ATATÜRK'Ü DOĞRU ANLAMAK

Kaymakamlık yaptığım yıllardan başlayarak, Atatürk hakkında konuşmalar
yapıyorum. TRT’de 85 hafta süren Atam Türk adlı bir programım oldu. Haftada yarım saat,
bazen yalnız bazen de bir uzmanla söyleşi şeklinde konuşmalar yaptım. Başkent
Üniversitesinin TV’sinde 52 hafta Atatürk’ü anlattım. Türkiye’de ve Türk Dünyası
şehirlerinde Atatürk ile ilgili halka açık konuşmalar yaptım. Elbette her seferinde yeniden
okumak ve Atatürk ile ilgili bilgimi genişletmek imkânı oldu. Bütün bunlardan sonra diyorum
ki: Bizim ülkemizde Atatürk bilinmiyor ve doğru anlatılmıyor.
Atatürk’ü anlamak ve doğru anlatmak için önce bütün peşin düşüncelerden ve
değerlendirmelerden sıyrılmak gerekiyor ki, bu yapılmıyor. Birçok kişi kendisine uygun gelen
bir yanı ya da bir yönü keşfedip onu anlatmaya çabalıyor.
Atatürk’ü doğru anlamak için bize yol gösterecek ve doğru yaklaşım verecek olan
onun şu cümlesidir: “Ben hiçbir dogma bırakmıyorum. Benim yolumdan gidecek olanlar,
AKIL ve BİLİM yolundan gitmelidirler. Hayatta en hakiki mürşit (yol gösterici) bilimdir,
fendir.”
Atatürk döneminde Türk toplumunu akıl ve bilim yoluna sokmak için büyük çabalar
ortaya konuldu. Yapılan işlerin adı “Türk İnkılâbı” idi.
Atatürk’ten sonra bir dogma icat edildi: “Atatürk İlke ve Devrimleri”
Böylece Atatürk’ten ilk sapma onun bazı ilkelerini ve yaptığı bazı değişiklikleri
dogmalaştırmakla başladı. Arkasından, yetişen gençliğe ve ülkeyi yönetenlere bir ana hedef
verildi: “Atatürk İlke ve Devrimlerini Korumak”… Bu kalıp cümle artık belli başlı her yere
hatta milletvekili yeminlerine bile konuldu. Atatürk’ün şiddetle karşı olduğu bağnazlık, onun
adı kullanılarak hortlatılmış oldu.
Atatürk İlkeleri altı kelimeden ibaretti:
1- Milliyetçilik,
2- İnkılâpçılık,
3- Laiklik,
4- Cumhuriyetçilik,
5- Devletçilik,
6- Halkçılık.
Atatürk Devrimleri de sekiz dönüşümün adıydı:
1- Tevhid-i Tedrisat (Eğitimde birlik),
2- Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Kapatılması,
3- Şapka Giyilmesi,
4- Evlenmelerin Memur Önünde Yapılması,
5- Beynelminel Rakamların Kabulü,
6- Türk Harflerinin Kabulü,
7- Efendi, Bey, Paşa gibi Lâkap ve Unvanların Kaldırılması,
8- Dinî Kisvelerin Mabet Dışında Giyilmesinin Yasaklanması.
Böylece kalıplaştırılan ve dondurulan Atatürk’ün artık Türkiye’nin geleceğine yön
vermesi, ışık tutması önlenmiş oldu. Atatürkçü olmak ilerlemeci olmaktan çıkarıldı. Yeni bir tutuculuk biçiminin adı oldu.
Belirtmeliyim ki, ne ilke denilen kavramlara ne de devrim denilen değişimlere bir
itirazım söz konusu bile olamaz. Onların her birinin, dönemin şartlarından doğan haklı
gerekçeleri vardır. Ama Türk Devrimini tamamlanmış saymak ve dondurmak,
dogmalaştırmak Atatürk’ün amaçlarından ne kadar uzak bir anlayıştır.
Vaktiyle İslâm’ı beş şart içine hapsedip, İmanı da altı kalıba kondurup donduranların
dine verdikleri zarar ne ise Atatürk’ü böylesine kalıplaştırmak da o ölçü de zararlı olmuştur.
Gerçekte zihin dünyalarında dinde oluşturulmuş kalıplara göre hayatı kavrayanlar, aynı
adamlar, şimdi uzaklaştıkları dinin yerine, yeni bir din icat etmekten başka bir şey
yapmamışlardır.
İşin bir başka yanı, Atatürk’ten sonra başlayan bir geriye dönme hareketi ile halkın
isteklerini yerine getirmek bahanesiyle kalıpçı din anlayışı diriltilmiştir. Atatürk’ten sonraki
bütün iktidarlar bu oluşumun, derece derece sorumlularıdır. Adına ister sağ, ister sol denilsin,
isterse askerî darbe iktidarları olsun; ülkeyi yönetenler İslâm’ın özünden ve ruhundan kopuk,
biçimci, kalıpçı ve bilim zihniyetinin dışında bir din anlayışını; ortaya çıkarıp beslemiş,
büyütmüşlerdir. Din adamı yetiştirmek amaçlı okullarla, yüksek okullarla, diğer okullardaki
din dersleriyle, devleştirilen kadroları olan Diyanet İşleri Başkanlığı ile…
Böylece bir yandan Atatürk’ü dogmalaştıranlar, öte yandan Eş’ari nakilciliğini
dogmalaştırıp İslâm diye topluma dayatanlar, birbirini besleyerek ülkemizi yeniden karanlık
bir yola sokmuşlardır.
Atatürk’ü doğru anlamak derken sözünü ettiğim, akıl ve bilimi daha kestirmeden
söylersek “Bilimlik Aklı” yol gösterici almaktır.

YORUM EKLE