Çarpık Zihniyetin Çarpıtmaları

Sapla samanı birbirine karıştırdığı bir ülkede yaşıyoruz. Dünyada böylesine çarpık bir anlayışın olduğu başka bir ülke yoktur dur herhalde.  Vizyonsuzluğun, ufuksuzluğun, bilgisizliğin, müfteriliğin, münafıklığın, kendini ve haddini bilmez çarpık zihniyetin, çarpıtmaların binbir çeşidiyle karşılaşıyoruz.

Akademisyen kimlikli Başbakanın Dersim isyanı ile ilgili çarpıtması adeta fecaat. Başbakan bununla da kalmadı 1944 de Alpaslan Türkeş, Nihal Atsız gibi birçok milliyetçi aydının şahsında Türk milliyetçiliğine yapılanları da çarpıtmaya kalktı. Son çarpıtması da; 11.11.2014 Salı gün ki AKP gurup toplantısında Ülkücü şehit Mustafa Pehlivanoğlu’nun şahsında ülkücülerin devlete isyan etiği için asıldığını söylemesidir ki çarpıtmanın zirvesi bir zırva.                                                                  

Çarpıtmanın boyutlarını görmek için önce Dersim meselesine kaba hatlarıyla bakalım:

Dersim isyanının İngiliz-Fransız kışkırtması olduğu belgeleriyle ispatlıdır. (Eğer istiyorsa T.C. Başbakanlık Atatürk kültür, Dil ve Tarih Kurumu Atatürk Araştırma Merkezinde ki belgelere bakabilir.) Dersim bölgesi, emperyalistlerce Osmanlı döneminden beri devlete başkaldırı merkezi haline getirilmek istenmiş, nispeten de başarılı olunmuştur. Osmanlının son döneminde ve Cumhuriyetin ilk yıllarında uzun bir zaman devletin denetiminin dışında kalmıştır. Birçok isyanın ya merkezi, ya da destekçisi olmuştur. Rus ve İngiliz kaynaklarına göre; bu bölgedeki aşiret başlarının birçoğu, Osmanlıyı Kafkas cephesinde arkadan zayıflatma maksadıyla, Ruslarla anlaşıp Ermenilerle işbirliği yapmıştır. 1915 tehcirinde Ermenilerin bir bölümü, İngilizlerin yönlendirmesiyle, devletin kontrolünün dışındaki bu aşiretlere sığınmış kendilerini Alevi kisvesine sokmuşlardır. Bugün “Ali ’siz Alevilik” fikrinin arkasında bu gizli Ermelerin olduğu Alevilerce de dillendirilen bir konudur.

Bölgedeki aşiret başları Cumhuriyet döneminde de aynı güçlerin çıkarları için kullanılmışlardır. 1921 deki Koçkiri isyanıyla kurtuluş savaşı baltalanmak istenmiştir. Nitekim Ağrı, Şeh Sayit isyanları sonucunda Türkiye Musul dan vaz geçmek zorunda bırakılmıştır.  Dersim isyanının Fransızlarla yaşanan Hatay meselesi ile eş zamanlı olması da tesadüf değildir. Bugünki bölücü PKK terörüde dünyanın en büyük entegre projelerinden olan GAP projesiyle doğrudan ilgilidir.Dersim isyanı asla mezhep veya inanç meselesi değildir. PKK gibi dışarıdan kışkırtma bölücülük hareketidir, malum zihniyetin dediği gibi Kürt meselesi değildir. Dersim İsyanının başı Seyit Rıza’nın Alevi olması sebebiyle, inanca dayalı mezhep meseleymiş gibi gösterme gayreti külliyen gerçeklerin çarpıtılmasıdır, yanlıştır.

Bu yazının hacmini aşan bir mesele olmasına karşılık; isyanının baş figürü Seyit Rızanın kimliği hakkında birkaç satır yazmak zarureti vardır.  Seyit Rıza 1921 deki Koçkiri isyanını desteklemiş, İlk meclis açıldığında TBBB gönderdiği telgrafla bölgeden meclise seçilen Milletvekillerinin meşruiyeti olmadığını bildirmiş, bu tavrıyla Kurtuluş savaşının karşısında yer almıştır. 1924 yılında Hozat’ı işgal edip Cumhuriyet yanlısı aşiretleri basması da aynı fikrin eseridir. Seyit Rızanın aşiretinin başına geçtikten sonra, bölgedeki isyanların direk veya dolaylı olarak içinde yer aldığı görülür. İngilizlerin desteği ile kurulan, Ağrı isyanlarını organize eden Kürt-Ermeni ittifakı “Hoybun” cemiyetiyle de sürekli ilişki içinde olmuş, ortak hareket etmiştir.  PKK gibi karakol basıp 33 askeri şehit ederek, köprü yıkarak isyan hareketini başlatmıştır.

Seyit Rızanın Kürt olduğu varsayılırsa; Seyit olması, Peygamber soyundan gelmesi doğru bir tez olamaz. Ayrıca Osmanlı döneminde Seyitlere şecere verildiği ve Peygambere hürmeten pozitif ayrım yapıldığı kayıtlarla sabittir. Böyle bir beratı da söz konusu değildir. Türk kültürünün bir parçası olan Alevi kültüründe, büyüğe saygı çok mühimdir. Bu sebeple o dönemde yaş ve yola hürmeten büyüklere seyit dendiği biliniyor. Seyit denmesinin bu sebebe dayanması ihtimali daha güçlüdür.Bazı kaynaklarda kendisine ait olduğu söylenen bir mektupta aşiretiyle birlikte Suriye’ye, ya da “geriye Türkistan’a” gönderilmeyi talep eden bir ibare kullanması Türk olduğu ihtimalini öne çıkıyor. Dolayısıyla Kürt olmadığı, seyit olmadığı bu ibarelerle güçlenmektedir. Ancak Alevilikteki “ocak” geleneğinde kendisine yer bulmuş bir aşirete mensup Alevi dedesidir, Alevi dedelerine hürmet ifadesi olarak da seyit denir. 

Hal böyleyken, başarısı Türkiye’yi yalnızlaştıran dış politikaların mimarı olmasıyla tescillenmiş akademisyen Başbakanımızın gözlüğünden dünya başka görünüyor olmalı. Hangi gözlükten bakarsa baksın söyledikleri Türkiyenin zararınadır.Malum konuşmanın muhatabı acaba sadece Dersimi sembol haline getiren Alevi vatandaşlarımızmıdır?Başka mihraklara da gözmü kırpmıştır?Konuşmadan sonraki gelişmeler, verilen mesajlar bunun ipuçlarını veriyor.

Öyle anlaşılıyor ki sıra boyun eğdikleri PKK dayatmalarının, istenen özerkliğin uygılamaya geçilmesinin ve milleti buna inandıracak sebeplerin üretmesine gelmiştir. 

Dersime atıfta bulunarak, eşkıyalığı mazlumlaştıran, haklı gösteren, eşkıyaya iadeyi itibar sağlayan yaklaşımları başka türlü değerlendirmek mümkün değildir. Bu yaklaşım ancak; PKK ile mücadeleden vaz geçme mantıksızlığını ortaya koyar. Eşkıyalığa haklılık kazandıran, devletin varlığını ve milletin bütünlüğünü koruma refleksini kıran bir çarpıtmadır.

Hacıbektaş ta başlayıp devam ettirdiği konuşmaları gerçeklerden uzak, talihsiz ve acemi oy avcılığıdır?                                                                                                                                            

Seyit Rızaya atıfta bulunularak bebek katilini ve PKK mazlumlaştırılmak, meşrulaştırılmakmı isteniyor? 

Genelkurmay başkanı dâhil içinde ne olduğunu  kimsenin bilmediği, PKK’yı azdıran,  sözde çözüm sürecinde verilen tavizlerin millete hazmettirilmesinin yolumu yapılıyor?

Başbakan bunları açıklamalıdır.                                                                                                                        

İslam’a inanmış her Müslümanı derinden üzen, İslam tarihinin en acı günü olarak bilinen, lanetle andığımız  Ker bela olayını, Dersim isyanıyla kıyaslamak, benzeştirmek şöyle dursun, aynı cümlede kullanmak bile zihniyet çarpıklığıdır, idrak eksikliğidir. 

Zaman bize istismara yeltenilen 1944 olaylarında Alpaslan Türkeş ve milliyetçi aydınların şahsında Türk milliyetçiliğini yargılayan zihniyetle; kavmiyetçiliğin üzerinde olan, bütünleştirici Türk milliyetçiliğini ayaklarının altına aldığını ilan eden, Türk milliyetçiliğinin dışındaki her düşünceye açık  AKP-CHP zihniyetinin arasında bir fark olmadığını, Türk milliyetçiliğine aynı düşman gözle baktıklarını göstermiştir. Onlara biz "Dinime dahleden bari Müsülman olsa" der geçeriz.

Ülkücü hareket bir fikir hareketidir. Kaderin cilvesiyle eline yetki geçtiğinde babasını asan çingeneyle uğraşacak kadar küçülmez. Kırılıp, incinsek de çingeneye kızıp devletimize düşman olmaz. Mağduriyeti, istismarı tabiat edinmiş, ellerinde olmasına rağmen devlet düşmanlığı yapan çarpıtıcı zihniyetle, Ülkücü zihniyet arasındaki fark burada gizlidir.

Ülkücü hareketin gür sesini cılızlaştıran, bloke eden, dün Ecevite, bugün AKP ye payanda olan, PKK’nın takdirini kazanan Devlet Bahçelinin basiretsizliği sayesinde; Ülkücülerin çarpık emperyalist düzene karşı; milli şuurla devletine ve milletine sahip çıkmasını, devlete isyan olarak nitelemek abesle iştigaldir, en hafif tabirle densizliktir, zırvadır.                            

Ülkücü hareketin hak, hukuk, ahlak, adalet adına soysuzluğa, yolsuzluğa karşı milli duruşnu, Mustafa Pehlivanoğlu’nun ismini kullanarak, onun şahsında   devlete isyan olarak gören, gösteren zihniyet kirli, karanlık bir zihniyettir.Başbakan da dâhil bugün Türkiye’nin hürriyet içinde aldığı her nefeste Ülkücü hareketin ve kahramanlarının hakkının olduğunu kimse unutmasın.

Karanlık zihniyetin temsilcileri, kırk kere abdest almadan, kırk kere tövbe etmeden, ülkücü hareketi ve kahramanlarını ağzına alıp kirletmesin.

Hoş “Yere düşmekle cevher sakit olmaz kadr-ü kıymetten...”

 

YORUM EKLE