Demokrasi'cilik Komedyası

7 Haziran seçim tiyatrosu devam ediyor. Halkın olmadığı, bize has demokrasi’cilik komedyasında listeler açıklandı, birinci perde tamamlandı. Ankara’da kulise yatmak için otelleri dolduran heyecanlı kalabalıklar evlerine, köylerine avdet ettiler. Kimisi istediği yeri kapmanın sevinciyle heyecanı bir kat daha artarak, kimisi sükûtu hayale uğrayarak, kimisi aldatılmışlık psikolojisiyle kırık ve buruk, kimisi hayallerini başka bir bahara erteleyerek İzmir marşıyla döndüler…

Uzun yıllar Türk milli futbol takımının antrenörlüğünü yapan merhum Coşkun Özarı’yı basın “tek seçici” olarak yazardı. Merhumun bütün gayretlerine rağmen de 3-0, 5-0 gibi mağlubiyetlerden bir türlü kurtulamazdık. Tek seçiciler şimdi siyasetin patronu. İstediğini takıma alır gibi partisine alıyor, istemediğini partisinden çıkartıyor. Bir ömür hizmet etmiş insanlar peçete gibi buruşturulup kenara atılıyor. Siyaset tek seçiciler sayesinde goygoycuların mesleği haline geldi.

Siyasetçiler, siyasetin hizmet yeri olduğunu söylerler. El hak doğrudur, tek seçicilere hizmet yeridir.

Tek seçicilerimiz, birkaç istisna dışında kurşun askerlerini sıraya dizmişler. Haydi cepheye… Sıra güneşin fethinde.

Pek sayın büyüklerimiz “halk noterdir” buyurdular. Adam, bedeli mukabil kamu hizmeti yapan, tercih hakkı ve şansı olmayan tasdik müessesesi noterle, anayasal hak olan seçme hakkıyla, seçim yapma, irade kullanma kutsiyetini aynı görüyor.

Pek sayın büyüklerimizin demokrasi anlayışı; sıraya dizilmiş kurşun askerler listesini tasdik ettirmekten ibaret olunca halkın noter yapılması lütuf ve mertebe sayılır. Sıra saraylı büyüğümüze gelince; “kusura bakmayın ben noter değilim” der noterlik hakaret sayılır. Demokrasimizin derinliği, siyasetimizin hakla bakışı bu. Tabi birde ananı da al git var. Olur, alır gideriz, sen de ananın yanına git.

Halksız demokrasi deyip haksızlık etmeyelim, halk olmadan demokrasi olmaz tabi…

Aziz halkımız 7 Haziranda sandık başına gidecek, kutsal iradesiyle tek seçicilerin listelerini bir güzel onaylayıp bilaücret noterlik görevlerini yapacak ve oyun bitecek. Bazıları senelerin özlemine kavuşamamanın kırıklığı ile üzgün ve mahcup, bazıları yüzlerindeki karayı aklatmanın gururunu tatmaya başlarken perde dört seneliğine kapanacak. Kaybedenlerin umudu başka bahara ertelenecek gene. Aslında benden, vatandaştan başka kimse kaybetmeyecek. Bu oyunun başı da, sonu da hep aynı. Nâ muzaffer tek seçicilerimiz gene aveneleriyle yerlerinde oturup pişkin pişkin gözümüzün içine bakacaklar. Kaybeden; arkadaşıyla, komşusuyla, akrabasıyla partisine oy isteyip tartışan, kırılan aziz halkımız olacak.

Rahmetli Coşkun Özarı her mağlubiyetten sonra bir müddet gözlerden kaybolurdu. Şimdi anlayış değişti. Mağlubiyet belli olur olmaz tek seçicilerimiz ekranların karşısına geçip şöyle bir gerdan kırıp etrafı süzüp, önce halkı sandığa gitmediği için suçluyor, sonrada halkın gözünün içine baka, baka dört sene sonraki mağlubiyetin startını veriyorlar.

Seçkinlerin seçtiğini onaylamak, sonrada eli koynunda akıbetini beklemek(!) Bunun adı Türk demokrasisi.

Birilerinin neredeyse kendini yerden yere attığı, paçasını yırttığı Türk başkanlı sistemi de buna benzer bir garaip olur zahir.

Her şeyin cılkını çıkarıp da demokrasininkini çıkartmazsak ayıp ederiz.   

Bize ayıp yakışmaz.  Hem cılkını, hem suyunu, hem de canını çıkartırız.  Oda yetmez kadrolu kedilerimizle çanına ot bile tıkarız alimallah.   

Otuz beş senen önce aklı omuzunda, hak hukuk bilmez beş gasıp, yardakçıları ilim kaptıkaçtılarının gasıplar danışma meclisi vükelası zevatla, el-ele demokrasinin cılkını da çıkarttı, canını da. Kazığa bile oturttu. Otuz beş senedir çıkartana aşk olsun.

İhtilal yasalarının ürünü bu tek seçicilerin ağızları açılınca ihtilalleri, anayasayı, partiler yasasını yerden yere vurmalarına hep acıyarak gülerim. Kendilerini dünyanın merkezi sanan bu tek seçiciler, otuz üç senedir emirle yapılan anayasanın delmedik, değmedik yerini bırakmadılar ama partiler yasasının nedense virgülüne bile dokunmazlar.

Dokunmazlar, altından kazara demokrasi zuhur eder belki. Tek seçicilerin sultası o zaman biterse maazallah ülke elden gider. “Baba” bile gitti hiçbir şey olmadı Vallahi. Sizde gitseniz sizden sonrakilerde gitse millet varken bu ülkeye bir şey olmaz buna inananın, millete güvenin ve gözünüz arkada kalmasın bir an önce de gidin demek istiyorum.

Delikanlıysanız partiler yasasına dokunun da siyasette karşılığınız var mı-yok mu görün. Karşınızda el pençe divan duran kaç kurşun askerleriniz kalır sizde, bizde görelim.

Listelere dışarıdan bakınca tablo daha bir hazin görünüyor. Baştan sona siyasi kayırmacılık, haksızlık.

Gene hak etmeyenler galip. Gene bir kişi için canıyla malıyla çırpınanlar saf dışı. Gene aslan payı başkalarının.

Huyum kurusun, haksızlığa karşı susmayı hiç beceremedim. Belki birileri kızacak ama hakkın teslim edilmemesine sessiz kalmak haksızlığa ortak olmaktır, ben bunu becermiyorum. Haksızlık karşısında hiç susma hakkımı kullanmadım. Gene sorma hakkımı kullanmak istiyorum;  

Birisi ben garibe söyler mi 12 Eylülde diz çöküp, yerle yeksan olmuş, sonra başka kapılarda istikbal kovalayanların şimdi MHP de vazgeçilmezliğinin sırrı, kerameti ne ola ki?

İstanbul’un üç bölgesinden seçilecek yerlerin hepsinin kontenjana tahsisi; Açık oy, kapalı tasnif temayül yoklamasının gereği mi?

Sevmemiz ya da sevmememiz hakkı teslim etmemize mani değil. Çok zaman karşı karşıya geldiğimiz, yüz, yüze ya da arkadan birbirimizi en çok eleştirdiğimiz insanlardan biridir Erdem Karakoç. Eleştirilerimiz de daha iyinin yapılması içindi. İki senedir de ne gördüm nede sesini duydum. Erdem Karakoç hareketin ayağa kalkması için çırpınırken Semra Hanımın, Tansu Hanımın eteğinde istikbal kovalayanların, yok imkânlarla hareketi sırtlarında taşıyıp şimdi listelerin yanından geçirilmeyenleri, bıyık altından istihzai gülüşlerle arkadan alay edenlerin vazgeçilmezliğinin sırrı ne?

Maddi manevi her şeyini veren, çalışan insanlar neden cezalandırılır?

Tek marifetleri konjonktürü değerlendirmek olan bu statükocular, hak etmedikleri o sıralara tekrar konmuş olmanın vicdan azabını duymazlar mı hiç?

Sabri Şenel senelerce çoluk çocuğunun rızkını harcayıp, gece günüz demeden harekete can suyu taşırken, belediye başkan adaylığı seçiminde kendisini bir daha ispat edip ilçesinin oylarını iki kattan fazla artırırken ortada olmayanlara bu rağbet niye? Sabri Şenel gibi cansiperane çalışanlara bu haksızlık niye?

Biliyorum bu arkadaşlar listenin yirminci sırasında da olsalar, listelerde olmasalar da gene herkesten çok onlar çalışacaklar, çünkü onlar “bizim çocuklar”. Hep “bizim çocuklar” çalışır birileri de arsız-arsız ağır abi ayaklarını oynar, velinimetlerine “bizim çocukların” sırtından yaltaklanırlar.

“Bizim çocuklar” asaletlerinden yapılan haksızlığı dillerine bile almazlar.  “Bizim çocukların” hakkını elin çocuklarına niye veriyorsunuz, niye, kardeşim niye?

Kurşun askerler sıraya dizilmiş dememizde kimse kusur aramasın, kusur dizende.

Bilin ki oyumuzu ne size, nede kurşun askerlere değil, geleceğimize, ideallerimize, şehitlerimize gazilerimize, seçilemeseler de ülküdaşlarımıza vereceğiz, size rağmen MHP ye vereceğiz.

YORUM EKLE