Bilgi Çağına Girdik mi?

Rahmetli Özal’ın Cumhuriyet dönemimizin çok önemli bir devlet adamı olduğu kuşku götürmez. Devlet adamlarının geçmişi ve çağlarını derinden kavrayacak donanımda olmamalarının yaptıkları işlerde yanlışlıklar yapmalarına yol açtığı da bir başka gerçek.
1987’de Milletvekili olarak seçildiğimde dönemin Başbakanı Özal’a birbirini tamamlayan sunuşlar yapmıştım:
1-      Bilgi Çağı Gerçeği ve Ülkemizin Yapması Gerekenler
2-      Bürokrasinin Çağdaşlaştırılması ve Ülkemizin Çağı Yakalamasının Aracı Yapılması
3-      Milli Kültür Meselemiz ve Yapılması Gerekenler
Bilgi Çağı Gerçeği ile ilgili sunumumdan sonra Özal’ın önüne bu konuda yazılmış kitaplar koymuş ve seçip almasını istemiştim. Bir kaçını aldı ve dedi ki:
“Ben sizin anlattıklarınızı filozofik olarak bilmiyordum. Ama empirik olarak biliyordum. Amerika’da bulunduğum yıllarda Amerikan çocuklarının küçük yaşta Bilgisayarla büyüdüğünü görünce bizde de böyle olsun diyerek, Başbakan Yardımcısı olduğum dönemde, elektronik ürünlerin ülkemize girişini kolaylaştırmak için bir Kararname hazırladım; Başbakan Bülent Ulusu’ya sundum. Ancak, bir yerli şirket bu Kararname çıkarsa kendilerinin batacağını söyleyerek Başbakanı yönlendirdi. Kendim Başbakan olunca da ilk çıkardığım kararname bu oldu. Şimdi bilgisayarlar ve benzeri ürünler kolayca bulunuyor ve kullanılıyor.”
Özal’ın anlattıkları doğruydu ama konuyu “filozofik” olarak anlamaması yüzünden Ülkemiz Bilgi Çağına girdi ama tüketici olarak… Üretici olamadık.
1989 yılında Özal beni Kültür Bakanı yaptı. O yıl toplumda “tutumluluk” kavramının yerleşmesi için uğraştım. 1990 yılını ise Bakanlığın etkinlikleri bakımından “Bilgi Yılı” olarak açıkladım. Bütün bir yıl boyunca yaptığım konuşmalarda ve Bakanlık etkinliklerinde Bilgi Yılı kavramını toplumda yaygınlaştırmaya çabaladım.
1990 Bilgi Yılı açılış konuşmamdan seçtiğim bölümler ile Özal’a ve herkese ne anlatmak istediğimi belirtmeliyim.
Özal’a ve yetkililere anlatmak istedim ki; bilgisayar “Ankara” markalı ve tam otomatik otomobil “Bilgi” markalı olmalı ki Bilgi Çağı toplumları arasına girebilelim.
Bu konuşmamın Ülkemizin daha Bilgi Çağı kavramıyla tanışmadığı bir dönemde yapılmış olmasını önemli buluyorum. Ve Bilgi Çağının ne olduğunu hatırlamak için kimi bölümlerini yeniden okumak istiyorum.
“Sayın Cumhurbaşkanım, sayın davetliler;
Bugünden on sene sonra, 19 Şubat 2000 tarihinde, Adem Ankara Bey’in hayatının bir bölümünü anlatmak istiyorum.
Adem Bey bugüne, her zamanki gibi, bilgisayarınca programlanmış ve kendisine neşe, yaşama ve çalışma zevki verecek bir müzikle uyanarak başlar… Çok amaçlı "Ankara" markalı bilgisayarı günlük programını anlatır. Dengeli beslenme kaidelerine ve o günkü programının gereklerine göre hazırlanmış kahvaltısını, hizmetçi robot hazırlamıştır. Kahvaltısını ailesiyle birlikte yapar ve evinden çıkar. "Bilgi" marka arabasına biner ve arabaya gideceği yeri bildirir. Otomobilin hafızasında sayısız haritalardan meydana gelen bilgiler vardır. Çarpışmaya karşı bütün tedbirler alınmıştır. Araba bilgisayarca yönetilen şehir trafiğine uyumlulaştırılmıştır. Adem Bey, kolundaki bilgisayarından Opera Müdürlüğünü arar. Akşam programlarından birini seçer. Defalarca seyrettiği 4. Murat’ı tekrar görmek ister. Boş yerlerin listesinden istediği yerleri seçer. Bilet ücretleri, hesabından operanın hesabına geçer. Adem Bey, Milli Kütüphane BİLGİ BANKASI’ndan 18 Şubat 2000 tarihinde dünyada gerçekleşen buluşların listesini dinlediğinde gideceği yere ulaşmıştır…
Adem Bey’in 2000 yılındaki 19 Şubat gününden bir bölümünü, bugünkü bilgi seviyesinin uygulamasını yaparak anlatmaya çalıştım. Sonra düşündüm. Acaba on sene sonraki gelişmelerin getireceği durum tahminimi çok gerilerde mi bırakacak…
            Bir bilim kuramcısı: "Şimdiye kadar rüyada gördüklerimizin artık gerçekleşebileceğini bize ispat eden sınır artık gökyüzüne kadar uzanıyor dememize imkan veren bir buluşla karşı karşıyayız.
Sözü edilen buluş, süper iletkenlerdir. Süper iletkenler, başlamış olan bir devrimi hızlandıracaktır. Bu Bilgisayar Devrimi’dir.”

YORUM EKLE