Bizimle Yürü Türkiye

Slogan güzel ,soru şu ; Nereye ?

MHP gibi orijini ideolojik olan bir partinin elle tutulur hiç bir siyasi analiz yapmadan doğru politika yapması mümkün değildir.yapamamaktadır da...

Batı dünyasının İslami yeni ideolojik düşman ilan ettiği,hakimiyetini , sömürü düzenini bu ideolojik düşmanlık perdesi altında sürdürme ve pekiştirme gayretine girdiği bir dönem yaşıyoruz.Bu durum iki kutuplu dünyada kendine biçilen deli gömleğine razı olarak,içte ve dışta kayıtsız şartsız batı politikalarının itirazsız takipçiliği ile bütünlüğünü koruyabilmiş Türkiye için, büyük imkanlar ve tabii ki büyük riskler barındıran bir döneme işaret etmektedir.

Türkiye'nin alışılmış düzeni ,siyasi sistemi ,iç ve dış politikasının klasik refleksleri, devletin bilinen ideolojik yapısı böyle bir duruma hazırlıklı değildir,bunun içinde ezberleri bozulmuş ,savrulmaktadır.

Bu durumu Türk derin devletinde yaşanan klasik avrupacılık-atlantikçilik-avrasyacılık çekişmelerinin klasik kodları ile okumanın fazla bir anlam taşımadığını düşünüyorum.

Batının kendisiyle müttefik dahi olsa bir dediğini iki etmeyen bir Türkiye dışında,bir Türkiye 'ye tahammülünün olmadığı net bir biçimde ortaya çıkmıştır.Türkiye içinde, mevcut statükonun daha ağır şartlarla devamı söz konusu bile olamaz.

Coğrafyası, kendi tarihi, milli ,kültürel kodları ,halkının biriken özlemleri Türkiye'yi şuursuzda olsa arayışlara itmiş,üzerindeki deli gömleği tahammül edilemez derecede sıkmaya başlamıştır.

Böyle bir Türkiye'nin batı menfaatleriyle uyumsuz olduğu,bölünerek zayıflatılması veya ciddi biçimde hizaya sokulması gerektiği ,batının hakim çevrelerinin tavırlarında iyice belirginleşmiştir.

Batı Türkiye'yi 1. dünya savaşı sonrası devre dışı bıraktığı eski bir güç , yeniden oyuna girmesi şöyle dursun ,hiç bir zaman güçlenmesine müsaade edilmemesi gereken potansiyel bir düşman olarak görmekte ve politikalarını buna göre kurgulamaktadır.

Bu bakış netlik kazandıkça sivil -asker bürokrasiye hakim olan ve geneli itibarıyla batıcı zihniyete sahip kadrolar dahi etkilenmiş görünmektedir. Türkiye'nin varlığını ve bütünlüğünü ABD- Batı işbirliğinde gören ve zihniyet olarak batılı hayat tarzına ve dünya görüşlerine yakın olan kesimlerde dahi batı politikalarına karşı bir tereddüdün oluşmadığını söylemek bir hayli güç.

Cumhuriyet döneminde Türkiye'nin sermaye ve aydın ,okumuş çevrelerinin hangi güçlerce belirlenip ,semirtilip,geliştirildiği ve Truva atı olarak kullanılmakta olduğu bilinmektedir.

Türklük ,İslamiyet ,tarih,millilik kavramlarına alerji duyan bir programla kodlanmış bir mankurt ordusu ,sanattan ticarete,siyasetten sermayeye,medyadan eğitime her alanda güçlü kılınmıştır.

Sözde ideolojileri farklıdır,kimi sosyalist,kimi liberalist ,kimi Kürtçü, kimi Atatürkçü,kimi komünist ,kimi Kemalist,kimi İslamcı geçinir,güne göre kolayca saf değiştirme yeteneklerine diyecek yoktur.Bunları tanımıştık şimdi daha yakından Fetullahçı bir versiyonlarını da tanıyoruz,Allah için tüğ diktiler, sınır tanımayan bir yüzsüzlük içindeler.Hepsinin ortak paydası batı menfaatleri ve politikaları adına , ülkesine karşı saf tutabilme,bu sayede sömürge eliti payesi kazanarak,milletin tepesinde boza pişirme ayrıcalığını kazanabilmektir.

Ülkeyi görünüşte yöneten sivil asker bürokrasi ve siyaset bu güçlerin etkisinde ve menfaat güdüsünün etki ve yönlendirmesinde kararlar almaya alıştırılmıştır.gerçek adı ihanet olan binlerce karara da imza atabilmiştir.

Ancak Sovyetlerin çöküşü sonrası batı dünyası için Türkiye'nin bütünlüğünün istenmeyen bir şey haline gelmesi, ''yeni dünya düzeninde'' potansiyel bir çıban başı olarak görülmesi ,batının hempalarından açık bir ihanet talep etmesi ,tamamen devşirilmiş sermaye ve aydın gruplar dışında,durumun farkında olanlarda ciddi bir hazım sorunu yarattığında bir gerçektir.

İstenen ihanet algı operasyonları,parti ,grup, ideoloji saplantıları v.s ile kamufle edilebilecek boyutta değildir,siyaseti kamplaştırma ve nefret söylemlerinin etkisi de geçici olmaya mahkumdur.

Türk milleti kimin kiminle,ne için saf tuttuğunu görecek bir birikime de ,ferasete de sahiptir.Parlamenter sistemle parçalanan ,güçsüzleştirilen , devlet yönetimine yansımayan iradesinin,hangi kurum ve mekanizmalarla çarpıtılarak,tam tersi istikamette politikaların yıllarca ülke yönetimine hakim kılındığının bilincindedir.

Türkiye'de siyaset giderek yerli ve milli olanla ,batı güdümündeki kişi ve kurumlar arasında açık bir çatışmaya doğru evirilmektedir ,sahte ideoloji ve söylemler görünür hale dönüşmeye başlamıştır,giderekte milletin gözünde herkesin gerçek kimliği ortaya çıkmaktadır.

Liberal geçinen iş adamı ile DHKP-C nin aynı çizginin savunucusu olması,sözde Kemalistle, HADEP linin bir biçimde ortaklığı,Fethullahçı ile kandil işbirliği v.s gibi konuların arka planını okumakta millet artık fazla bir güçlük çekmemektedir.Kullandıkları ideojik ,siyasi dil ne olursa olsun,bütün söylemler anlamsızlaşmakta ,olaylar, hepsinin ''aynı yolun yolcuları'' olduğu gerçeğini halkın şuuraltına çakmaktadır.

Şunu hemen belirtelim yerlilik ve millilik dediğimiz şey Türkiye'deki çoğu kesim için yeni ,adeta zoraki bir tercih seviyesindedir.Bu konuda halka önder olacak aydın ve yönetici kesim,daha düne kadar bu kavramlarla problemli,bu düşüncelere burun kıvıran yetersiz, donanımsız durumdadır.

Dramatik olan ülkücülerin durumudur.Türkiye'de hakim sisteme ,Türk milletine batının biçtiği role ,tarihinden inanç ve kültüründen güç alarak başkaldıran,bu yüzden bin bir belaya paratoner olan bir hareketin içinde bulunduğu hal bizi kahretmektedir.

MHP'yi yöneten hizbin temelde ABD'ye teslim pratikte herkese yeşil ışık yakan kimliksiz duruşu,kişiliksiz politikaları tabanı allak bullak eden etkisizleştiren,dağıtan,en hafif tabiriyle anlamsız,gerçekte gayri milli , oportünist bir duruştur.Kırılma noktalarında etkisiz ve yok hükmündeki bu duruşun ülkücü gelenekle bir alakası yoktur.

MHP bizimle yürü Türkiye demekte ancak nereye ? sorusunu cevapsız bırakmaktadır.

Türkiye'nin nereye ve nasıl ve kimlerle yürüyeceği sorusuna açık bir cevap vermeden , bu konuda herhangi bir ipucu dahi göstermeden,millete bu çağrıyı yapmak bir safdillik değilse,milleti oldukça hafife alan bir şark kurnazlığıdır ki,MHP'ye de millete de bir faydası yoktur.

Bahçeli nereye?kimlerle beraber? hangi hedefler için? sorularına ,siyasi açık projelerle net bir cevap vermeden,at izinin it izine karıştığı bir Türkiye'de siyaset yapabileceğini sanıyorsa aldanıyor.Erdoğan'a karşı yürütülen bir nefret operasyonunun gerçek sebeplerini dikkate almadan ,bu operasyondan nemalanma hayallerinin ,bu tip geçici rüzgarlara yelken açarak siyaset yapmanın ülkeye ve harekete vereceği zararları hesap edemiyorsa, hepten yanılıyor.

Bu siyasi konjüktür de milletin tarihi misyonuna insan ,kültür ,medeniyet anlayışlarına,tarih şuuruna dayalı bir siyaset anlayışı yerine dünyadaki güç odaklarına göz kırpan bir siyasetle millete ufuk olabileceğini düşünüyorsa, acz ve aşağılık kompleksi ile oluşturulan bu tip politikalara Türkiye'nin yabancı olmadığını,bu geleneklerin partileriyle birlikte yok olduğunu görmüyor mu ?

Bahçeli bence mümkün değil ama ya ülkücü olabilmeli ya da işgal ettiği makamı terk ederek bundan sonraki hayatını, bu harekete verdiği zararların affı ve tövbesi için inzivada geçirmelidir.

Ülkücüler nezdinde affı ,aklanması mümkün değil..

Allah affetsin..

Baki selamlar...

YORUM EKLE