sayı girmiş,ret oyu verseler de Gül'ün seçimindeki meşruiyet tartışmalarını önlemişti.
Devlet ve hükümet kavramlarını ve işlevlerini yerli yerine koyduğumuzda bugün ülkemizde olan gelişmeleri ve dış ilişkilerimizdeki son durumları daha iyi analiz edebiliriz.
“Derin Devletin Vasat Aklı" başlıklı yazımda bir durum tespiti yapmış ve bir iddiada bulunmuştum. ( haberhergün’de)

Devletimizin, Erdoğan'la ortak paydada buluştuğunu ve AKP üzerinden "Yeni Türkiye" adıyla "Yeni Devlet " dönüşümüne karar verdiğini ve süreci büyük bir kontrolle götürdüğünü fakat ülkücüleri örgütlü bir şekilde istemediğini ve MHP’yi de bu planın dışında şuurlu bir blokajda tuttuğunu ifade etmiştim.

Evet herkes Erdoğan'ın ve AKP’nin devleti ele geçirdiğini söyleyip ağız dolusu küfürler ile hükümete saldırdığı şu günlerde ben farklı bir açıdan yaklaşıyorum ve diyorum ki; aslında " derin devletin vasat aklı" Erdoğan ve AKP üzerinden yeni stratejisi doğrultusunda pozisyon alıyor.
Bu düşüncemin miladı 2011’dir ve ayrı bir yazı konusudur.

Bu tespitimin analizine, Abdullah Gül'ün devre dışı bırakılması olayı ile başlayalım.

Abdullah Gül'ün tasfiyesi Gezi Olayları sürecinde kesin olarak kararlaştırılmıştı.
Çünkü Gül "gezide "AKP ve Erdoğan'a yönelik başlatılan dış kaynaklı AB destekli bir sivil itaatsizlik ve kaos yoluyla hükümetin düşürülmesi sürecinde açık desteğini Erdoğan'dan yana vermemiş ve tarafsızlık savunması arkasında sonuca göre pozisyon alma yolunu tercih etmiştir.

Gül, "paralel yapı" ve Erdoğan çatışmasında da yine safını netleştirmemiş bu olaya siyasi perspektiften bakarak siyasi çatışmalarda Cumhurbaşkanı olarak tarafsız kalmak gereği ilkesini zırh olarak bu olayda da kullanmıştır.

17-27 Aralık olaylarında da Erdoğan'ın kendisini var olmak, yok olmak kavgasında bulduğu günlerde de kendisinden beklediği desteği Başbakan’a göstermemiştir.

Ayrıca Gül parlamenter demokrasiden yana net tavır koyarak yani başkanlık sistemine karşı duruşuyla da "yeni devlet stratejisine " muhalefet şerhi koymuştu.

Erdoğan, biri AB diğeri ABD merkezli bu operasyonlara iç siyasi rekabetin tezahürü ve Hükümet'e karşı bir operasyon olarak değil, arkasına aldığı "Devlet'in" de desteği ile Türkiye Cumhuriyeti’ne ihanet projesi olarak görmüş ve millete de bu şekilde ilan ederek mücadeleye girişmişti.

İşte Gül bu tabloda ABD-AB çizgisinde ki duruşundan dolayı hem Erdoğan'ın hem de “devletin" tasfiye edilmesi gerekenler listesinde birinci sıraya oturtulmuştu.

Gül'ün tasfiyesinin gerçek sebebi budur. Hanımlar ve first leydiler ile diğer hikayeler magazin basınının konusu olmaktan öteye gitmez.

Analizimiz için ikinci örneğimiz Sayın Ahmet Davutoğlu'nun Başbakanlığı ve AKP Genel Başkanlığına getirilmesidir.

Sayın Davutoğlu, Nizam Partisi ile başlayan Selamet ve Refah’la devam eden siyasi gelenekten gelen birisi değildir. Gençlik yıllarında ve daha sonra yer aldığı dergi ve yayınlarda da daha çok milliyetçi çizgiye yakın ifadelerin sahibidir.
Önceleri Erdoğan'ın dış politika danışması iken 2009 yılından sonra AKP’de dışarıdan atama ile milletvekili olmadığı halde dışişleri bakanlığına atanarak aktif siyasi hayatına başlamıştır. Üç yüzün üzerinde milletvekilinden bir dışişleri bakanı bulamamış olmak ne kadar inandırıcıdır sizce?

AKP’nin kendi mazisindeki keskin siyasi çizgisinin mensubu olan ve ayrıca Erdoğan'la beraber yağmurlarda ıslanarak yürüdüğü, 28 Şubatlar dahil çileli yıllarının yakın yol ve dava arkadaşları dururken güneşli ikbal yıllarında partiye dahil olan bir ismin lider olarak ilanı ve kabulü tezimin en büyük delilidir.
Ve Davutoğlu' nun ilk konuşmasındaki şu sözü bu delilimin en büyük işaretidir:
"AKP milletimizin tarihi mazisindeki " devlet geleneğinin" öne çıkardığı bir partidir."

Tabloya böyle bakınca seksen yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, devletin, yüzde elliyi aşan millet çoğunluğunu arkasına almış bir siyasi destekle uyumlu ve stratejik iş birliği yaptığı böyle bir dönem yaşanmamıştır.

Ben bir tespit yapmaya çalışıyorum. Olumluluk veya olumsuzluk ya da yeterlilik ve yetersizlik iddialarım ayrı bir yazı konusudur.

" Yeni Türkiye ve yeni Devlet" in ilk hedefi, ki Davutoğlu da ilk konuşmasında “devletin restorasyonu” diye ifade etti, 2015 Haziran seçimlerinde AKP’nin en az 330’un üzeri mümkünse 367’nin üzerinde milletvekili çıkartması sağlanarak başkanlık sistemi dahil yeni Anayasa’yı meclisten geçirmektir.

Peki bu stratejik hedefler ve durum karşısında MHP ne yapacaktır?

Bu hedeflerin gerçekleşmesine engel olmayacaktır.

Oluyormuş gibi davranacak ama aslında en büyük desteği verecektir.
Nasıl mı?
Başkanlık sistemine şiddetle karşı çıkarak.
Parlamenter sistemi savunarak.
Sağ seçmeni AKP’nin hareket alanında serbest bırakarak CHP, azınlıklar, AB’ciler, ABD’ciler ve daha birçok muhafazakâr, milliyetçiyi ve vatanseveri kızdıran unsurlarla aynı safta yer alarak parlamenter sistem savunuculuğunu yaparak Davutoğlu'nun işini kolaylaştıracaktır.

Sağ seçmenin bölünmesi bu projenin önündeki en büyük engeldir.

MHP bu anlamda en etkin ve en güçlü partidir.

Silkindiği ve sağ seçmenin nabzını tutan, mazisi ve ilkeleri ile çelişmeyecek stratejiler izlediği takdirde hızla artacak oy yüzdesi ile kesinlikle bu planı bozacak tek partidir.
Diğer partilerin ve yeni kurulan, Gül'ün de yer alacağı söylenen partilerinde bu süreçte şansı sıfırdır.
Kaldı ki Gül'de yeni bir partiyi kuracak hırs, cesaret, iddia ve kadro da yoktur.
Ayrıca dış destek ve içteki iş birlikçilerin gazına gelmeyecek kadar da Kayserilidir.

Bu süreçte, MHP kongre kapısını kapatarak iç muhalefete hain, iş birlikçi suçlaması yaparak seçimlerde isabetsiz aday tespitleri ve mevcutların bir kısmı ile yola devam kararları ile tabanını ve seçmen kitlesini küstürerek gizli desteğe devam edecektir.
Bahçeli; sağ, muhafazakâr mütedeyyin seçmeni hakaret ve tehditlere dayalı sığ ve sonuçsuz karşı propagandaları ile rahatsız eden ve MHP’den uzaklaştıran siyasi çizgisine devam edecektir.

Eeee ne demişti " lider"," önce ülkem ve milletim".
Bu yeni strateji" ülkesinin ve milletin" çoğunluğunun desteklediği devletinin stratejisi olduğuna göre...
Sözünden mi dönsün koca Türkmen lider.
Kaldı ki yeni Başbakan da bir Türkmen, hem de Yörük, köyünün adı da "Taşkent".

Diğer yazımızın konusu "Başkanlık Sistemi mi , Parlamenter Sistem  mi ?" olacaktır.
Muhabbetle ve hayırla kalın...


Hakkı Şafak SES
YORUM EKLE