Devlet Baba, Ben Şimdi Ne Derim Çocuklarıma !

 Onlara Kürşad’ı anlattım ben. Kırk çerisi ile ölüme yürürken, aklında ki tek şey özgürlüğüne yürümekti. Türk nasıl kabul eder ki esareti. Sancağı dalgalansın diye, can aldı , can verdi Kürşad atam !

Öldü ama yenilmedi Kürşad atam.

Onlara Ulubatlı Hasan’ı anlattım ben. Sancağı burca dikmek için oluk oluk akıttığı kanı, ninni yapıp söyledim. Ölüme inat sancağı nasıl dalgalandırdığını anlattım. Sancak yere düşmesin diye ölmeyen, ‘’sancağımı dalgalandırmadan ölmem’’ diyen Ulubatlı Hasan'ı.

Onlara, bir hilal uğruna batan güneşleri anlattım ben DEVLET BABA. Yedi düvele karşı ,akın akın şaha kalkarken kutlu ordu, sancak yere yaklaşmaya görsündü. Şehadet şerbetini kana kana içerken o kutlu asker, ‘’Ben ölüyorum Mehmet gardaş, sancağa tez davran ‘’ diye verilen, son vasiyeti anlattım. Çanakkale’de, Dumlupınar’da ve Sarıkamış’ta yere düşen can çoktu, lakin bir kez bile yere düşen sancak yoktu dedim.

‘’Bu vatanın her karışı kana doydu evlatlarım. Bu topraklara vurulan her kazma dan sonra, insanın içine dolan o koku ŞEHİT kokusudur. Unutmayın. ‘’ diye başladım gece uykusu hikayelerine. ‘’Onca kan neden ? ‘’ diye sorduklarında ‘’AY YILDIZ için’’ dedim yüreğim kabara kabara.

Ben onlara bu ülkenin, bu toprakların bölünmez bütünlüğünü anlattım DEVLET BABA !
‘’Ay yıldız dalgalandıkça bize keder yok evlatlarıml ! ‘’ dedim. Ben aşkın tasvirini, duvarlarına çizdiğim Ay yıldızla yaptım. Ülkeleri için dua etmedikleri, bu topraklara kanını akıtan atalarını anmadıkları ve TÜRK oldukları için şükür etmedikleri her günün haram olduğunu anlattım.

Ben onlara Türk’ün sancağının kıyamete kadar dalgalanacağını, gerekirse bu uğurda ölmenin farz olduğunu öğütledim DEVLET BABA !
‘’ Ben tek başıma da kalsam, bayrağımı gövdeme sararım, kanımın son damlasına kadar düşmanla çarpışırım, vatanım için ölürüm ‘’ diyen , MUSTAFA KEMAL ATATÜRK’Ü anlattım. Bayrak düşmesin diye ilmek ilmek gecelerde işlenen kurtuluşu anlattım. Mum ışığında planlar yapılırken, bayrağa ve vatan dair edilen yeminleri anlattım.

‘’Arkadaş; yurduma alçakları uğratma sakın’’ diyen, İstiklal Marşını hece hece, harf harf anlattım.

Ben onlara, zulüm altında ki soydaşlarımızın tek umudu olan TÜRKİYE’yi anlattım. Kutlu dava dedim ve TURAN’ı anlattım.

‘’Çöllere dayanan sınırları, Hz.Peygambere dayanan övülmüşlüğü bilin evlatlarım ‘’ derken, damla damla göz yaşımı anlattım.

Velhasılı DEVLET BABA, ben çocuklarıma KURAN VE BAYRAK BELDEN AŞAĞIDA TUTULMAZ dedim. Vatanın tek karış toprağı, ölmeden terkedilmez dedim.

Ve dün, büyük oğlum çıktı karşıma. Büyük dediğime bakmayın ,fazla değil ha daha 10 yaşında.

‘’Anne’’ dedi;

‘’ Şırnak başka ülkede mi ?

Bak ŞEHİT KANLI AY YILDIZ orada yere düştü.

Bak orada ki öğretmenler evlerine döndü diyorsun. Orada ki çocuklar bu vatanın çocukları değil mi ?

Anne, hani TÜRK yurdunu terk etmezdi. Onlar Türk değil mi ?

Hani Türk tek karış toprağını vermezdi, Şırnak bizim değil mi ?''

Sustum, cevabını veremeden yoruldum.

DEVLET BABA !

BEN ŞİMDİ NE DERİM ÇOCUKLARIMA !

Bu yazı, Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanına ithaf edilmiştir.

YORUM EKLE