Cehennem Ateşi

Geçen gün Bakü'de bir bina yandı. Ama yanan yalnızca bir binamı? Hayır, yanan tüm Azerbaycandır.

Yanan konutların üzerine o plastik kapaklar döşeyip bundan milyonlar kazananların insanlığı ve vicdanıdır. Aslında 23 yıldır, o yangının dumanı nazikçe süzülürdü, yapılan her adaletsizlikten, hakkı yenən her insanın nalesinden, haksız yere tutuklananların isyanından, yapılan zulme dayanan halkın sabrından yakılan ateşin alerlerinde gördük dün.

23 yıldır Azerbaycan'ı yönetenlerin vicdanlarının ateşinde 16 kişi öldü. Ama bu istatistik Azerbaycan'da yakılan Orta Çağ idam ateşinin yanında çok sönüktür. Bu nedenle, bu yangına çok şaşırmadık, çünkü yakılan o ateşin sıcağı bizi hep nazikçe okşardı aslında ... Ünlü "Son aşırım" filminde Kərbalayinin dediği gibi, yıllardır, bizim toprağımız aldılar, ses etmedik, namusumuzu, ahlak ve değerlerimizi ezdiler, çiğnediler , yine ses etmedik, evlerimizi söktüler, sesimizi çıkarmadık. Memleketimizi talan ettiler, sustuk. Şimdi de evlerimizde bizi diri diri yakıyorlar.

İktidar vatandaşın yaşadığı evi soğukkanlı şekilde onun mezarı etti. Bu mezarlardan kimler milyonalar kazanmış, şimdi o binada canlı yanıp can verenlerin kanı, canı pahasına alınmış evlerde, villalarda kim bilir hangi kuduzlar rahat hayat sürüyor?! Kim bilir hangi memur evladı yanan binada ölen bebeklerin acısı, yarım kalmış hayatı üzerinde son model bir araba sürmekte?!

Biliyor musunuz, bebeğini kaybeden, yüzü yanmış kadınların yaşadıkları acının üzerinde nasıl memur karısına, sevgilisine pahalı mücevher, ev, araba satın aldığını? O binada yüzü yanmış kadınlar sabah utanarak yürüdüğünde, yüzünü gizlemeye çalıştığında, aynı o kendini dünyanın üstüne koyan, maneviyatı ve ahlakı boş olan sevgililer ve kadınlar onlara üstten aşağı bakıp egolarını besleyecekler, hele hele yüzündeki izleri ikrahla süzüp geçecekler.
İnsanlık masalı da uydurmayalım, o kuduz memurların yanında yer alan kadınlardan birinin vicdanının ağrayacağına, insanların acısı üzerinden elde ettiği rahat hayattan vazgeçeceğini de beklemeyin.

Çünkü burda Hugo’nun ne şamdanları çalınan Piskoposu var, ne de dilenci çocuğun bilmeden onun ayağının altına düşürdüğü parası için acı çeken Jean Valjeanı... Burada ezerlediği doğrulara gözü kapalı inanan Javert bile yok.
Burası Tenardiye’ler ülkesi! Miskin ve açgözlü, ama kravatlı, kendini elit sayan Tenardiye’lerin... mahiyette küçük, görünüşçe çaldığı milyarlar hesabına büyük görünen Tenardiyelərin ülkesi...

Ve geçen gün aynı o açgözlü, hiçbir insani duygusu olmayan Tenardiye’lerin ülkede işlediği suç sayesinde tüm Bakı sallandı. Yüreğimiz yandı, ama inanın, o binayı mezara çevirenlerin kılı bile kımıldamadı. Biz bu sabah ne herhangi memurun kalp krizi geçirdiğini, ne de bu işten sorumlu olan birinin istifa verdiğini gördük.

Yok, beklemeyin, o yanan binanın içinde kalıp diri diri yanan bebeklerin ahı onların kaybolmuş vicdanını ağrıdacak değil, zaten o vicdan var olsaydı, canlı, diri insanlara bile kolaylıkla ve rahatlıkla mezar kazmazdılar. Sahte gelişim masalların uydurup, gerçekte ise masalların ecinne ve dev rolünü rahatlıkla oynayabilecek, hiçbir şey çekmeden 9 milyonluk bir halka yaşadığı ülkeyi cehenneme çevirenlerin vicdanına hitap edilebileceğini düşünmeyi bırakın artık... Onlar acılarınızı anlamayacak, çünkü onların ilgi alanlarına değilsiniz. Değilseniz, onlar sizin acılarınızı, azabınızı hissedip değerlendirecek kimseler değiller. İnanın, biz kendini bir şey zanneden harın memurların gözünde sadece "siyah topluluk" ız, bu kadar ...

Bu hakkı da biz onlara verdik. Kendi suskunluğumuzla, biganeliyimizle, korkumuzla ve elebakan olmamızla... Zannediyorlar ki yaşadıklarımız kısmetimiz, ama değil. Tüm bunlar Tanrı'nın bize yazdıkları değil, bu iktidarın yarattığı çarkıfelek.

Bizm talihimizi yıllardır Tanrı değil, iktidar yazıyor.

Bizi insan yerine koymayanın, bir gün evimizde diri diri yakacağını da göz önünde bulundurmalıyız.

Hakkımız yendiğinde, ayak altında ezildiğimizde, en sıradan insani haklardan mahrum edildiğimizde ve en önemlisi biz buna sustuğumuzda bir gün bütün bunların olacağını bilmeliydik.

Bugün gerçek manada Azerbaycan'da zulüm arşa kalkmış durumda. Ama ne yazık ki biz, halk olarak hala zulümden doymadık.

Biz susdukça, içimizde kendimizden büyük korku yarattıkça yaşananlardan kaçınmak mümkün olmayacak. Çünkü aslında, binanın yanması da öyle birden bire gerçekleşmedi. Yıllar içersinde bu ülkede insanların evini söküp onları dışarı atmırdılarmı? Yıllardır herhangi memur isteği yerden, istediği vakit vatandaşı taşınmaya mecbur etmedi mi? Şimdi de herhangi açgözlü ve kuduz memurun para kazanmak sevdası 16 insanımızın hayatına maal oldu. O yangın sadece, bu ülkede uzun yıllar baş alıp giden maneviyatsızlığın uzantısıdır ve eğer ki susmaya devam edersek, hala sonuncusu da olmayacak.

Dün askerlerimiz, babalar, anneler ölüyordu, şimdi artık bebeklerimize geçmişler. Zaten bu ülkede insanların geleceğini, umutlarını, hayallerini yaktınız, gözünüz doymadımı?

Ve inanın, geçen gün yanan bina bu iktidarın açgözlülük ve kuduzluğunun eseriydiyse, bu iktidar da bizim halk olarak suskunluğumuzun eseridir.


YORUM EKLE