Bu Son Olacak Masalı ve 6736 Sayılı Vergi/Varlık Barışı Kanunu!

1985 yılında Maliye Bakanlığında Gelirler Kontrolörü olarak göreve başladığımdan bu yana değişik adlar altında gündeme gelen halk lisanı ile “Vergi Affı” diye tanımlanan düzenlemelerden biri 19 Ağustos 2016 tarihi itibariyle yürürlüğe girdi.

Ana başlıkları itibariyle Vergi ve Sigorta prim borçlarının ve bazı idari para cezaların yapılandırılması,ihtilaflı konularda idare ile mükellefin belli şartlarda ihtilaftan vazgeçmesi, matrah artırımı, stok kayıtlarının ve kasa,ortaklar c/h’nın düzeltilmesi gibi konuları kapsamaktadır.

Varlık Barışı diye tanımladığımız ikinci bölümü ise kanunda sayılan yurt içi ve yurt dışı varlıkların hiçbir vergi ödemeden kayıt altına alınmasıdır.

6736 sayılı kanun için başvuru süresi genel olarak 31 Ekim 2016, Demirbaş eşya,stok ve kasa/CH kayıtlarının düzeltilmesi işlemlerinde ise 30 Kasım 2016 tarihinde sona ermektedir.

Tavsiyemiz klasik alışkanlığımız bırakarak başvuruları son güne bırakmamanızdır.

Bu kısa bilgilendirmeden sonra geçmişte yapılanlar da dahil olmak üzere bütün yapılan vergi aflarının müteşebbis,mükellef dediğimiz kitleler üzerinde devlete olan güveni zedeleyici bir etkisi olduğunu peşinen söylemeliyiz!

Vergisini, sigorta prim borçlarını gerektiğinde banka kredisi temin ederek zamanında ödeyenlerkendilerinin kaba tabirle “enayi” yerine konulduğunu düşünmektedirler.

Bir de her düzenleme sonunda ülkeyi yönetenlerin “Bu son vergi affı olacaktır” ifadesinin artık inandırıcılığını kaybettiğini de rahatlıkla söyleyebiliriz.

Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yoktur. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’nın“Vergi Ödevi” başlıklı 73’ncü maddesindeki“Herkes, kamu giderlerinin karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.”ifadesinin fiilen gerçekleşmesi için kanun düzenleyicilerin verginin tabana yaygınlaştırılması için gerekli reformist düzenlemeleri yapılması tek yoldur.

Türkiye’nin bir OECD ülkesi olarak “Gelir dağılımındaki adaletsizlik” sıralamasında Şili’den sonra 2’nci sıradan kurtulmasının ana kriterlerinden biri dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki payının en azından OECD ülkeleri standartlarını yakalamasıdır.

OECD ülkelerinde dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki oranı %30-33 iken bu oran Türkiye’de %70-75 arasında değişmektedir.

Peki! Yukarıda düşünce ve rakamlarla ifade etmeye çalıştığımız standartların gerçekleşmesi mümkün müdür?  Evet mümkündür.

Ancak bunun için ilk şart ülkeyi siyasal,sosyal, hukuki,mali,ekonomik olarak yönetme erkini elinde bulunduranların önce niyetli sonra da adaletli olmaya kararlı olmaları gerekmektedir.

Eğer hukuki düzenlemeler gereği gibi yapılmaz ise gerek yurt içi gerekse yurt dışı yatırımcıların Türkiye’yi bir yatırım merkezi görmeleri mümkün değildir.

Türkiye’de son 14 yılda zirve yapan “Beton Ekonomisi” dışında da sektör önceliklerini belirlemelidir. Yol, köprü ve inşaat yaparak ülke ekonomisini ileri seviyeye taşıyan ülke yoktur.

YORUM EKLE