Birlik Ruhu

Türk'ün tarihi sarkacı Sakarya 'da dibe vurdu ve yükselişe geçti.Bakmayın siz gündelik iç politika zırvaları ile öldük bittik edebiyatı yapan çevrelere.Bu milletin dinamizmi ,taşıdığı  tarihi misyon her geçen gün yeni tecrübeler biriktirerek, atılımlara hazırlanıyor.

 Sancılarımız var,acılarımız var,üzerimize çökmüş bir cihan imparatorluğunun moral bozukluğu,yüz yıllık bir hafıza bulanıklığımız var.Aydın geçinen büyük bir kitlenin yüzelli yıllık ihaneti ,kendini kaybetmişliği var ki; Sersem tavuk gibi kendine hergün yeni bir kimlik arıyor,milletini,onun değerlerini küçümsüyor,medeniyetini reddediyor.

 Batı uşaklığına soyunmuş sermayemiz var,hayat tarzı ile batıcı ve züppe,yinede kendi ülkesinin potansiyelini görüyor ancak batıdaki güç odaklarından ,abilerinden ürküyor.Çünkü köksüz,dejenere,güvensiz. Ya tam tasviye olacaklar ya da bu milleti yeniden tanıyacaklar, uzantıları, sözde cumhuriyet burjuvazisi ile birlikte.

 Herşeye rağmen bu millet tarihi bir zamanda büyük bir atılımın eşiğinde.Yüz yıldır her çile sahibi dava adamının ilmek ilmek dokuduğu ,göz nuru,alın teri döktüğü, kan ve can bedeli ödediği 'tarihi misyon' ,engin gönüllü milletimizde gün, gün artarak karşılığını bulmakta ve millet adım adım hedefe kilitlenmekte.

 Şüphesiz zor bir yolculuktur bu, katılımcılarından çok şey ister en baştada her şeyiyle adanmışlık.'BİRLİK RUHU' böyle bir adanmışlığın adı,aynı zamanda sihirli bir gücünde kaynağıdır.

 Batı bu duyguyu yüz yıldır bin türlü yöntemle parçalamaya çalıştı,kısmen başarılıda oldu.Türk-Kürt,sunni -alevi,laik-dinci,v.b, hemen  her kavramı  milleti çeşitli katmanlara ayırmak ,düşmanlıklar oluşturmak için kullandı,kullandırttı.Sahte kavramlar,suni gündemler bize pahalıya mal olsa da ,zaman ve enerji kaybettirse de ,milletimiz bunları aşmaya muktedirdir ve aşıyor.

 Ülkemiz içinde bunları aşarken biriktirdiğimiz tecrübe,bilgi ve birikim ,yarın bütün bir Türk-İslam coğrafyasında problemleri çözerken kullanacağımız metotları da bize öğretmiş oluyor.Hakim ,fakat zalim batının,kahpe yüzüyle nasıl başedeceğimizi de.        

 Batı'nın birlik ruhumuzu zedelemek,Türkiye'yi içerde ve dışarıda iğdiş etmek için kullandığı en önemli enstürüman şüphesiz Kürt meselesi olmuştur.Tarih şuurundan yoksun,milletini doğru dürüst tanıma zahmetine bile girmemiş nice yarı aydın,nice sözümona yöneticimiz bu değirmene su taşıdı,nicesi kaş yaparken göz çıkardı,bunların teferruatına girmeden ,meseleyi biraz irdeleyelim.

 Lozan'da ingilizler, Musul-Kerkük'ü ,misak-ı milli sınırlarımız içinde olmasına rağmen Türkiye'ye vermemekle bir taşla iki kuş vurdu.Hem çağın enerjisi petrolden bizi mahrum etti hem de Türk ve Kürtlerin bir bölümünü Türkiye sınırları dışında bırakarak İslamın öncü milletinin içine ayrılık-nifak tohumlarını ekeceği bir zemin oluşturmuş oldu,batı yüz yıldır bu ektiğini sulamakta ,beslemekte.

 Osmanlının son kurmayları ve tabiiki M.Kemal,  Musul-Kerkük Türk topraklarıdır derken ,burda yaşayan Kürt boylarını Türk milletinin tabii mensubu sayıyordu ,Türkmenlerle birlikte ki ,öyledir..İnsanlık var olduğu müddetçede öyle kalacaktır.

 Batı tipi ırkçı, ötekileştiren ,saldırgan bir milliyetçilik anlayışını ,çağdaşlık gereği gibi Türk ve Kürtlere ayrı ayrı pazarlayan ,Lawrance tavsiyeleri ile Türk-Kürt vuruşması planlayan batı ,Türkiye sınırları içide mevzi başarılar kazansa bile ,bin yıllık birlikteliğin sırrı,gücü önünde diz çökmeye mahkumdur.

 Son on,onbeş yıllık süreçte nisbi bir rahatlık içinde  kendi nefesini almaya başlayan ,K.Irak Kürtleri de,  kendine güven duygusunu kazanmaya başlayan Türkiye'de umuyorum, atalarının neden etle -tırnak gibi bir olduğunu anlamaya başlamışlardır.Her türlü teorik tartışmanın dışında bu coğrafyada izzet ve şerefleriyle  varolabilmelerinin, tarihte  olduğu gibi bugün de yarında, birliktelikleriyle mümkün olduğunu görmüşlerdir.

 Batı'nın bölgede oynadığı yüz yıllık ayrıştırma oyununun; bölge kaynaklarının batı'ya peşkeş çekilmesi için kulanıldığını ,batı'nın bölgede barış yahut herhangi bir halkın menfaati için değil ,dünyadaki adaletsiz düzenin sürmesi adına bulunduğunu  görmemek,yeniden şekillenmesi kaçınılmaz hale gelen bölgede ölümcül bir hata olacaktır.

 İslamiyetin kaynaştırdığı,coğrafyanın birlikte olmaya mecbur ettiği,tarih boyu bir,beraber olmuş  kaderleri,kültürleri,inançları ortak ,acıları ,sevinçleri,yarınlardan beklentileri ortak olan halklar birlikte hareket kabiliyeti kazandıklarında ,ortadoğunun yüz yıllık makus talihi de,dünya dengeleri de değişecektir.

 Yavuz Sultan Selim Han Kürt boylarını yanına aldı ,İran'ı yendi,arasıra bölgede oluşturduğu nifak dışında etkisiz kıldı.Peşinden Arap dünyasının hakimi oldu,yedi yılda bölgede dört yüzyıl sürecek ,barış ve adaleti  sağlayan bir düzen kurdu.Oğlu Süleyman çok geçmeden Viyana kapılarında Türk'ün bayrağını sallıyordu.

 Türk-Kürt birlikteliğinin hissedilmeye başlandığı son bir kaç yıl içinde bölgenin toz duman içinde kalmasının bir tesadüften ibaret olmadığının iyi tahlili, iyi anlaşılması gerekmektedir.ABD-İsrail ekseni,ingiliz uyarılarınında etkisiyle bölgede iplerin elinden kayabileceğinin farkındadır ve Türkiye'ye karşı ciddi önlemler almaktadır.

 Türk siyasi hayatıdaki gerilim ve kamplaşmanın tehlikeli boyutlara ulaşması,Suriye'nin bir anda kendini iç savaşın içinde bulması ,Mısır'da batı tipi bir darbenin gerçekleşmesi,İsrail'in Gazze'de ,BM ve insanlıkla dalga geçercesine vahşete yönelmesi,Libya'nın iç savaş ve isyanlarla çalkalanması,gerçek gayesi belirsiz, ehlince kime hizmet ettiği belli olan İşid'in birdenbire ortaya çıkarak Suriye'de insiyatifi  eline  geçirmesi, Irak'ı fiilen yok ederek her türlü provakasyona açık  hale getirmesi  ABD-İSRAİL ekseninin' bölgeyi yakarım' uyarıları olarak anlaşılmalıdır.

 Türkiye zor olanı seçmeli,bu resti görmelidir,dahası buna mecburdur.Aksi bölgede ve Türkiye'de yüz yıl daha sürecek bir fetret devrini kabullenmek anlamına gelir ki bu kabul edlilemez.

 Hiçbir insani hassasiyete sahip olmayan Abd-İsrail imparatorluğunun ihtiraslarına dur denilemez ise, Türt-Kürt birlikteliği ile bu ihtiras bölgede sınırlandırılamaz ise, gerek bölge gerek dünyada daha adil bir düzene zorlanmayan bu güç, dünyayı tam anlamı ile bir yangın yerine çevirmek üzeredir.

 Türkiye iç politikasına bu durumun nasıl yansıdığını gelecek yazılarımızda ele almak üzere erteleyelim ancak,hassas bazı konularda uyarıyı da ihmal etmeyelim;Hiç kimsenin. PKK karşıtlığını adeta Kürt karşıtlığına dönüştüren bir oyunun parçası olmaması gerektiğini,birilerinin bölünme hassasiyetimizi kullanarak ,bölünme provakasyonları yapmasına imkan vermemiz ve öz be öz kardeşlerimizle birlik ruhumuzu zedeleyen her söylemin, kimden gelirse gelsin bu millete,tarihe ve medeniyetimize ihanet olduğunu  belirtelim.

 Ülkücülerin tüm iddialarını zaman doğruladı ,çünkü onlar günlük menfaatlerin, anlayışların üstünde, Hak için konuştu, Alah rızası için çabaladı, mücadele etti, peşin bedeller ödedi. Onlar Türk milletinin her kesiminden                 Boşna'ğından,Kürd'ünden,Laz'ından,Çerkez'inden birlik ruhuna gönül vermiş Ülkücüler,Türk milliyetçileri,gönül erleri yetiştirdi.Bunun için Türk'kün zaferi mukaderdir.

 Mevcut teşkilatlarımızında ,yeniden bu misyona sahip çıkması ümidi ile...Baki selamlar.

YORUM EKLE