Başkanlık Sistemi Mi,Parlamenter Sistem Mi?

Haziran 2015 seçimlerinin en önemli gündemini "Yeni Türkiye'nin"(!) siyasal sisteminin ne olacağı tartışmaları oluşturacak.
AKP ve Davutoğlu,Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın da desteği ile başkanlık sistemini Anayasa değişikliği ile gerçekleştirmek için Türk halkının desteğini isteyeceklerdir.
Şimdiden kamuoyunu ikna etmek üzere ciddi propaganda hazırlıkları yaptıklarını tahmin etmek zor değil.
Yeni Anayasa'da diğer yer alacak değişiklik talepleri de yine başkanlık sisteminin önündeki engelleri kaldırmaya yönelik olacaktır.
"Hükümet",yapısal olarak Derviş yasalarından sonra zaten yavaş yavaş "Bağımsız denetim kurumları" tarafından yönetilmek üzere bazı yetkilerini paylaşmıştı.
Yine yerel yönetimler için yapılan yasal değişikliklerde de merkezi hükümet birçok yetkisini belediyelere devretmiş bulunmakta.
Son olarak Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinin de Anayasa değişikliği ile sağlanması,parlamenter sistemle çelişen, çatışan ve yetki karmaşasına sebep olan birçok hususun gündeme gelmesine neden olacaktır.
Ortadaki gerçek şudur. Dünyada eşi benzeri olmayan bir karmaşık sistemle yönetiliyoruz.
Hani güzel bir atasözümüzün ifadesi ile "üstü kaval,altı şişhane"
Ben sistemleri tartışmak,teknik ayrıntılar ve birbirlerine üstünlükleri,zaafları üzerine geniş izahlara girmek istemiyorum.Zaten önümüzdeki günlerde ve bütün kış birçok siyasetçi,allame ve her konu uzmanı gazeteci esnafı kafamızı bu konularla yeteri kadar şişirecek.
Ben bu yazımda 2015 Haziran seçimlerinde AKP'nin,Davutoğlu'nun ve Erdoğan'ın en az 330 ve mümkünse 367'yi aşacak milletvekili çıkarma stratejisinin pratiğini ve bunu önlemenin yolunu tartışmaya açmak istiyorum.

Bana göre muhalefetin "başkanlık sistemine" direkt karşıtlığı ve parlamenter sistemi savunma stratejisi AKP'yi ve Erdoğan'ı hem rahatlatacak hem de avantajlı duruma getirecektir.

MHP kesinlikle CHP ile aynı safta parlamenter sistemi savunacak blokta yer almamalıdır.

Hepimizin bildiği gibi MHP başkanlık sistemini"siyasal sistem olarak" kurulduğu günden itibaren Türk milletine en uygun yönetim biçimi olarak teklif etmiş ve savunmuştur.
Başbuğun yazdığı birçok yayın,kitap ve MHP'nin seçim beyannamelerinde bu gerçek çok açık ve sarih olarak yer almaktadır.
Vefatından önce ise başkanlık sistemini o günler için mevcut zeminde tartışmanın ve savunmanın doğru olmadığına dair beyanları olmuştur.
Fakat bu ikazları başkanlık sisteminin kötü ve yanlış bir yönetim biçimi olduğu sebebi ile değil,o yıllarda iç siyasi dengeler ve MHP'nin sınırlı gücü,bölücülerin inisiyatif kazanma ihtimali bu düşüncesinde bir erteleme gereğini doğurmuştur.

Aradan 17-18 yıl geçti. Ve yukarıda bahsettiğim anayasal birçok değişiklikle zaten parlamenter sistem ucubeye döndü.

Biz ülkücülerin baştan beri savunduğu siyasal sistem "Başkalık sistemidir."
Kişiye ve muhtemel kazanacak olana göre siyasal sistem tartışması ve tercihi hem ilkeli hem de bilgi temelli bir yaklaşım ve strateji olamaz.

Parlamenter sistem 1946'dan sonra ABD ve İngiltere ekseninde, İkinci Dünya Savaşı galiplerinin sömürgeleri ile yönetimlerini yönlendirmeyi hedefledikleri ülkelere lanse edip uygulamaya koydukları bir sistemdir.

Dünyada bugün itibarıyla ağırlıklı İngiliz sömürgeliğinden ve Nazi işgalinden kurtulmuş Orta Avrupa ülkeleri ile sadece bizde uygulanan bir sistemdir.
Soğuk savaş döneminde NATO'nun kuzey kanadının mihver ve ilk cephe ülkesi bilindiği gibi Türkiye idi.İç siyasette muhalefet- iktidar çekişmelerinde Batı'nın nüfuz alanı bulmalarını kolaylaştıran bu sistem, ekonomik bağımlılık prensibi ile birlikte batı adına ve onun menfaatine uygun bir şekilde başarılı olarak uygulanmıştır.Türkiye'nin bu sistem sayesinde kontrollü, stabil ve sınırlarının içine kapalı,enerjisini kendi iç siyasi çekişmelerinde harcayan bir ülke olarak kalması sağlanmıştır.Keskin particilik ve düşmanlık sınırlarında oluşan siyasi rekabet birçok yetişmiş insan potansiyelini particilik adına memlekete hizmetten uzak tutmuştur.
Parlamenter sistemin Türkiye için zaafları ve zararları üzerine örnekler çoğaltılabilir.Dolayısı ile 2015 Haziran seçimlerinde bu tartışmalarda dünyada benzeri olmayan bir şekle dönüşmüş parlamenter sistemi savunmak AKP'yi anayasa değişikliği için yeterli sayıyı bulmaları için her zaman olduğu gibi % 65'lik sağ seçmen tabanı ile baş başa bırakmak olacaktır.
"Muhalefetin" parlamenter sistemi savunurken muhtemelen kullanacakları "diktatörlük" "padişahlık" gibi iddalar halk nezdinde tutması zor iddialar olacaktır.Çünkü bu iddialar gerek 30 Mart seçimlerinde gerekse cumhurbaşkanı seçimlerinde sık ve sert bir şekilde kullanıldı.Sonuç AKP'nin lehine oldu.
Başkanlık sistemi ile ülkenin bölünmesi hususu ise, bugün zaten bölüyorsunuz,böldünüz suçlamalarının bolca kullanılarak eskitilmiş ve de inandırıcılığı seçimlerde test edilmiş olduğu için çok tesirli olmayacaktır.
Kaldı ki mevcut partiler yasası ile gerçek diktatörlüğün ve padişahlığın partilerde mevcut olduğu gerçeği,zaten seçmenin günlük siyasi konuşmalarında ümitsizlik örneği olarak daima dilindedir."Dinime küfreden bari Müslüman olsa" misali...bu iddia da söyleyenler yönünden inandırıcılığı zayıf bir karşı tez olacaktır.

MHP bu süreçte ilkesel olarak başkanlık sistemini savunmalı ve nasıl olmalı, nasıl uygulanması gerektiği hususlarında yoğun mesai verip hazırlıklı olmalıdır.

AKP'yi kesinlikle " başkanlık sistemi " taraftarı olarak sağ seçmenle tek başına,baş başa bırakmamalıdır.
Bu şekilde hem haziran seçimlerinde seçmenin sistem tercihi yönünden ayrışmasını önleyecek hem de anayasa değişikliği gücünü tek başına AKP'ye vermenin "gerekliliğinin" seçmen nezdinde önünü kesecektir.Tek başına anayasa değişikliği gücünü AKP ye verme riskinden vatandaşı kurtarmanın yolu bu stratejide yatmaktadır.MHP bu sürecin kilit partisidir.

CHP'nin zaten konumu baştan belli.AB,daha doğrusu Almanya - İngiltere eksenli parlamenter sistemi savunacak ve sağ,muhafazakar,milliyetçi seçmenle karşı karşıya gelecektir.
MHP için en büyük tehlikenin ve seçim mağlubiyetinin,CHP ve diğer azınlık lobileri ile ABD-AB destekçisi basın sermaye cephesinde yer alması ile olacağı açık ve net olarak görülmelidir.
Ayrıca her seçimde AKP'nin sağ ve milliyetçi seçmene MHP mazisinden kendi propagandalarına uygun figürleri sunma becerisi de unutulmamalıdır.Başbuğun sesinden,kitaplarından net ifadeler ile başkanlık sistemini savunan belgeleri kullanacağı da kesindir.

Parlamenter sistem bu haliyle çürümüş ve halk nezdindede güven kaybına uğramıştır."Bölgesel güç "ve "liderlik "gururu bizlerce tartışmalı olsa da borsa tabiri ile sağ seçmen tarafından Erdoğan üzerinden bugün için satın alınmıştır.
MHP halk nezdinde güçlü tabanı yetişmiş insan gücü ile her platformda başkanlık sistemini ve yeni Türkiye'yi tartışacak gücün sahibidir.


Hakkı  Şafak SES

YORUM EKLE