Başbakanın İtirafı ve Magazinleştiren Muhalefet

 Başbakanın Şanlı Urfa’da seçim konuşmasında evlenemeyen gençlere “eş” bulma vadini, Adana konuşmasıyla rakamlara dökerek devam ettirmesi anlaşılmaz biçimde magazinleştirildi. Magazin mantığının öne geçtiği her konuda gerçekler perdelenmiş, dikkatler başka yöne çevrilmiş olur. Başbakanın farkında olmadan yaptığı itirafta öyle oldu. Sosyal medyaya hâkim olan, magazin mantığı, siyaseti özellikle muhalefeti gereğinden fazla etkiliyor. Üretken olmayan Türk siyasetini sosyal medyadan güdümlemenin ne kadar kolay olduğunu bir daha gördük.

Konuların uzağında olan muhalefet magazinleşmenin etkisiyle Başbakanın itirafını gözden kaçırdı. Oysa Başbakanın art arda yaptığı bu konuşmalar AKP’nin 14 senede Türkiye’yi getirdiği durumun itirafıydı. İşsizliğin, ekonomik yetersizliğin beslediği sosyal bir meselenin artık gizlenemez olduğunun birinci ağızdan itirafını, seçim malzemesi yapılmasını göremeyip magazinleştiren muhalefet iktidar olabilir mi?
Milliyetçi muhalefet, milliyetçi yazar, çizerlerde olayın bu yanını görmezden gelip, popülist davranmayı tercih etmeleri ayrı bir fecaat. Kim bilir belki böyle bir meselenin varlığından haberleri bile yoktur. Oysa mesele Türkiye’nin 2000 yılından beri hızla büyüyen çok yönlü, çok boyutlu sosyal ve ekonomik en büyük meselelerinin başında geliyor. Birinci ağızdan itiraf edilen böylesine büyük bir meselenin magazinleştirilip gerçeklerin üstünün örtmesi iktidarı düşünen muhalefetin en son yapacağı iştir.

Başbakanın itiraf ettiği, muhalefetin magazinleştirip üstünü örttüğü meseleyi biraz açmak gerekir.
Bu itiraf işsizliğin itirafıdır.
Bu itiraf işsizlik yüzünden genç nüfusun evlenemediğinin itirafıdır.
Bu itiraf kutsal aile kurumunun kurulamaz hale getirildiğinin itirafıdır.
Bu itiraf nüfusun on dört senede sekiz yaş yaşlandırıldığının itirafıdır.
Bu itiraf ailelerin dağılma sebebinin, mahkemelerin iş artışının itirafıdır.
Bu itiraf sosyal dokunun bozulduğunun, suç işleme oranının artışının itirafıdır.
Bu itiraf sosyal siyaset, sosyal güvenlik, istihdam politikalarının olmadığının itirafıdır.
Bu itiraf toplumun sosyal dayanışmasının bitirildiğinin itirafıdır.

Evlenme yaşına gelmiş genç neden evlenemez? Aile geçindirecek bir işi olmadığı için. Evlilik müessesesi sorumlulukları, yükümlülükleri olan, toplumun çekirdeği kutsal aile kurumunun giriş kapısıdır. İşsiz insandan aile sorumluluğu yüklenmesi, kutsal aile kurumunu inşası beklenebilir mi?

Evlenme yaşına gelmiş evlenemeyen gençlerin sayısı, oranı, işsizlikle orantılı olarak artmakta. Başbakanın tabiriyle anne-baba, amca-dayı desteği ile borç, harçla evlendirilenlerin de eve ekmek getirecek bir işleri olmadığı için, bir müddet sonra mahkeme kapılarına müracaat etmeleri kaçınılmaz oluyor. Boşanma sebeplerinin başında işsizlik, dolayısıyla da ekonomik sebepler geliyor. İşsizliğin bir yandan evlenme oranını düşürürken diğer yandan boşanma oranın hızla yükselmesinden toplum büyük yara alıyor. Başta kutsal aile kurumu erozyona uğruyor. Dağılan ailelerden ortada kalan çocuk sayısı artıyor. Aile sıcaklığından uzak bu çocuklar toplumun kanayan yarası durumuna geliyor. Toplumun sosyal dokusunun bozan bu durum, sosyal siyaset, sosyal güvenlik ve nüfus politikaları açısından hükümetin başarısızlığının bir göstergesidir.

Evlenme yaşı yükseldikçe nüfus üretkenliği düştüğü için doğal olarak toplumun yaş ortalaması da hızla yükseliyor. Nitekim 2000 yılında yaş ortalaması yirmi beş iken, bugün otuz üçün üzerine çıkmıştır. Oysa üretken genç nüfus her ülkenin, her devletin en önemli itici gücüdür. Başbakan Türkiye’yi bu güçten uzaklaştırdıklarını itiraf ediyor, ama muhalefet bunu magazinleştiriyor. Temelinde ekonomi olan birçok sosyal problemi, hırsızlık başta olmak üzere suç işleme oranını ve çeşitliliğini yükselten bir meseleyi düşünmeden magazinleştirenlerin haline ağlamak mı gülmek mi gerekir siz karar verin.

Sayın Başbakan olmayan istihdam ve nüfus politikalarının seçim malzemesi olacak kadar kangren haline getirdiklerini itiraf ederken muhalefet ondanda aymaz, magazinle meşgul. Ayaküstü birilerinin fısıldamasıyla yapılan, ayakları yere basmayan politika ancak bu kadar olur. Fakat muhalefet iktidardan daha acınacak durumda olduğu için, meseleye magazin gözlüğünden bakma kolaycılığında. Milliyetçi geçinenlerin aynı koroda yer alması da içler acısı.

Sosyal devlet olmanın gereği evlilik yaşına gelmiş gençlerin topluma problem olmasını değil toplumun refahı, huzuru ve sosyal yapının dinamiği durumuna getirmektir. Devlet bu fonksiyonunu yerine getirmek için öncelikle iş bekleyen genç nesillere iş kapısı oluşturup genç nüfusun üretime katmalıdır. Üretime katılmayan akıl, enerji tüketici olmaz, yok edici olur. İktidarıyla muhalefetiyle siyaset kurumu toplumu ajite eden, kutuplaştıran, politize edip ayrıştıran zehirli dili bir kenara itip bu konulara kafa yormalıdır. Magazin gözlüğünü çıkartıp meselelere yapıcı, sağlıklı yaklaşmanın yolunu bulup düzgün politikalar üretebilmelidir. Temel dinamiklerimizden olan, övündüğümüz genç nüfusu her anlamda hızla kaybettiğimizi görmeliyiz. Magazinleştirmenin gerçeklerin görülmesini istemeyenlerin işine yaradığını “nüfus planlaması” adı altında geçmişte yapılan ihanette çok açık gördük.

Nüfus ve istihdam politikaları köşe yazısının boyutunu aşan çok önemli ve çok stratejik konular. Ancak yöneten bürokrasinin ve derinliği kendinden menkul stratejik kurumların ne yazık ki çok uzak olduğu konular. Eğer siyaseti dizan etme işgüzarlığına harcadıkları zamanı, enerjiyi, ekonomiyi nüfus ve istihdam politikalarına ayırmayı akıl edebilselerdi, Türkiye üzerinde yapılan etnisteye dayalı bütün oyunlar nüfus politikasıyla bozulabilirdi. Görülen odur ki: ne devletin, ne iktidarıyla muhalefetiyle siyasetin bu konuya düzgün bir bakışı yoktur.

Yeri gelmişken birkaç satırla nüfus planlaması ve çekirdek aile ihanetine birkaç satırla değinelim. Batının kriptoları, bu işten para kazanan sermaye gurupları ve basının yoğun propagandası altında Türkiye de senelerdir sinsice yürüttüğü nüfus planlamasına karşı ayağı yere basan bir nüfus politikası geliştirilmedi. Yapılan bu sinsi çalışmalarla tolum “çekirdek aile” saçmalığına inandırılıp Türk toplumu büyük tuzağa düşürüldü. Çekirdek aile formülü ile sadece nüfus artış hızının önüne geçilmemiş, yaş ortalamasını yükselmesi sağlanmıştır. En tehlikeli yönü de çekirdek aile ile devam eden ailelerin en fazla 3. Kuşakta devamlılığının sona erecek olmasıdır. Bilimsel verilere bakıldığında “çekirdek aile” formülünün milleti yok edecek büyük bir tuzak olduğunu görmek çok zor değil. Bugün batının yaşadığı en büyük problemlerden birisidir çekirdek aile formülü ve batıda yaş ortalaması elli yediyi geçmiştir. Prof. Dr. Bektaş Yıldırım’ın Süleymaniye doğumevinde Başhekimlik yaparken yapılan bir araştırmadan bahisle; iki çocukla, yani çekirdek aile formülü ile bir ailenin 3. nesilde kaybolduğunu, yaşayamaz duruma geleceğini işaret ediyor. Aile toplumun çekirdeği olduğuna göre aile yok olursa millet yok olur demektir.
Dün sistemli olarak uygulanan aile planlaması ihaneti, bugün iktidarın beceriksizliği sayesinde farklı şekilde karşımıza çıkmış, çok boyutlu devasa sosyal bir mesele durumuna gelmiştir. Muhalefetin daha ciddi bakması gereken meselelere bigâne kalması, magazinleştirmesi ne yazık ki umutları söndürüyor.

YORUM EKLE