DELİDİR NE YAPSA YERİDİR

 Deliler, delilik, üzerine yüzlerce, binlerce hikâyeler romanlar şiirler fıkralar yazıldı, atasözleri, deyimler türetildi. Hastaneler, akademiler kurulup bilime konu oldu. Âdemoğlu var oldukça delilerin de var olacağı anlaşılınca sömürü sisteminin kurnazları delisi olanları sömürmek için 8 Kasım’ı “Dünya Deliler Günü” kabul etti.  

Delileri sosyal, toplumsal işlevleri bakımından başka tasnif eden var mı? Bilmiyorum. Bildiğim en güzel tasnifi Cennet mekân Bilade Aybars Tekin’in ağam yapardı. Delilerden bahis açılınca hep onun yüzüme bakıp deliler tasnifini yaptığı on yıl yaşlandığımı hissettiğim o sıkıntılı, boğucu Temmuz gecesini hatırlarım.

Son günlerde siyasete hâkim görünmeye çalışan deli ve arkasındakileri düşünürken, Bilade ağamın yedi guruba ayırıp, en tehlikeli dediği yedinci gurup “suya s...çan” için söyledikleri geldi aklıma.

 

Bilade Aybars Tekin ve binlercesinin kanında kayık yüzdüren, amma onları unutturmak için yapmadığını bırakmayan “suya s...çanlara” hatırlatmanın faydasızlığını bilirim, lakin biz unutmadık unutturmayacağız... Onları hep hatırlamak, bir vesileyle hatırlatmak boynumuzun borcu.

Bilade ağam İstanbul Ortaköy Eğitim Enstitüsü Müdür Yardımcısı iken, şirret Ecevit’in şer iktidarının Diyarbakır’a tayin etmesi, tayin değil ölüm onun fermanıydı. MİSK (Milliyetçi İşçi Sendikaları konfederasyonu) bünyesinde başkanlığını yaptığım Türk Çelik-sen sendikasında veya sendikamıza üye fabrikalardan birinde görev alabileceğini teklif ederek Diyarbakır’a gitmesine mani olduk. O, Kale kilit fabrikasında görev almayı tercih etti, lakin tecrübeyle sabit ki; kaderin önüne geçilmiyor, şehadet onun değişmez kaderi imiş. Kale kilit fabrikasında ki işine giderken, on yıldır yolunu beklediği biricik kuzucuğu Bilade’nin dünyaya gözlerini açtığı gün, kuzucuğunu koklayamadan, iki arkadaşımızla birlikte 8 Temmuz 1980 tarihinde düşürüldüğü pusuda THKP-C itlerinin çapraz ateşiyle şehit edildi.

Fevkalade üstün vasıfları, zarif, naif, esprili; ana sütü kadar temiz, ana sütü kadar besleyici ders verici üslubuyla, yapıcı helal süt emmiş bir çare adamıydı. Cezbedici yapıcılığından ders aldığım, istifade etmek için “Abi beni tenkit et, ama o kadar zarif, yumuşak olma” diye kendimi tenkit etmeye zorladığım bir dost. Mekânı cennet olsun, dürüst, açık sözü, güler yüzüyle lütufkar bir dost, ağabey olarak kendine has esprili üslubuyla bir yığın eksiğimi kırmadan önüme koymakla kalmaz yol gösterirdi.

Çok sıkıntılı günlerdi, şehadetinden tahminen dört-beş gün önceydi, oldukça geç bir saatte Aksaray da bulunan sendikaya uğradı. Çok zor bir karar vermek zorunda olduğum sıkıntılı bir anı yaşıyordum. İki, üç dakika hiçbir şey söylemeden yüzüme dikkatlice baktıktan sonra;

  • “Çocuk, bu halin ne? Git aynada suratına bir bak, adamlıktan çıkmışsın” Dedi.
  • “Ağam aynaya bakacak hailim yok, aynam ol da ne diyeceksen de” Dedim. Yaşadığım zorluğu anlattım.  Yüzüme biraz daha baktıktan sonra donuk bir ifadeyle;
  • “Başkan kaç tür deli var bilir misin?” dedi.

Konuşacak halim yoktu, bilmiyorum manasına omuz silktim. Sözünün arkasındaki dersi anlamak için sükût ettim. Kendince tasnif ettiği delileri anlatmaya başladı;

  • “...Deliler yedi çeşittir; deli, zırdeli, zırzır deli, hınzır deli, zincirli deli, dama çıkanlar, birde en tehlikelisi; suya s....çanlar.” “Gecenin şu saatinde zevkin, sefanın bin bir çeşidini yaşayan, yumuşak yatağında uykunun tadını çıkartanlar sabah uyandıklarında birilerinin vatan, millet diyerek dünya zevklerini, uykuyu kendine haram etmesine, göğsünü onlara siper etmesine delilik derler.” dedi. Biraz sustu. Susmasını fırsat bilip sordum;
  • “Diğerleri biraz bizi anlatıyor galiba, fakat şu yedinci, en tehlikelisi dediğin “suya s....çanlar” kim? Onları hiç duymamıştım.” dedim.

Beni dinlerken biraz ekşiyen yüzünü istihza i bir tebessüm sardı

  • “Diğerleri sen, ben, bizimkiler. Neyi, neden yaptığımızı bilir, sorumluluğun sonuçlarına katlanırız... Suya s...çanlar; onlar çok tehlikeli,  soyaçekim hayınlar. Yemini verenin, ipini tutanın kölesi, insanın en kıymetli nimeti suyu bile kirleten bir hayınlık. Gözenin (suyun ilk çıktığı yer) gözüne eder, sofranda yer, düşmanın koynunda sabahlar.” “Bizim göle attığımız taşı üç-beş akıllı çıkartır da onların atığı fındık kadar taş milleti batırır.” Dediğinde yüzü biraz bulutlanmıştı.
  • “Ağam onlarda bizim komünisteler mi?” Dedim. Gülümsedi.
  • “Onlar her yerde var, senin peşine de birkaç tane takılmıştır.” Dedi.

Birkaç dakika daha oturduktan sonra vedalaşmak üzere ayağa kalktığımız sırada Necmi Erol Kumandaş uflaya puflaya kapıda belirdi. Bir Necmiye, bir bana baktı, sonra bana dönüp neşeli bir edayla;

  • “Yanına bir deli daha bulup taşını göle at akıllı Necmi nasıl çıkartırsa çıkartsın, ama bulacağın deli sakın yedincilerden olmasın” dedi ve gitti.

Başımıza ne geldiyse destansı deliliğimizi aklımıza, hesaplarımıza, çıkarlarımıza kurban edip işte o yedinci guruptan birini kendimize musallat etmemizden geldi. İpleri başka elde “suya s...çan” sorumsuz, bizim elde başa taç, bütün zamanların kahramanı, istişareden töreden bihaber, ahlaksız şahsiyetsiz omurgasız siyasetin, tek kişilik demokrasinin banisi oldu. Uğrunda Hayatların, istikballerin feda edildiği hareketi kumandalı bir iradesize peşkeş den bizim ferasetsizliğimiz.  Liderinin onun hakkında yazdığı mektubu, söylediği sözleri biz unutup yok saydık. Gözümüzün yaşına bakmadan ahlakı, insafı rafa kaldırıp dağıtmasına feryat etmeye hakkımız var mı?  

Bu yetmez, daha darı ekeceği günler var geride.

 

Bizden bir delinin sıkça söylediği “Delisi olmayan mahalleliyi boncuk eder ipe dizerler” sözü işte bunun için söyler. Mahallenin başına gelenleri fazlasıyla ifade ediyor sanırım.

Delinin teki mezat kurmuş, sözde milletin vekili birileri de mezat yerinde döküntü mallar gibi alıcısına göz kırpıyor. Zavallı ülkem başına bela ettiğimiz yedinci deliyi anlamaya çalışıyor. Hele de bizim mahalle yediden yetmişe perme perişan, yerle yeksan. Kolsuz gömleği ha giydi ha giyecek. Yirmi senedir tek doğrusu olmayan, yaptığı son yanlış olmayacağı kesin olan bir deli için yer gök ayakta.

Efendim lokomotif vagon olur muymuş. Be birader lokomotif mi kaldı?

Ortadaki içi boşaltılmış bir kaporta.  Motoru, bütün parçaları bir- bir sökülüp atıldıktan sonra mı aklımızın farkına vardık? Diye sorunca herkeste aynı terane; “şu kadar zamandır, şu seneden beri karşısındayım.” Kurnaz, söylemiyor ilk gün deli için deli divane olduğunu. Oysa iffeti de, izzeti de o ilk gün onun kurnazlığı sayesinde topluca kaybetmiştik. Şimdi yığınla yorum, onun bin misli küfür, kâfir, utanmazlık numunesi.

Biri de çıkıp; Ey aziz milletim! Hele de bizim mahallenin klavye kahramanları; şunca yirmi sene ve dahi delinin hediyesi on beş senelik bonus zarfında arşı çınlatan coşkulu alkışlarına mazhar olan ihanetler bundan daha kötüydü demiyor. Milliyetçileri bölmek için pusuya yatan sinsilik ne kadar milli, ne kadar yerliyse, böldüren dağıtan da o kadar yerli ve milli demiyor. Meselenin bam teli bu “yerli ve milli” meselesidir. Girersek çıkamayız sonraya bırakalım. Yalnız bir cümleyle ifade edelim; şu andaki siyaset tayfasının küllümü yerlilik, millilik konusunda defoludur.

 Bizim mahalle eşrafına akıl erdirmek zor.

Yirmi senedir oyun içinde oyun çeviren yedinci delinin işbirlikçileriyle ortaya çıkartıp bir bölen yaptığı Bayan Pandora’nın hesaplarının peşinden sürüklenip iki arada bir derede kalan sanki onlar değil benmişim gibi, haddini aşan yer biçme hadsizliklerine nasıl akıl ersin ki?

 

Bize gelince; bütün aykırılığımız, samimiyetimiz,  hesapsızlığımızla yerimizdeyiz. İlk günden biliyorduk kurnazların sayesinde onlardan daha kurnazların suyumuzu, gözemizi kirletecek bir deliyi baş belası ettiğini. Biz yirmi senedir yapacaklarını, kurnazlarsa yaptıklarını anlattı.  Bize göre dün neyse bugün de o; DELİDİR NE YAPSA YERİDİR, fakat bu suya s...çan delidir.

 

Atalar “Ölüsü olan bir gün, delisi olan her gün ağlar” demiş. Gözümüzdeki yaş yedinci deliye olduğu kadar, koltuk sevdası, süfli hesapları uğruna ona ram olup yıllar yılı kan gölünde kayık yüzdüren adamlık adına yerinde yeller estiren müsveddeler içindir.

YORUM EKLE