Çözüm Süreci ve Ülkücüler

 Kürtçü bölücü kalkışma ve isyan hareketlerinin ırkçılık temelindeki tarihi yüz yıl geriye gitmektedir.

Yıllar içinde kanlı iç isyanlar ve yine devletin kanlı bastırma harekâtlarını bu topraklar ve yaşayanlar bu yüzyılda çok sık gördü.

Bu konuda tarihin seyri ve olup bitenler üzerine yazılan yazıların, makalelerin ve ciltler dolusu kitabın varlığı herkesçe malum.

Bu yazımda ben Kürtçülük tarihinden değil, Türk milliyetçileri ve ülkücüler açısından yaşadığımız bugünkü gündemi tartışmak istiyorum.

Ülkücü hareket ilk defa 1968 ve 1974 sonrası 1980 darbesine kadar “Kürtçü bölücü hareketle Marksist-Leninist kimlik“ altında komünistlerle mücadelesi sırasında karşı karşıya geldi.

Doğu Devrimci Kültür Ocakları ile Fikir Kulüpleri Federasyonunun 1970 Kongresi’nde “Dev- Genç” adıyla birleşmelerinden sonra Türkiye'de komünistler, Kürtçü ve bilhassa Türk milletine kinle dolu Ermeni kökenli Kürtçü militanlar sayesinde güçlenerek Türk milletine karşı çok kanlı bir silahlı mücadeleye başladılar.

1980’den sonra ise Kürtçü, bölücü hareket literatürü ve diyalektiği Marksist olsa da bu sefer Irkçı bir kimlikle ilk defa kendi adıyla 1984 Eruh baskını ile yeniden terörü önceleyen bir strateji ile ortaya çıktı.

Bugüne gelindiğinde aradan geçen son otuz yılda hükümetler ve sivil toplum örgütleri ile güvenlik güçleri Türk milletin başının belası olan bu bölücü hareketi bırakın bitirmeyi önleyemeyerek kanserleştirdi ve kangren haline getirdi.

Sebebi iç, dış ne olursa olsun bugün önümüzde duran problem dünden çok daha büyük ve tehlikelidir.

Tehlikenin büyüklüğü PKK’nın silahlı militanlarının varlığından, kanlı eylemlerinin daha çok olmasından ve dış desteklerinin yaygın varlığından kaynaklanmıyor.

Tehlikenin büyüklüğü düne göre bugün, PKK ve HDP haricinde mütedeyyin, devletine bağlı ve kendisini bugüne kadar Türk milletinin ayrılmaz bir parçası olarak gören Kürt kökenli inançlı vatandaşlarımızın Kürtçü siyasi bir bilince sahib olanlarının varlığının büyük kitlelere ulaşmış olmasından kaynaklanıyor.

Artık ülkücülerin yirmi otuz yıldır değişmeyen ve tek düze üç sloganla özetlenebilecek kolaycı ve de sığ yaklaşımlarla bu büyük probleme çözüm bulunabileceği rahatlığından sıyrılmaları gerekiyor.

AKP’nin tavizkâr, korkak ve iş birlikçi politikalarla ülkemizi bir felakete götüreceğini ve vatan topraklarını böldürteceği iddiasını ve görüşümüzü saklı tutarak, son gelişmelere ve olaylara biraz daha dikkatlice yaklaşarak yeni tezlerin ve görüşlerin sahibi olmalıyız.

Unutmamak gerekir ki sosyal olaylarda taraflar ne kadar plan yaparsa yapsın istenmeyen ve beklenmeyen gelişmeler sıkça ortaya çıkabilir ve bu beklenmeyen gelişmeler yepyeni fırsatlarla doğurabilir.

Çözüm sürecinin 2007’den beri başlayan serüveninde,“Vasat Akıllı Derin Devlet“ gölgesinin bu süreçteki varlığına yönelik ilk şüphelerim “Akil adamlar” heyetinin isimlerinin duyurulması ile başladı.

Heyetlere seçilen kimliklere göz attığımda dikkat çeken en önemli husus, sanki çözüm sürecine Türk milletini değil de Kürtçü bölücü harekete meyleden mütedeyyin Kürt vatandaşlarımızı inandırmak hedefli bir planın yapıldığı izlenimini edindim.

Etyen Mahçupyan, Oral Çalışlar, Celalettin Taş ve benzeri isimlerle herhalde Türkleri ikna için yola çıkılmaz.

Heyetteki milliyetçi geleneğe mensup olan birkaç insanın varlığı ise yine milliyetçilerden çok karşı tarafı rahatlatmak “bakın barış için onlar da bir adım atmaya hazır” imajını vermek için olsa gerek.”Akil Adamların” ismine dikkatlice tekrar bakın. Göreceksiniz ki bu isimlerin sadece Kürt vatandaşlarımızı barış sürecine inandırmak ve ısındırmak üzere seçilmiş olduğunu bir kısmınında zaten " vasat akıllı derin devletin " vereceği her göreve her zaman hazır olan kişilerden olduğunu siz de hemen fark edeceksiniz.

Oslo sürecinin deşifre edilmesi ile de bu şüphelerim iyice pekişti.

Bu bir “Vasat Akıllı Derin Devlet“ projesi idi ve Türkiye Kürtleri üzerindeki bu planın parçası belli idi: Kürtçü Hareketin Türkiye kanadını bölmek.

Geçenlerde Habertürk’te yayınlanan bir tartışma programında yeni emekli MİT Müsteşar Yardımcısı Cevat Öndeş açıkça şu ifadeyi kullandı:

“Çözüm süreci gelinen bu noktada sadece bu hükümetin değil bundan önceki hükümetler ile bundan sonra gelecek hükümetlerinde gündemindeki meseledir. Zamanın ve jeopolitik şartların getirdiği ve de zorladığı uluslararası boyutu olan bir sorunun çözülmesi meselesidir.”

“Bu vatanı böldürtmeyiz” kararlılığı ve sloganı bundan otuz yıl önce yılanın başı küçükken çok daha anlamlı, tutarlı ve de gerçekçi idi.

Bugün bu slogan ile verilecek mesajların hedefindeki kitle artık Türkiye'deki Kürt kardeşlerimiz değil ve olmamalı. Bu slogan artık dış odaklar ve onların uzantıları iç terör örgütlerine yönelik olmalı ve meydanlarda değil özel ortam ve görüşmelerde kararlılık ifadesi olarak gündeme gelmeli.

Kürt kardeşlerimizle birliği ve bütünlüğü sağlayacak yeni ifade ve sloganların sahibi olmalıyız.

Mesela “Bu vatanı böldürmeyiz” yerine “biz ayrılamayız kardeşim” mesajını veren yeni bir dil kullanmalıyız. Rahmetli Türkeş'in “ Türkler ne kadar Kürt’se, Kürtler de o kadar Türk'tür “
sözünün kıymetini millet olarak bilemedik ve içini dolduramadık. Sadece biz değil taraflar ve hükümetlerde bu sözün kıymetini bilemedi ve Kürt, Kürtçülük şuurunun kitleleştiği bu günlerde anlamı ve mesajın etkisi iyice zayıfladı.

Çözüm sürecinin Oslo görüşmeleri ve varılan mutabakat ile devamında akil adamlar ve çıkartılan kanunlar ve halen hükümet, İmralı ve de kandil arasındaki görüşmeler sonucunda bugün artık iyice anlaşılıyor ki Türkiye’ deki Kürtçü bölücü hareket bölünme noktasına getirilmiş bulunmakta. Kürtçü terör odaklarının yayınlarını öncelikle incelediğimizde aşağı yukarı şu fotoğrafı görmekteyiz.

Terörü ve çatışmayı ana strateji olarak önceleyen PKK terör örgütü bölünme sürecine girmiş ve çatlak iyice büyümüş ve görünür hale gelmiştir.

Bir tarafta “Bayık’çılar” diğer tarafta “Öcalan’cılar” tarafında görüntü veren ve iş birliği içinde olan grup ve isimlerin bazıları şunlar:
PKK/KCK, Kandil, DBP; Cemil Bayık, Duran Kalkan, Feyman Hüseyin, Aysel Tuğluk, Osman Baydemir ve Selahaddin Demirtaş.

Öcalancılar tarafında ise; HDP, Hatip Dicle, Zübeyir Aydar, Murat Karayılan, Hülya Oran, Nurettin Demirtaş bulunmakta.

Peki bu gruplaşma ve gittikçe büyüyen çatlakta tarafların konumları ve çatıştıkları konular neler?

Bayıkçılar, ABD iş birliğinde ve silahları kesinlikle bırakmak istemedikleri gibi profesyonel orduya geçmek istiyor.(Demirtaş'ın, Apo’nun silahları bırakma talebini okurken yüz ifadesini hatırlayın)
Bağımsız birleşik Kürdistan hedefinden vazgeçmiyorlar.

Apo’cular ise AB iş birliğinden yana ve Avrasyacı gruba daha yakın duruyor.
Silahları bırakmama ama Suriye'ye çekilme taraftarı.
Bağımsız Kürdistan için güçlerinin yeterli olmadığı gerçeğinden hareketle, önce özerklik sonra adım adım bağımsızlık. Yugoslavya ve Çekoslavakya gibi. Daha yumuşak geçiş ve zamana yayarak bölünme.

Çözüm sürecini Bayıkçılar kesinlikle engellemek istiyor. Kandil ayrı plan yapıyor.

Apocular ise çözüm sürecinin kendi yol haritası ile devam etmesini isterken Kandil'i ihmal etmeksizin uzlaşma yolunu arıyor.

İlginç olan bir diğer ayrıntı HDP’nin parti olarak seçimlere girmesini zorlayan taraf Bayıkçılar.
Sebebi de gayet basit: HDP barajın altında kalmalı ve PKK Kürtlerin tek temsilcisi olmalı.

Apocular ise bağımsız adaylardan yana. Fakat Kandil’e fazla direnemedi. Eğer PKK 12. Kongre’sini erken toplayabilse ve bir uygun konjonktür bulsa Apo yeniden bağımsız adaylara dönebilir.
Bilindiği gibi kamuoyunda ise ters bir algı var.

HDP, AKP anlaşması ve AKP’nin güneydoğudaki tüm milletvekillerini alması için gizli mutabakat yapıldığı inancı var. Fakat Kürtçü yayın ve dış basındaki yansımalar bu tezin tam tersinin izlerini taşıyor.
Bayıkçılar, demokratik mücadeleye kesin inanmıyorlar ve zaten metot ve birikimleri böyle bir mücadeleye hiç uygun olmayıp demokrasi zeminindeki bir mücadelede zayıf kalıp tasfiye olacaklarını çok iyi biliyorlar.

Diğer bir ayrılık noktası milletvekili aday listelerini kimlerin yapacağı. Bu konuda ciddi çatışma potansiyeli taşıyor.

Bayıkçılar çözüm sürecini kesinlikle sabote etmek isterken, Apocular, Öcalan serbest kalana kadar sürecin devamından yana.

Bunun içinde 2015 seçimleri öncesi Kandil ciddi gerginliklerin ve olayların olmasını istiyor. Bölgede kesin alan hakimiyetine gidilmeli diyor ve DBP’li belediyelerin eş zamanlı fiili demokratik özerklik ilan etmesinden yana.

Henüz hayali Kürdistan’ın sınırlarında ve ona ulaşılacak zaman ve stratejide anlaşamayan ve bu iki gruptan Bayıkçılar Türkiye'ye kesinlikle güvenmezken, Apocular taktik olarak iş birliğinin devamından yana.
Eğer PKK 12. Kongresine kadar aralarındaki kriz aşılmaz ise, kanlı bir hesaplaşma başlayabilir ve kendi aralarında ciddi kan dökülebilir. Çözüm sürecinin kaderi de bu kongreye bağlı.

Yukarıdaki tespitlere internet üzerinden yapılacak ciddi bir araştırma ile herkes ulaşabilir.
Zaten tarafların varlığı günlük basında ve köşe yazarlarının gündeminde de yer almaya başladı.
Bu kısa özeti vermemin sebebi şu. Zaman sosyal meselelerde birçok olayı eskitirken aynı zamanda pozisyon ve tavırların yenilenmesi için de yeni fırsatlar veriyor.

Türk milletinin her sorunu ve onu tehdit eden her olay biz Türk milliyetçilerinin değişmez gündeminin bir parçasıdır ve öylede olmalıdır.
Çözüm süreci devam ederken ortaya yeni çıkan durumlar dikkatimizden kaçmamalı ve bizde milletimizin yaşadığı bu soruna yönelik kendi “çözüm sürecimizi” ortaya koyarak halen devam eden sürece müdahil olmamız gerekmektedir.

Yoksa; “İktidar olmadan bir şey yapamayız, mevcut süreç ihanet sürecidir, AKP ve PKK iş birliği içinde vatanı bölecek, ihanette iş birliği yapıyorlar, kahrolsunlar, günü gelince hesap soracağız.“ gibi kolaycı ve içi boş sözler bizleri bu sorunda hesaba katılmayan zaten katılmasının da bir anlam ve değeri olmayan noktaya sürükler.

MHP ve ülkücüler Türk milletinin “Bu meseleyi nasıl çözeceksiniz, bugün iktidar olmasanız bile yapacağınız hiç bir şey yok mu? Yapılanlara yanlış derken doğruların bu süreçte yer alması için ne yapılmalı ve ne yapıyorsunuz? Niçin sadece -karşıyız- diyor ve toplumsal hiçbir adım atmıyorsunuz?” sorularına gecikecek olan her cevap milletimizin ödeyeceği bedeli daha da ağırlaştıracaktır.

Kürtçüler arasındaki yeni çatışma ve bölünme mütedeyyin, inançlı ve Türkiye'nin bütünlüğünden yana olan Kürt vatandaşlarını yeniden kazanma ve onlarla birlik olma fırsatını bizlere kazandırabilir.

Sadece “Vasat Akıllı Derin Devletin” ve Türklük bilinci zayıf AKP’nin süreci yönetmesine,
“ ... eee ne yapalım iktidar değiliz ki... ey millet ver iktidarı ben seni o zaman bu beladan kurtarırım...” tavrı ve yaklaşımı ya şuursuz bir gafletin varlığı ile ya da yukarıdaki çözüm sürecinin iki aktörünün zımni iş birlikçiliği ile açıklanabilir.

Ürküten, dışlayan ve iten, tahrik eden sloganları bırakarak ümit ve güven veren samimiyet ifadesi yeni dili ve sloganları bir an önce bulmalıyız.
“Biz ayrılamayız kardeşim “ gibi...
Yoksa üçüncü bir fırsatı bulamadan bir bakarız hepimizin elleri birbirimizin boğazında.
Allah (cc) böyle bir felaketten ülkemizi ve milletimizi korusun.
YORUM EKLE