Asker, Sivil, Hain Üreten Milli(!) Eğitim

Her meselede sonuç, sebeplerin bileşkesi olarak karşımıza çıkar. Sebepler doğru anlaşılmadan, sonuçlar üzerinde yapılacak tartışmalar hiçbir meseleye çözüm üretemezsiniz. Çok yönlü toplumsal meselelerin sebepleri de çok yönlüdür. Birkaç sebebe bağlanması meselenin çözümünü daha da güçleştirmesinin yanında, yeni meseleleri de beraberinde getirir. Sebepleri kendi içinde ana sebepler, tali sebepler, görünen, görünmeyen sebepler, sosyopsikolojik, sosyoekonomik, sosyokültürel yönleriyle kategorize etmeden, bilimsel ve doğru analizler yapamazsınız. Analizlerinizi doğru yapamadığınızda üreteceğiniz çözümlerde sizi doğru sonuca götürmez.
Temel sebepleri çözülemeyen meseleler kronikleşerek, başka meseleleri besleyen kaynak haline gelir. Anakronik karakter kazanır. Anakronik karakter kazanmış meseleler, fertleri ve toplumları gayesinden, misyonundan uzaklaştıran, hayatı her yönüyle olumsuz etkileyen, toplumların başarısının önündeki en büyük engelleri oluştururlar.
 
Bu değerlendirmeler perspektifinde baktığımızda; adından başka milli hiçbir vasfa haiz olmayan, diğer meselelerin de anasını oluşturan anakronik meselemizin “eğitim” meselesi olduğunun altını çizmek gerekir. Bu eğitim sisteminin hain üretme vasfı sayesinde yaklaşık altmış senedir dünyanın kilidi durumundaki ülke, anarşiyle uğraşmaktan, krizlerden, istikrarsızlıklardan, bölücülükten başını kurtaramaz durumda.   
 
Bugün yaşananlar doğru analiz edilip, akılcı çözümler üretilemezse “eğitim” meselesi gelecekte de yaşanacakların ana sebebini oluşturmaya devam edecektir. Mevcut eğitim sistemi sürdürüldüğü sürece; korku, vehim, vesvese ile bugün çalakalem yapılanların tedbir olmadığı, köklü kurumları dağıtmaktan başka işe yaramadığı çok geçmeden görülecek, yok edilen kurumlar korku ve vehimlere kurban edilmiş olmakla kalacaktır. Korku, vehim, vesveselere dayalı değersiz projeler her zaman vahametle sonuçlanmaya mahkûmdur.  
 
Eğitim, toplumları bütünleştirmenin, maddi, manevi kalkınmasının, sair meselelerinin çözümünün yegâne aracı, manivelasıdır. Cemiyet, fert, devlet ilişkilerinden, kültür, bilgi üretimine, aile başta olmak üzere toplumun bütün katmanlarında gördüğümüz çözülmenin temelinde; maksadı, gayesi belli olmayan eğitim meselesi vardır. Resmi, gayri resmi, üniformalı, üniformasız müesseselerin adeta yabancı çıkarlarına hizmet eder duruma gelmesinde, en son yaşadığımız; bütün acımasızlığı, şeditliği, şirretliği ile milletin başına karabasan gibi çökme teşebbüsünde bu eğitimin ve bu eğitimle yetiştirilen asker, sivil, hainlerin kurumların ele geçirilmesinde, ajan faaliyetlerine nasıl yataklık ettiği açıkça görüldü.
 
Kırk senedir Türkiye’nin ekonomik çapı kadar büyük maddi kayıplarla ve binlerce şehit vererek mücadele ettiğimiz bölücü terörün bu kadar etkili olmasının ardında eğitim meselesi vardır.  Sayın Cumhurbaşkanı başta olmak üzere iktidarın, devleti yönetenlerin, adı söylenemeyen milletin birinci ağızlardan etnik faylarla bölünmesinin altında da ön yargıların kaynağı olan eğitim meselesi vardır. Her türlü gayri milli düşüncenin, gayri milli ideolojinin, yıkıcı, bölücü düşüncelerin, inanç sömürücülüğünün, toplumu virüs gibi sarmasının altında da eğitim meselesi vardır. Toplumun konjonktürel kutuplaşmalara itilmesinin, algı yönetimlerinin başarısının altında da eğitim meselesi vardır. Türk tarihine, tarihe mal olmuş şahsiyetlerimize, medeniyetimize, kültürümüze karşı yürütülen sinsi kampanyaların başarısının ardında da eğitim meselesi vardır.
 
Sadece okuma-yazma öğreten, okur-yazar yaptığı insana okumayı sevdirmeyen, düşünmeyi, sorgulamayı öğretmeyen, araştırmaya yöneltmeyen, bir sistem eğitim sistemi olamaz. Millete tarihini doğru anlatmayan, kendi kültürünü, medeniyetini öğretmeyen, toplumun ahlak, inanç değerlerine tavırlı, milleti birliğe ulaştırma hedefi olmayan bir sisteme eğitim sistemi denemez. Böyle bir eğitimin milliliğinden bahsedilemez.
 
Türk milliyetçisi olan Atatürk, eğitimin millilik karakterinin birinci planda olması için, Milli Eğitim bakanlığına kurucu bakan olarak Türk Ocaklarının kurucu başkanı olan Abdullah Suphi Tanrıöver’i görevlendirmiştir. Milli eğitimimiz Atatürk’ün ölümüne kadar milli karakterini geliştirmeye devam etmiştir, ancak Atatürk’ten sonra İsmet İnönü’nün göz yummasıyla, sosyalist özenti Hasan Ali Yücel’in Marksist militan yetiştiren bir kalıba sokmasıyla, Türk eğitim sisteminin senelerdir ülkeyi provoke eden, dış güçlerin taşeronluğunu yapan, kitlesel Marksist, bölücü ihanet unsuru ürettiğini artık görmek zorundayız.
Buna mukabil imkânsızlıkları sebebiyle vakıfların insafına terkedilen mütedeyyin ailelerin çocukları, okul görüntüsündeki cemaat bataklıklarında ham softanın tasallutuna uğrayarak, körpe dimağlar devlet, millet aleyhine şartlandırılırken bu eğitimin adına nasıl milli denebilir. Bu eğitim sisteminin milli devletimizi yıkmak üzere kullanıldığını artık görmek zorundayız.
 
Bir yanda Marksist, materyalist zihniyetin, diğer yanda din vicdan sömürüsünü varoluş meselesi haline dönüştürmüş, iki yüz yıldır batının kucağında olduğu bilinen cemaat denen ham softanın içini oyduğu eğitim, millilik vasfından uzaklaştırmıştır. Bu durumdan elbette ki birileri istifade edecektir. Son menfur olayda nasıl faydalandıkları açıkça görüldü. Onun içindir ki senelerdir dağlarımız, şehirlerimiz eşkıya yatağına dönüşmekte, anarşi, terör, bölücülük ülkenin birinci meselesi olmaya devam etmekte. Hain potansiyeli her yıl artmakta.
 
Potansiyel riskler, tehlikeler, başarısızlıklar aynı zamanda potansiyel fırsatları da beraberinde getirir. Önemli olan bu fırsatları görmek, Sağduyu ve soğukkanlılıkla, doğru algılanıp, doğru muhakeme ile zamanında doğru karar verme yeteneğini ortaya koyabilmektir. O zaman büyük tehlikeler, büyük krizler fırsata dönüştürülebilir. Japonya mucizesi, başarısızlığın eğitimle fırsata dönüştürülmüş en büyük numunesidir. Yaşadığımız bu esef verici menfur kalkışma, fırsata dönüştürülmek isteniyorsa; toplumsal parçalanmanın temelini oluşturan bütün meselelerimizin anası olan eğitim sistemi A dan Z ye ele alınıp köklü yenilenmeye gidilmelidir. Bu yapılmadan yapılacak her hamle yeni kalkışmalara zemin hazırlamaktan, yeni hainler zümresi üretmekten başka işe yaramayacaktır.
 
Siyasiler, eğitimi siyasi istismar aracı, ideolojik yaşama alanı olarak görmekten vazgeçmeli, toplumun maddi manevi kalkınma alanına dönüşmesinin önünü açmalıdır. Her zihniyet eğitimi kendi çarpık düşüncesini topluma taşıma aracı olarak kullandı. Her meselede olduğu gibi eğitime de bu fanatizm penceresinden baktı. Bugüne kadar eğitim denen bu ucube sistemin tedrisat safhalarını, sürelerinin molla yetiştirme, Marksist militan yetiştirme tartışmalarının dışında gerçek, köklü bir tartışma yapılmadı.
İlkokul dört sene olsa ne olur, beş sene olsa ne çıkar?
Keza ortaöğrenim içinde, yüksek öğrenim içinde aynı şey geçerli.
Yetiştirdiği insanda heyecan uyandırmayan, gerilim yaratmayan, yüksek duruş, coşku, özgüven vermeyen, özsaygısını yükseltmeyen bir sistem yirmi sene olsa ne çıkar?
 
Günlük problemlere boğulmuş toplumumuzda insanların düşünceleri parçalanmış, davranışı, duruşu dengesizleşmiş, hedefini kaybetmiş durumda. Bu durumdaki insanlardan oluşan bir toplum hayatta kalma endişesine, parçalanma korkusuna düşer. Bugün bunu yaşıyoruz. Buna birde küresel güçlerin hainlerle kurduğu komplolar eklenince bu toplumun büyük resmi görmesi, büyük hayaller kurması, büyük rüyalar görmesi, büyük idealler beslemesi beklenebilir mi?
 
Bunun bir tek yolu vardır mevcut eğitim sisteminden biran önce kurtulmak, bilimsel bilgiyle donanmış, millete büyük rüyalar gördürecek, inancını, öz kültürünü hayatın öznesi yapacak bir eğitim sistemine kavuşmaktır.
Haşerat üreten bataklık durumundaki eğitim sistemi kökten ele alınmadan, girişilen menfur darbe teşebbüsünden sonra sanki önceden planlanmış gibi, adeta fırsatçı yaklaşımla, vehim ve vesveselerle askeri eğitim veren okulların kapatılması hiçbir meseleyi çözmez.
Senelerdir sokak, okul, üniversiteleri işgal eden sivil hainler başka ülkeden mi getirildi?
Sivil okulların yetiştirdiği hainler askeri okullarda yetişenlerden daha mı az?
O halde dağlar, yolar, köyler, şehirler, kasabalar neden hain kaynıyor?
 
“Neden” sorusunun cevabını araması gerekenler, hainlere istediğini vermenin vicdani sorumluluğundan Allah affetsin, yanıldık gibi dürüstlük gösterileriyle kurtulamazlar.
Aldanmamak, yanılmamak, doğruyu yapmak devlet adamlığının temel felsefesi olmak zorundadır. Bu ne demektir?
Yaptığın, yapmak istediğin her şeyde açık ve dürüst, içten ve samimi olmak demektir. Milletin teveccühü ile emanetinize verilen devletin imkân ve gücünü tamamen duygusal(!) nedenlerle ihanet şebekelerine peşkeş çekmemek demektir. Bunu yapmak içinde devletin kurum, kural, teamül, gelenek ve kaidelerine tabi olmak ve devleti işletmek gerekir. Temelinde ahlak zafiyeti olan mazeretlere sığınmak devlet adamlığı felsefesiyle bağdaşmaz.
Ülkenin huzurunu, milletin bölünmez bütünlüğünü, devletin bekasını hedef alan, sivil, asker hainleri bu eğitim sistemi yetiştirdiğine göre öncelikle ve ivedilikle eğitim sistemi kökten ele alınıp yeniden kuruluş felsefesinin milli, manevi karakterine uygun hale getirilmelidir. Eğitim, Marksist ve softa cemaatlerin tasallutundan kurtarılmadan ne ordunun nede diğer kurumlarımızı yabancıların amaline hizmet edecek hainlerden arındırmak mümkün olmayacaktır.
YORUM EKLE