Atatürk'ü Anlamak 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh!'


Atatürk'ün bu sözünü bugüne kadar onun anlatmak istediği manada anladık mı acaba?

Birçok siyasinin, askerin, bürokratın resmi bayramlarda ya da Atatürk'ü anma, anlatma gereğini hissettiği durumlarda “Yurtta sulh, cihanda sulh!” sözü her zaman zevahiri kurtaran bir cümle olmuştur.

Atatürk’ün ne anlatmak istediğini anlatmaya çalışmadan önce bugüne kadar bu sözü söylerken veya dinlerken acaba ne anladık ve ne hissettik?

Herkes kendi ülkesinde sulh içinde olursa her millet kendi ülkesinde barışını korursa ülkeler kendi içlerinde çatışmazsa sonuçta dünya sulh içinde olur ve tüm insanlık barış içinde yaşar gider. Ne ülkeler arası savaş ne bölgesel çatışmalar ve ne de dünya savaşları olur.

Böyle anladık değil mi?

Bu sözü hem kendi milletimize hem de dünya milletlerine hitaben söylerken bunu anlayıp anlatmak istemedik mi?

Düz ve basit mantıkla bu muhteşem stratejik sözü böyle basit anlayıp anlatınca böylesine çapsız ve sığ aynı zamanda Atatürk'ü anlamakta bu kadar cahilce bir anlayışın bugüne kadar farkında olmadan sürekli kabullenicisi ve sahibi olduk.

Belediye temizlik işleri müdürünün “Herkes kendi evini, sokağını ve caddesini temizlerse bütün şehir tertemiz olur.“ sözü eşitliğinde, “Yurtta sulh, cihanda sulh“ sözünü anlar ve anlatırsak Atatürk'ü hangi makamla eşitlemiş oluruz diye hiç düşündük mü acaba?

Sulh, Türkçesi barış sözcüğünün popüler kabul gören algısı ile “ne şiş yansın ne de kebap” renksizliğinde, “Yurtta barış, dünyada barış” sözünü bugüne kadar yanlış anlayan ve anlatan siyasiler, askerler ve bürokratlar yüzünden Türk devleti ve Türk milleti Atatürk'ün işaret etmek istediği ve Türk milletine emanet ettiği stratejik hedeften sürekli uzaklaşmıştır.

Evet, sadece biz ülkücüler “Başbuğun” öğrettiklerinin ışığında ne Atatürk'ü Atatürkçüyüz diyenlerin yanlış anladığı şekilde anladık ne de “Yurtta sulh, dünyada sulh” sözünü yanlış anlayan siyasiler, askerler ve bürokratlar gibi yanlış yorumlayıp pusulayı şaşırdık.

Yurdunda barışı koruyan herhangi bir ülke veya ülkeler sayesinde bütün dünyanın barışı nasıl sağlanır, bu mümkün mü?

O zaman barış içinde iç çatışma tehdidi olmayan birçok ülkenin tarih içinde komşu ülkelere saldırmasını, savaşmasını ve işgal etmesini nasıl izah edeceğiz?

Almanya İkinci Dünya Savaşı’na sebep olurken iç barışı bozuk muydu?

Ya da işgal edip saldırdığı Fransa, Polonya ve diğer ülkeler iç çatışma halinde yurtlarında sulh halinde değiller miydi? Biliyoruz ki ne Almanya işgal ederken ne de Fransa işgale uğrarken iç savaş hali yaşamıyorlardı.

Efendim “Her ülke, barışın kıymetini bilse ve her ülke barış içinde olsa dünya sulhu sağlanmış olmaz mı derseniz “ o zaman bu ütopyaya hayati boyunca müspet ilmi kendine rehber edinmiş olan Atatürk'ün inanmış olduğunu kabullenmeniz gerekir.

Peru'nun, Malezya'nın, Japonya'nın iç barışı bozulursa dünya barışı bozulur mu? Ya da dünya savaşı çıkar mı?

Atatürk dünya ölçeğindeki emperyalizmi bugünkü moda terimiyle “DNA”sına kadar bilen bir devlet adamıydı.

Kendini bildiği günden beri cephelerde savaştığı her düşman devlet ya bizzat emperyalistti ya da savaştığı gücün arkasında bir emperyalist ittifak vardı.

İşte bu yüzden milletini, emperyalizmi ve Anadolu coğrafyası ile bulunduğumuz bölgenin jeostratejik konumu ile gücünü ve de paylaşılmasının güçlüğünü tarihi derinlik içinde bilen bir liderdi.

Bu yüzden “Yurtta barış, dünyada barış“ sözünü Türk devletinin en önemli stratejik hedefi olarak bir ders niteliğinde söylemiş ve bizlere emanet etmiştir.

Atatürk, ikaz olarak hem Türk milletine hem de açgözleri ile ülkemizde gözü olacak olan devletlere ihtar olarak bu sözü bölgemizin jeopolitik gerçeği ışığında söylemiştir.

Biz bu tarihi ihtarı şöyle anladık:

“Ey Türk milleti, yazılı tarih boyunca atalarının yurt yapmak üzere fetihlerle vatanlaştırdığı bu Anadolu toprakları dünya kara coğrafyasının kâlpgâhıdır.

Bu topraklara sahip olunmadan dünya lideri imparatorlukları kurmak ve yüzlerce yıl yaşatmak tarihin hiçbir devrinde mümkün olamamıştır.

Bu yüzden iç barışını bozar ve bu toprakları korumak için olmaz ise olmaz şart birliğini kaybedersen aç gözlü emperyalist geçmişi olan devletlerin iştahını kabartırsın. Bu toprakları paylaşma kaygısı eninde sonunda rakip olan bu emperyalistleri birbirine düşürür ve bu paylaşım kavgasından dolayı sonunda bir dünya savaşına sebep olursun. O yüzden yurtta barışını koru ki senin yüzünden bir dünya savaşı çıkmasın.”

“Bu yüzden sakın gevşeme. Birliğini hedef alan en basit söz ve hareketleri sakın basite alıp rehavete düşme ve çatal dillerin masum tatlı sözlerine kanma. Birliğini kim ya da kimler bozmaya kalkarsa tavizsiz yok et. Ben böyle yaptım. Unutma!”

Bu söz ile emperyalistlere de şu ihtarı yapmıştır: “Ülkemin iç barışını bozarak halkımı birbiri aleyhine kışkırtarak milletimi zayıf düşürüp teslim alma planları yapma gafletinde sakin ola ki bulunmayın. Ülkemin barışını bozarsanız dünyayı başınıza yıkarım. Aç gözlü ortaklarınızla öyle bir paylaşım kavgasına tutulursunuz ki işin sonunda ancak ilk önce milletime barış elini uzatan büyük bir beladan kendini kurtarmış olur. Bu topraklara yüzyıllar boyu sahip olmanın tarihi tecrübesinin yarattığı ortak aklı ve eğittiği zekâyı kimse hafife almasın.”

İşte eğer Atatürk'ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü yaşadığımız coğrafyanın jeopolitik gerçeği ışığında özellikle sadece Anadolu için söylemiş olduğunu hakkıyla kavrayabilseydik 1950 yılından beri dünya güç dengeleri arasında savrulmaz sıkıştıkça taraflar arası tahterevalli oynamazdık.

Bu topraklar, dünya güç dengeleri arasında tek taraflı yandaşlıklar, bağımlı ittifaklarla ve yarısı gizli antlaşmalarla sağlanan desteklerle iktidar olunarak asla korunamaz. Hele ki iktidar olurken arkanızı yaslandığınız bir emperyalistle birlikte taviz dolu teslim evrakına imza attıktan sonra her ne sebepten olursa olsun “Çizdim oynamıyorum” dediğinizde ise sonradan karşı tarafla el sıkışarak, saf değiştirerek hiç mi hiç korunamaz.

İlk yancısı olduğun tarafa yaptığın takiyyenin bedelinden, şantaj korkusu ile sığındığın yeni kucakta, yarandan akan kanla hiçbir zaman dik duramayacağın için ne kendini ve ülkeni ve ne de seni omuzlarında samimiyetle iktidara taşıyan milletini koruyamaz ve kurtaramazsın.

İşte güçler arası dengelerde gel-gitlerle var olmaya çalışmak yerine küresel taraflara, gerçek menfaatlerinin bu topraklarda huzur olduğu müddetçe korunabileceğini; ülkenin jeopolitik gerçeğine ve milletinin gücüne inanarak anlatmak gerektiğinin, anlamayanlara da Çanakkale'yi hatırlatmanın siyaset bilgisinin sırrı “Yurtta sulh cihanda sulh“ sözünde saklıdır.

“Yurtta sulh, cihanda sulh“ sözünü bütün gerçeği ile kavrayanların tek hedefi şu olmalıdır.

“Milli Devlet Güçlü İktidar”

Kulağıma bu söz bir yerden çalınıyor ama nereden acaba?

A dostlar hatırlayanınız var mı?

Hakkı Şafak SES

 

 

 

 

YORUM EKLE