Derin Aklın Gölgesinde Siyaset ve Büyük Devlet Hayali

 18 Aralık 2010 tarihinde Tunus’ta başlayan “Arap Baharı” ile birlikte yaşanan çatışmaların ateş çemberinde kalan Türkiye kısık ateşte pişirilmesi gereken bir ülke olarak her zaman,  emperyalistlerin gözdesi olmuştur. Binlerce yıllık hesaplarını Arap coğrafyasında yaşanan “oldu-bitti” kadar kolay görmeyecekleri/göremeyecekleri bir ülke olan Türkiye, sadece kendi milletinin değil, tüm ezilen, sömürülen, yok edilen toplumların da parlayan yıldızı olarak kalabilmiş bir devlettir.
 
Köklü bir geleneği olan Türk Devleti, politikanın oynak harcı ile değil “Derin Aklın” ve “Kutsal Bilincin” hamuru ile yoğrulmuştur. Tarihin her döneminde, Türk Milleti için devletleşmek, ilahi bir vazife gibi algılanmıştır. O nedenledir ki dünya tarihi “Türk” olmadan yazılamamıştır. O nedenledir ki Türk Milleti dünya tarihi ile özdeşleşen geçmişinin hiçbir döneminde devletsiz kalmamıştır.
 
Geride bıraktığımız 6 yıllık dönemde Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafyada tam anlamı ile stratejik akıl oyunlarının sahnelendiği bir tiyatro izliyoruz.  İktidar partilerinin, ülkenin kaynaklarını iç etmekle meşgul olup göbeğini kaşıyarak zafer sarhoşluğu yaşadığı bir dönemde, etrafta sahnelenen bu hazin tabloyu görmesini beklemek de ahmaklık olurdu herhalde!
 
Bahsedilen “Derin Akıl” da bunu fark etmiş olmalı ki, pek de alışık olmadığımız düzeyde Türk Siyasetini yeniden şekillendiriliyor! Sanki birilerinin ümüğü sıkılmış gibi!… “Çözüm Sürecinden” terörle mücadelede tavizsiz devamlılığı esas alan politik kıvraklığın sebebini de karanlık bir odada gölge aklın müdahalesi olarak görüyorum. Bu gün terör örgütüne karşı yürütülen operasyonlar son derece önemli ve layıkıyla karşılık verilmektedir. Bu sertlikte bir müdahalenin söz de hümanist! Yumuşak yüzlü bir iktidardan geliyor olması da toplumsal ayrışmanın önüne geçmiştir. Öyle ki, toplum nezdinde istenilen algı operasyonları da amacına ulaşmıştır. Terör yalnızlaştırılmış, kendi kabuğuna hapsedilmiştir.
 
Tüm bu operasyonlar yürütülürken zafer sarhoşu iktidarın denetçiliğine ise Tuğrul Türkeş getirilmiştir. Daha geçenlerde “serçe ile dağın” buluşmasını ve fotoğraf karesini de ancak böyle açıklayabiliriz. Buraya kadar yapılanları Türk’e göre, Türk için ve Türk ile beraber diyerek özetleyebiliriz.
 
Ancak MHP’de yaşanan kurultay krizi dikkatlerimizi başka noktalara çekmemize sebep olmuştur! MHP Türk Milletinin emniyet supabı ve mihenk taşıdır! Ancak “Derin Akıl” 1 Kasım seçimlerinden sonra MHP’yi dolayısıyla Türk Milliyetçilerini tasfiye etmek için düğmeye basmıştır. MHP de muhalif söylemlerin şekillenmesi ile Devlet beyin izlediği katı politikalar ve muhalifler ile ilgili hain yaftaları hareketin tabanına da sirayet edebilecek düzeyde önemli ayrışmalara sebep olmuştur. Devlet beyin kurultayın yapılmamasına dair izlediği politika ise tuzu biberi olmuştur. Bu ayrışmaların neticesinde su akar yatağını bulur demek, Türk Milliyetçiliği fikrinin yok oluşuna sebep olmaktan öteye geçmeyecektir.
 
Bahse konu olan Derin Aklın bundan sonraki süreçte; Genç Osmanlıları, İttihatçıları, Milliyetçileri nihayetinde ülkücüleri ideolojik doyumdan, daha somut olan iktidar doyumuna ulaştırıp kitlesel ve politik bir oluşumun içinde eritmek gibi bir gayesi olabilir mi?
 
Diyelim ki böyle bir netice elde edildi! Kimliğinden sıyrılan bir milletten, ümmetçilik yaparak büyüyen bir devlet mi çıkarılacak?
 
Asıl mesele! Büyürken yok olan, kısık ateşte pişen bir milletin içinden yandığının farkına varacak, bu ateşi söndürecek ve Mayısın 19’unda kutlu yürüyüşü başlatacak bir Mustafa Kemal çıkar mı bilinmez!
 
Sonuç olarak; kanaatimce “Derin Akıl”, akıl tutulması yaşıyor! Denenmiş ve başarısız olmuş yöntemlerden vazgeçip aslımıza rücu etmemiz gerekiyor! Aradığımız çözüm de kudret de aslımızda, Türk Milletinin hafızasında vardır. O da Türk gibi düşün, Türk gibi hisset ve Türk gibi yaşadır…
 
Saygılarımla,
YORUM EKLE