Bilo ve Kelo

Değerli okurlarım bu yazımda yeterince üzüldüğünüz ülke dertlerinin yerine Biloyla Kelonun hikâyesini anlatmayı tercih ettim, umarım sıkılmazsınız. 

Bir Bilomuz var, iş bilir, kılıç kuşanır haza oğlandır. Ustanın dediğini anlama zorluğu olsa da doğrusu marifetli çocuktur çırak Bilo. Hem de öyle böyle marifet değil. Allahtan ülkede deve yok, olsa yeminle söylüyorum hamutuyla yutar kerata. Usta sıkıntı var evi boşalt dediğinde, aslan Bilo dayar kamyonu, bir güzel istifler balyaları. Aslanım çokta cömerttir, başlar dağıtmaya. Şuna on, buna yirmi, berikine otuz balya, balya dağıtır fakir-fukaraya(!) garip- gurabaya(!)

Bilo doğduğu gün haneye ay doğmuş. Hele sünnetinden sonra babası, Biloya olan borcundan kurtulamadı garibim. Bilonun sünnet takıları bir bereketlendi bir bereketlendi.  Bilmem hormunlumu yoksa hortumlumu acayip, garaip bir şey.  Durduğu yerde genleşti karayı bıraktı, denize taştı mübarek. Rahmetli dedesininki de öyleydi, Dedesinin altınlarına çekmiş bilonun takıları.

Tarih, tarih olalı coğrafya, coğrafya olalı, cumhuriyet, cumhuriyet olalı böyle iş bilirlik hiç görülmedi. Dünyaya da böyle işbilir başka Bilo gelmedi. Gördüm diyen, geldi diyen varsa Allah şahit yalan söyler. Yerinde yerli kaya olsun, İnşallah da gelmez. 

Sabah uyandım, yarı mahmur gene Bilo geldi aklıma. Deryalara bir gemicik salmış gene,  Allah kazadan korusun. Hey gadir-gudret Allahım (anam rahmetli öyle derdi) senin hikmetinden sual olunmaz da. Şu işin sırrını bir tek bizim Bilo’yamı öğrettin? Diğer kullarının kabahati ne onlara öğretmedin? Diye düşünürken kulağımı yırtarcasına telefon çalmaya başladı. Arayan bizim Bilo. Kerata sabahı zor etmiş sanki. Öyle derlerya; hemen çomağı aldım elime.

Ben - Aloo… Buyurun efendim…

Bilo –Şelamunaleyküm (selamünaleyküm)

Ben –Ve Aleykümselam Bilal’im hayırdır…

Bilo -Şey abi şey!

Ben -Ne şeyi oğlum ne geveliyorsun?

Bilo -Gördün mü? Dün şey ettim…

Ben - Gördüm, gördüm… Hadi iyisin gene, hayırlı olsun… Mavi sulara gene daldırmışsın mini minicik bir gemicik. Rivayet var, yedi tane daha varmış sırada. Şanlı bayrağımızı mavi sularda dalgalandırıyorsun ya, helal sana be. Kıskananlar çatlasın goçum benim. Cihan görmedi senin gibi iş bilen, kılıç kuşananı. Allah değirmeninin hortumunu kesmesin…

Bilo- Şavol (sağ ol) abi anca bu kadar becerebildim.

Ben -Ulan velet, attırma tepemin tasını... Açtırma bayramlık ağzımı. Hani dün diyarı Amerikalarda   ianeyle zor bela okuyordunuz, şimdi gemicik yüzdürüyorsun… Daha ne becereceksin? Bir kulağımızın arkası kaldı.

Bilo –Şey, şey...

Ben -Bırak şeyi meyi de rahmetli dedemin bir Kelo hikâyesi var yeri gelmişken anlatayım sana.

Dedem Vehbi hoca, PKK işbirlikçisi malum zihniyetin bugünlerde ipini çekmeye çalıştığı cumhuriyetin ilk öğretmenlerinden. Medrese tahsili görmüş, hem dünyevi, hem uhrevi ilme aşina âlim bir zat. Erzincan, Tunceli, Bingöl dağlarının ücra köşelerinde milletine ışık olmuş. Köydeki evimiz bir dağın yamacında kurulu. Köyümüzün tamamını ve dört-beş pare köyü gören, dedem gibi geniş ufuklu bir ev...   

Dedem sömestr tatilinde ailesinin yanına, köye gelmiş. Gücük ayında (şubat) fırtınalı bir gün camın önünde lapa, lapa yağan her yeri beyaza boyamış karın yağışını, o doyumsuz manzarayı seyrederken bir şey dikkatini çekmiş.

Bilo - Hı… Şelamunaleyküm (selamünaleyküm)

Ben – Bilo sözümü kesme, susta dinle… Bu ne ya? Konuşmanın başında Şelamunaleyküm, ortasında şelamunaleyküm, sonunda şelamunaleyküm... Oğlum selam tüccarı mısın sen? Karşılaştığında selam verirsin, ayrılırken de Allahaısmarladık dersin…

Sevdiklerimizi ondan başka ısmarlayacak, emanet edecek yerimiz olmadığı için Allaha ısmarlarız. Allaha ısmarladık deriz biz, tamam mı?

Sözümü kesmesine kızdığım Bilo zılgıtı yiyince sustu. Hikâyeyi kaldığım yerden anlatmaya devam ettim.

- Adamın biri fırtınadan sığınmak için hangi kapıyı çalsa kapı açılıyor, ama adamın yüzüne kapanıyor, adamı içeri kimse alamıyor. Bu bizim köyümüzde hiç olmamış garip bir şey. Dedemin köyümüze yakıştıramadığı, çok üzldüğü bu olayı anlamak için tanımadığı bu yabancının kim olduğunu ev halkından öğrenir. Bu yabancı, başı kel olduğu için adını kimsenin bilmediği, bilenin de adıyla çağırmadığı “Zurnacı Kelo” namıyla tanınan, ünü Suşehri, Refaahiye, Alucranı köylerine yayılmış bir hırsız. Kelo’nun gitmediği düğün, düğünden sayılmazdı. Kelo böyle zamanlarda bir köye misafir olur, zurna çalar milleti eğlendirir, gecede köyde koyun, keçi, inek ne bulursa alır götürürmüş.

Dedem, Kelo’nun içeri alınmadığı için köye kinlenip, daha çok can yakmasın diye camı açmış Keloyu çağırmış:

“ -Ulan Kelo kerata donacaksın gel buraya…

Fırtınada üşümüş, ağzı burnu birbirine karışmış Kelo sevinerek gelmiş. Kelo kapının önünde üstünün karını, buzunu silkelerken dedem ona ;

-Kelo sen tanrı misafirisin, ama bana bundan sonra bizim köyün danasına, koyununa musallat olmayacağına söz ver… Demiş.

Kelo’nun vereceği zarardan korkup, misafir etmekten kaçınan köylüye kızan Kelo, dedemin köyü korumak için söylediği şarta kurnazca cevap verir;

-Aman hocan senin danana, geççine (keçine) gurban olmisem heç eyle şey yaparmiyim ben, sen dedi kodu ya gulasma (kulak asma)… Demiş.

Dedem Kelo’nun kurnazlığını yutar mı?

-Kelo sadece benim değil, köyün malına zarar vermeyeceğine söz ver… Demiş. 

Kelo’dan zor bela sözü almış. Kelo ondan sonra bizim köye hiç zarar vermemiş. Donmak üzere olan Kelo, ısınıp karnı da doyunca sıcak sobanın ardına yan gelip mayışmış. Dedem Kelo’ya nasihate başlamış. Yaptığı işin yanlış olduğunu anlatırken;

-Bak oğlum Kelo bu çaldığın hayvanlar, koyunlar, keçiler, zarar verdiğin sahipleri yârin hesap gününde ruzu mahşerde gelip senden davacı olacak, hesap soracaklar. O zaman çok mahcup olursun. Hırsızlık büyük günah, gel bu kötü huydan vazgeç… Demiş.

Bizim kurnaz zurnacı Kelo birden yerinden doğrulmuş;

-Hocam o gün koyunlar, geççiler (keçiler) danalar, sahipleri hepsi oraya gelecek mi? Diye sormuş.

Dedem;

 – Evet hepsi gelecek ve senden davacı olacaklar… Demiş.    

Kelo;

- Bende sahibisine (sahibine) aha geççin, (keçin) aha koyunun derim… Diye kurnazca cevap vermiş.”

Dedemin hikâyesinden sıkılan iş bilir Bilo gene şelamunaleyküm diyecekti ki konuşmaya devam ettim;

- Anladın mı Bilocum? Hesap günü var, hesap günü. O büyük günde herkes yakasına yapışacaklara vereceği cevabı düşünsün…

- Bilo çok sıkıldın biliyorum ama oldu olacak benim şu mısralarımıda dinle canım benim;

DERTLİYİM!

DERTLİYİM, DERDİM TA DERİNDE.
YOBAZLIK GALEBE, HOKKABAZLIK HER YERDE.
G
ÖREN VARMI; KİMİN ELİ KİMİN CEBİNDE?
DÜŞÜNCE KÖLE, FİKİR TUTSAK EMPERYALİZME.
ÜLKEM DERTLİ, BEN DERTLİ, UMUTLARIM SÖNMEDE.

YORUM EKLE