Bilge, itirafçının günahlarının ortağı oldu

 Yalana, iftiraya, hakarete dayalı, zehirli dille milleti ikiye bölmekten çekinmeyen, OHAL yasasına dayanarak emir kulu valilerle muhalif STK’ların yürüttüğü karşı kampanyaları engelleyen, devlet imkânlarını sonuna kadar kullanarak haksız, adaletsiz bir kampanya yürüten zihniyetin YSK’nın kanunu hiçe sayan kararıyla meşruiyetini kaybettirdiği şaibeli referandumu içine sindirmesi yadırganacak bir durum değil.

Kendini fazilet timsali gösteren bu çürümüş kirli zihniyetin destekçisi üstüne almasa da millet referandumda fazıl mı, rezil mi olduğunun gösterdi. 

Demokrasilerde yarış demokratik zeminde, adil ve eşit şatlarda, hukuk güvencesinde, kanun çerçevesinde şaibesiz,  gölgesiz yapılır. Dolayısıyla demokrasilerde atı alanın Üsküdar’ı geçemez, atı alan Üsküdar’ı geçiyorsa hile, irade gaspı var demektir.

At hırsızlığına konu olan bir halk hikâyesinden bildiğimiz, netameli “abidik gubidik” işleri kinaye için kullanılan “Atı alan Üsküdar’ı geçti” sözü Oslo, Ergenekon,  Balyoz, FETÖ itiraflarına benzer bir itiraf.  

Referandumun adil şartlarda olup olmadığına gözlemci olması için hükümetin bizzat davet ettiği AGİT gözlemcilerinin raporunda belirtilen suiistimallere karşı gösterilen ‘Avrupa bizi kıskanıyor’ tepkisi zihniyet çarpıklığıdır, maskaralıktır.

Haktan, adaletten şaşmış, milleti aptal yerine koyan bu şark kurnazı zihniyet için atı alanın Üsküdar’ı geçmesi ne kadar meşru ise, hak, adalet arayanlar için de AGİT’in adaletsizlikleri sergileyen raporu o kadar meşrudur.

Huylu, huyundan vazgeçmez. Huy edindikleri yasa çiğnemeyi çıkardıkları yurt dışında propagandayı yasaklayan yasayı çiğnemeye kalktılar. Bunu fırsata dönüştürmek isteyen Avrupalıların attığı tuzak paslara da sazan gibi atladılar.  % 0,4 oy için adeta bir kaşık suda fırtınalar kopardılar. Avrupa’da yaşayan 6 milyon vatandaşımızı, düşüncesizce iç siyasete malzeme yaptıkları ülkelerin hedef haline getirdiler.

Alacağı oyun miktarı, yüzdesi ne olursa olsun, bir ülkeyi iç siyasetin malzemesi yapan zihniyet; İş veremediği için o ülkede yaşamaya mecbur hatta mahkûm edilen vatandaşını o ülkenin hedefi yapacağını düşünmüyorsa bu o zihniyetin sadece ahmaklığını değil ahlaki kapasitesini de yansıtır.

Suriyeli mültecileri “Kapıları açarız” diye tehdit unsuru gösterdikleri Avrupa şimdi 6 milyon vatandaşı geri göndermekle tehdit etmeye başladı. O yetmedi Avrupa Parlamentosunun kapıları yüzümüze kapandı. Bunlar popülizmin, meydanlarda efelenip şov yapmanın ilk tezahürleri, bakalım arkasından daha neler gelecek.

Efendim Avrupa kapısında beklemeyeceklermiş.

Avrupa senin için tehdit se ki tehdittir, o tehdidi durdurmak için almayacaklarını bile bile o kapının bekçisi olmak, hem de en muhkem şekilde beklemek zorundasın. Onlar seni akıl oyunlarıyla nasıl çelmeliyorsa sende atılan yemlere sazan olmadan, iç siyaset için şov yapmadan aklınla mukabele etmek zorundasın.  Bu oyunu oynamıyorum deyip o kapıyı beklemeyi bıraktığın gün gör o kapıdan içine ne yılanlar akın edecek. Kırk yıldır başına sarılan PKK gibi kaç PKK sarılacak başına. Liboşundan kapitalistine, etnikçisinden mezhepçisine, yeşilinden kızılına, kaç yeni FETÖ ile karşılaşacaksın.

Askerinden siviline, bürokratından teknokratına, iş adamından diplomatına kadar yığınla insanın Avrupa’ya iltica talebinden bir şey anlamadıysanız FETÖ’yü de anlamamışsınız demektir.

 

Meşruiyeti şüpheli, şikeli şaibeli de olsa, şaibesizi yapılıncaya kadar tâbi olacağımız oyunun kuralını değiştiren referandumda ortaya kazananı olmayan, sadece atı alanı Üsküdar’a geçiren sosyolojik gerçekliğe mahkûm matematiksel bir sonuç çıkmıştır. Bu matematiksel sonuç, sosyolojik gerçekliğin dışına çıkılması halinde toplum dinamiklerini karşı karşıya getirmek isteyen merkezi dışarıda, maşaları içerideki güçler için pimi çekilmeye hazır bir bomba niteliği taşımaktadır.

Ayrıca Milletin mutabakatına mazhar olmanın çok uzağındaki bir metnin verdiği bazı yetileri matematiksel sonuca dayanarak siyasi ikbal hesabıyla kullanmaya kalkan da bu pimi çekmek için fırsat kollayanlarla aynı düzlemde yer almış olacaktır.

Bazı yetkilerden kastımız; Referandumun hemen öncesinde Bahçelinin, Erdoğan’la restleşmesi gibi sunulan, siyasetin satır aralarını okuyanlar için danışıklı döğüşe konu ola; Eyalet kurma yetkisidir.

Hatırlanacağı üzere Bahçeli bir TV programında Erdoğan’ın danışmanlarının açıklamalarına atıfla Erdoğan’dan eyalet kurma düşünceleri hakkında açıklama beklediğini ima etmiş; İzleyen günlerde Erdoğan “Gündemimizde yok, olmayacak” şeklinde kamuoyunu yanıltıcı bir açıklama yapmıştı.

Oysaki cevap bekleyen soru; Eyalet kurulup, kurulmayacağı değil, oylaması şaibeli metinde eyalet kurma yetkisinin verilip verilmediği idi.

Bahçelinin sorusuna karşılık Erdoğan’ın “Gündemimizde yok, olmayacak” açıklaması Eyalet kurma yetkisinin varlığının itirafı idi. Cümleleri didik didik ettiği bilinen Bahçeli, Erdoğan’ın itiraf açıklamasını didiklemeden verdiği “tatmin oldum”  cevabıyla Erdoğan’ın kamuoyunu yanıltıcı açıklamasına destek oldu. Bu açıklamayla Bahçeli milletin yanılmasına destek olmak kalmadı, itirafcının günahlarına ortak da oldu. 

Erdoğan, Bahçeli arasındaki kamuoyunu yanıltan bu dar alan paslaşmasını CHP’nin garip bir şekilde es geçmesi de ayrı bir muammadır.

Erdoğan, Bahçeli ikilisinin bu sıradan manevrasına aldananlar cephesinden bakıldığında; Düşünce kısırlığının zirvede, algı seviyesinin, sorgulama gücünün ekside olduğunun fotoğrafını görürsünüz. 

Erdoğan’ın açıklamasıyla varlığı teyit edilen işte bu yetkinin herhangi bir maske veya kılıf içinde kullanılmaya kalkılması halinde olacakları düşünmek aklı başındaki herkesin uykularının kaçmasına yetecektir.

 

Evet, oyunun kuralı deyişse de oyun devam ediyor. İki bloklu bir sistem öngören bu değişikliğin Türk milliyetçileri açısından getirisinin farz-ı muhal, götürüsünün mutlak olacağını bir sene önce yazmıştım. Milli devletin kuruluşunda taşıyıcı kolon olan Türk milliyetçiliğine yeni sistemde biçilen rol; Bilge hazretlerinin siyasi aksiyonunun yok edilip, istismarcı ahlaksız sağ siyasetin yaması durumuna getirdiği; Milliyetçi siyasi organizasyonun dağıtılarak ucube sistemin gece yarısı KHK’larının karşılaşacağı milli direncin yok edilmesidir. Diğer bir ifadeyle; Milli düşünceye dayalı toplumsal refleksin sıfıra müncer edilmesi hedeflenmektedir.

Çürümüş Sağ siyasetin potasına atılmış, her kaba göre şekil alan milliyetçi olarak tanınmış birkaç şahsiyetin öne çekilerek milli, manevi değerlerin referandumda görüldüğü gibi hamasi cümlelerle istismar edilip dolgu malzemesi yapılmasından ibarettir.

 

Telefon talimatlarına tabi, hangi merkezlere hizmet ettiği şüpheli zatın ve tahsisli goygoycuların izahını bir türlü yapamadıkları uydurulmuş “beka” safsatasına Ülkücüleri inandırarak; Yok edilmiş ruhuyla yok edici güruha dönüşmüş din simsarı, ahlak fukarası istismarcı Sağ siyasetin potasına atarak görevlerini tamamlayacakları düşünülmüştü. Fakat ülkücüler aldanmadı.  

Samimi safların dışında ülkücüler potaya girip ruhunun yok edilmesine, mayasının çürütülmesine, güruha dönüştürülmesine şimdilik izin vermedi, ancak rövanşa hazır olmaları gerekiyor.

Ucube sistemde partilere biçilen rol, 2019 seçimleri ve yeni arayışlarla ilgili düşüncelerimizi bundan sonraki yazımızda paylaşmak umuduyla esenlikler dilerim.

YORUM EKLE