Batının Yeniçerileri

Süratle gelişen sanayi ve teknoloji, toplumların kültür, eğitim, sosyal ve ekonomik hayatını da süratle değiştiriyor. Bu değişimin ekonomik hayata sağladığı fayda ne yazık ki diğer alanlarda toplumları buhran ve bunalımlara sürüklüyor.  Özellikle etik, estetik, sosyal, kültürel, pedagojik, sosyopsikolojik, politik alanlarda doğudan batıya, kuzeyden güneye bütün toplumlarda derin buhranlar yaşanıyor. Toplumların buhran ve bunalımlarını aşmalarında en etkili güç toplumların kendi aydınlarıdır. Toplumların hafızası ve vicdanı ve dinamosu olan aydınlar buhranlardan çıkış yolunu gösteren pusulalardır.

Aydın yaşadığı toplumun kültür değerlerini, mukaddeslerini, inanç ve imanını bilgisiyle yoğurmuş tefekkür eden insandır. Aydının sorumluluğunun daha iyi anlaşılması bakımından tarifi biraz daha açmak gerekir kanaatindeyim. Aydın, yaşadığı kültürün dünya görüşünü kavramış ve benimsemiş, o kültürün inanç, iman ve ahlakıyla şahsiyetini kazanmış, imanıyla amelini birleştirmiş bir hayat tarzı olan, meselelere kendi kültürünün dünya tasavvuru ile bakıp, kendi diliyle yorumlayan, irfan sahibi, geleceğe ışık tutan geniş ufuklu, sabırlı, fikri gelenek oluşturmuş, oluşturduğu fikri geleneği samimi olarak yaşayan ve savunan, yabancı kültürler karşısında fikri berraklığını, öz kültür dairesinde de fikri hürriyetini koruyan, ferasetli, irfan sahibi, karamsarlıktan uzak, hoşgörülü olduğu kadar bilgili, tavizsiz seçkin kimsedir. Aydın, kendisiyle birlikte toplumunu da yenileyen, yeniliğe yönlendiren, toplumun dinamosu olarak oluşturduğu fikri gerilimle etik, estetik, politik, dini, iktisadi, pedagojik alanlarda ortaya çıkan teorik ve pratik sorunlara sistematik, tutarlı fikirler üreterek pratik çözümler bularak ve geleceğe dönük teklifleriyle yol gösterici istisna karekterdir.

Kendi mukaddesleri, kültürü, imanı, irfanı ve kendi dünya görüşüyle dünyayı okumayan aydın yabancılaşır, başka kültürlerin dünya görüşünün hizmetkârı olur. Ne kadar bilgili olursa olsun o, artık kendi toplumunun aydını olma vasfını kaybetmiş, başka dünya görüşünün, başka kültürün aydını olur. Başka dünya görüşlerine meyletmiş, başka kültürlere sempati kazanmış, iman zaafı içinde kendi kültürünü ve dünya görüşünü sorgulayan aydının toplumuna yabancı kültür kalıpları kazandırma temayülü, toplumuna faydalı olmaktan çok zararlı olur ki bunu bilerek ve ısrarla yapıyor olması toplumuna ihanet olarak değerlendirilebilir.

Türk kültürü, Türk dünya görüşü ile Türk milletinin ve dünya meselelerini Türkçe yorumlayan

Aydın Türk aydınıdır. Gerçek aydın çok zor yetişir ve fikirlerinin hayata geçmesi için çok zor bir mücadele vermek zorundadır. Nitekim Gaspralı İsmail, Şeyh Cemaleddin Efgani, Ziya Gökalp, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Akçura gibi Türk aydın ve mütefekkirlerinin hayatına bakıldığında büyük mücadeleler verdikleri görülür. İsmail Gaspralı ölümünün üzerinden bir asır geçmesine rağmen dört kelimeden ibaret, fakat Türk dünyasının geleceğinin pratik çözümü olan “İşte, dilde, fikirde birlik.” Düşüncesiyle ikiyüzelli milyonluk Türk dünyasının yolunu aydınlatıyor. 48 yaşında hayata gözlerini yuman Ziya Gökalp 1911 de yayınladığı "Turan" şiirinin;

“Vatan ne Türkiye’dir Türklere ne Türkistan

Vatan büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan”

Mısralarıyla ateşi sönmüş gençliğin fitilini ateşleyerek çökmüş bir İmparatorluğun küllerinden milli bir devlet kuracak ruhu ayağa kaldıran yolu açmış ve bir asırdır milli ruhu ayakta tutmakta.

Mustafa Kemalin yanında Yusuf Akçura, Ahmet Ağaoğlu, Mehmet Emin Yurdakul gibi milli karakterli aydınlar yer almasaydı o dönemin sosyalist özentilerin, ham softanın karşısında Mustafa Kemal ne kadar başarılı olabilirdi?

Aydın aynı zamanda milletinin milli karakteridir, Türk aydını Marksist, faşist, kapitalist veya başka bir yabancı dünya görüşü ile Türk milletinin ve dünyanın meselelerini yorumlayamaz, böyle bir yolu benimseyen Türk aydını olamaz.

Ne yazık ki iki asra yakın zamandır Türk toplumu başka kültürlere özenen, yabancı dünya görüşlerine meyletmiş aydın sandığı okumuş zevatın ihanetiyle yüz yüzedir. Cemil Meriç bu zevatı “Batının yeniçerileri” olarak tanımlamakta. Cephede yendiğimiz düşmandan daha büyük bir tehlike olarak ve de milletin vergilerinden dolu-dolu ödediği bu maaşlı zevatın kuşatması altındadır. Basın, yayın, medya ve eğitim, öğretim kadroları, Üniversite ve akademik kadrolar bu zevatın işgal ve tasallutu altında. Televizyonlar, iletişim araçları vasıtasıyla ya masum din adamı kisvesiyle, ya allame ilim adamı kisvesiyle veya pırıltılı başka bir kisveyle her gün her dakika evimizin başköşesindeler ve bizi, biz yapan değerleri hızla fesata verip çürütmekle meşguller.

Hırsızlığa fetva verenin aydın sayılıp saygı gördüğü toplumda, o toplum hırsızlığı aklayacak, alkışlayacak kadar aydınlanmış olur.

Kıyaslamak gerekirse dağdaki teröristin ihaneti, aydın kisvesindeki bu zevatın ihanetinin yanında masum kalır.

YORUM EKLE