Bay Bilgeye Teşekkürler!

 Türkeş tahliye edildikten sonra daha fazla zarar vermesin diye; altına sandalye, birde oda verip onu hep göz önünde tuttu. Aklı evvellerde sandı ki adam diye göz önünde tuttu.
Eli, elinin üstünde oturup, mask gibi kıpırdamadan, renk vermeden, herkese itibar eder görünüp sinsi, sinsi dinlediği, alttan alta kışkırtmaya başladığı o, günlerden beri gelecekte başımıza sarılacak bela olduğunu anlattım durdum. Öne çıktığı andan beri on dokuz senedir de yaptıklarını, yapacaklarını, maraba gördüğü saf ocaklıları darmadağın etmekle görevli olduğunu, rahmetlinin bunun için kafanı kırdırdığını; bir eksik, bir fazla, aklımızın erdiğince, dilimizin döndüğünce, sesimizin çıktığınca ulaşabildiğimize anlatmaya çalıştık, ama bir türlü anlatamadık.
Hasan Sabbah vari bilgeliği ile büyük bir yalancı, sinsi bir tuzakçı olduğuna inanmadı kimse.
İyi niyetlerine kurban edileceklerini, dürüstlüklerini istismar ettiğini, safiyet ve samimiyetlerini kullanarak köleleştirildiklerini göremediler.
Büyük oyunun küçük oyuncusu, bu kadar insana Hasan Sabbah gibi afyon mu içirmişti, illüzyon mu yapmıştı, bu uyutmanın formülü neydi bilmiyorum, ama herkesi sanki hipnotize etmiş, uyutmayı becermişti.
Birliğimizin, dirliğimizin çimentosu fikrimizi, idealimizi, yok etmek için yürüttüğü planlarına şeytanın bile şapka çıkarttığını şunca zaman kimseye anlatıp, söz geçiremedik.

Bizim on dokuz senedir anlatamadığımızı sağ olsun üç, beş ayda fazlasıyla anlattı. Her şeyi aklıma getirdim, ama ona, bu kadar minnet duyacağım, teşekkür edeceğim aklıma hiç gelmedi. Çok sağ ol, çok teşekkür ederim Bay bilge.
İyi ki varsın, var ol yaşa ki seni gördükçe yaşadıklarımız aklımıza gelsin, bir daha oyuna gelmeyelim, masallarla uyumayalım. Yaşattıkların yeni bir oyuna gelmemek için unutulmayacak iyi bir ders oldu. Seni hep bu dersle hatırlayacak, asla unutmayacak, minnettar kalacağız. Yeniden çelik yumruk olmamıza yardımcı olduğun, yeniden dirilişe vesile olduğun için çok çok sağ ol.

Bu güne kadar hiç olmadığın kadar doğru yoldasın.
Bütün gücünle, olmayan iradenle, avenenle, yol arkadaşlarınla diren. Sen direndikçe saflar daha sıklaşıp daha güçleniyor, azmimiz daha çok artıyor. Senin direncin dirilişin güç kaynağı, istikameti doğrultan pusula oldu, Allah için, Allah aşkına diren.

Fakat tek korkum; usta futbolcu Aleksin kaleciyi sağa yatırıp, topu sola göndermesi gibi ters köşe oynaman. Şeytanın şapka çıkarttığını dedik ya, ondan bu korku. Bu oyunu bilerek oynuyorsan gene bir hinlik, gene bir alicengiz oyunumu var demektir. Lakin artık hiçbir alicengiz oyunu bu kadar uyanmış, ayaklanmış sel gibi akan inanmış dava insanının gücüne karşı duramaz.
Dünkü celladımız, bugünkü güç kaynağımız, pusulamız, sağ ol, yaşa, var ol!

Torunum huysuzluk yapınca ondan bahsediyorum, kim olduğunu bilmese de hemen huysuzluktan vaz geçiyor. Onu torunlarımıza da anlatacağız, yarın torunlarımızda öğrenecek, yaşattıklarını. Gelecek nesillerde ondan kendilerine pay çıkartıp, oyuna düşmeyecekler. Baş ararken, bela bulmayacaklar başlarına bizim gibi. Tecrübesizlikten bizim yaşadığımızı torunlarımız yaşamayacak. Yalnız bugünün değil, geleceğinde birliğinin, çelik yumruk olmanın, ülkücü kalmanın sebebi olacak o.

Kendini öyle bir anlattı ki; körler de, sağırlarda hem duydular hem gördüler, ölüm uykusundakileri bile uyandırdı. Öyle bir uyandırdı ki herkes başındaki belanın, yolundaki dikenin o, olduğunu gördü, anladı. Merdi Kıpti misali; şecaat arz ederken hırsızların, yolsuzların tarihi çıkarlarını koruyan yol arkadaşlığını ortaklığa saçtı. Adını söyleyemedikleri milletin değerlerini ayaklarının altına alan soy özürlü, nesebi sahihlerle ortaklığını kendisi itiraf etti. Ondan kurtulmanın bütün musibetlerden kurtulmak olduğuna inandırdı dost, düşman herkesi.
Keşke Celal le, Cemal den birer tane daha olsaydı, bu kadar zorlanmaz, daha kolay olurdu anlatması.
En sonunda da eli terazili kızı soysuzlarla dağa kaldırması yok mu, necasetinin üstüne tüy diken Fransızları kıskandırdı. Ama o, başına dikti tüyü, bitirdi kendini. O, artık yok hükmünde.

Bin nasihatle anlatamamıştık ne musibet olduğunu. Kim demiş anlatamıyor kendini, anlattı bi güzel musibetleriyle, âleme rezil etti kendini. Çıkamaz oldu el içine, twitle veriyor beyanını. Son beyanı da hayatının özetiydi.
Unutulmazlardan oldu. Artık onu kimse unutmaz, unutamaz, unutturmayacağız. Kendini bitirirken bizi dirilttiği için bin yaşasın.

Teşekkür ederim devi ölüm uykusundan uyandırdığı için.
Teşekkür ederim Lawrens gibi fosforlu maskeni indirdiği için.
Teşekkür ederim bin nasihatten evla musibetleriyle birleştirdiği için.
En çokta beyde aranacak, beyi doğuracak şartları yarattığı, hatırlattığı için.
Kendi adıma, gönüldaşlarım adına, ülkem, milletim adına teşekkür ederim.
İyi ki var, şeni hadisatı yaşatmasaydı zor bozulurdu bu oyun.
On dokuz senemizi yedi, ama aldığımız ders bir asır yeter, sağ olsun.

Müthiş adammış, keşke şerri seçmeseydi. Herkesi yanılttı, ama rahmetli Başbuğu, beni, birde şu sarı Metin’i yanıltmadı.
Başta da adam sanıp, yerli proje diye milletin teveccühüne uyup yâd projeye karşı elini kaldıran, Başbuğun övdüğü Ramiz Beyi bile yanılttı. Üstelik fitnede, iftirada sınır tanımadı. Yalan makinası gibi durmadan yalanlarıyla, iftiralarıyla hedef gösterdi. Ahlak olmayanda sınır olmaz elbet.
Bizi yanıltmadığı için teşekkür etmiyorum, yanılttıklarını uyandırdığı için teşekkür ediyorum. Bizim yapamadığımızı yaptığı için teşekkür ediyorum.
Yanılanlar, yanıltılanlar, sizin de uyandırdığı için teşekkür borcunuz var, sizde teşekkür edin.

YORUM EKLE