Apo'yu veren ABD Fetullah'ı niçin vermeyecek?

Yıllardan beri yazmaya, dost meclislerinde ifade etmeye çalıştım.
2002 yılına kadar ABD-Batı ittifakı Türkiye’de mevcut iktidarların yıprandığı veya  kendileriyle  anlaşmazlığa düştüğü durumlarda alternatif siyasi iktidarı hazırlar ya da anlaşabileceği taze kan siyasi ittifakları muhakkak kurardı.
Bir iktidar değişikliği ihtimalinde hepimiz gayet açık bir şekilde biliyoruz  ki  bu  durumu iyi bilen, isimlerinin tanınırlığı kamuoyunca devam eden siyaset esnafı  kişiler ve gruplar yeni iktidar olmanın büyük hevesiyle ABD’deki ve Avrupa'daki birçok lobi merkezini haç yolu hâline getirirlerdi.
Fakat 2010 yılından sonra AKP ile siyasi iş birliğini soğutan ve 2011 yılında da AKP ile  cepheleşen  ABD-AB ittifakı artık Türkiye'de gelecek bir iktidar projesini gündemine almadı.
Uzun bir süre iç siyasette, AKP iktidarından memnun olmayan %50’yi ve AKP’den kopan ya da Erdoğan'la anlaşmazlığa düşen siyasileri de birleştirme amacıyla birçok çalışma yapıldı.  ABD-AB merkezlerine ve etkili lobilere ümitle yapılan ziyaretlerden nasihatten başka  hiçbir  destek alınamadı.
Altmış yıllık alışılmış ABD-AB iş birliği ile al gülüm ver gülüm iktidar değişiklikleri artık Türkiye'de bitmişti.
Sebebi neydi, neler oluyordu?
Aslında olan şuydu:
NATO konseptinde soğuk savaş döneminde Türkiye'nin ABD-AB nazarındaki görevi ve pozisyonu değişmişti.
Malta'da 1989 yılında Reagan-Gorbaçov  görüşmesi  SSCB’nin, Rusya Federasyonu’na yumuşak geçişle anlaşmalı olarak evrilmesi, NATO’nun yeni güvenlik konseptinin ve varlığının hedeflerinin değişmesine sebep olmuştu.
Artık Türkiye'nin üniter ve bütünlük arz eden kontrollü  ve  Batı destekli güçlü yapısına ihtiyaç yoktu.
Türkiye, medeniyetler çatışmasının kilit ülkesi olarak dünyanın en önemli jeopolitik öneme haiz  büyük bir kara parçasında, güçlü bir devlet olarak durmamalıydı.  Durduğu   sürece Batı'nın  bölge coğrafyalarındaki gelecek  projelerinde tek engel ülke konumunda olmaya devam edecekti.
İşte sadece Erdoğan ve AKP karşıtlığı üzerine bina edildiği sanılan,  ABD dahil Batı’daki Türkiye karşıtlığı, aslında yeni dönemde Türkiye’nin zayıflatılması ve istikrarsızlaştırılması üzerine kurulan bir planın parçasıydı.
AKP iktidarı üzerinden, onu iktidardan düşürmeden Türkiye'de siyasi yeni bir taze kan ile yeni ümit bir siyasi oluşuma izin vermeden Türkiye'nin zayıflatılması ve istikrarsızlaştırılması projesi devam etmeliydi. 
Evet,  AKP’ye  karşıymış gibi fakat AKP’yi iktidardan düşürmeden, yeni bir siyasi gücün oluşmasına fırsat vermeden Türkiye'yi Orta Doğu ringinde dövmeye devam etmek istiyorlardı.
Apo’yu 1999 seçimleri öncesi Türkiye'ye veren ABD’nin Ecevit'in başbakanlığında bir ara iktidara ihtiyacı vardı. Çünkü Büyük Orta Doğu Projesi  öncesi Türkiye'nin üniter yapısının bozulması hedefiyle İslamcı bir iktidara ülkenin devri planlanmıştı. Böyle bir iktidar için de ön hazırlığın olması için fil  avındaki  zenci  rolünü oynatacakları bir hükümet kurulmalıydı.
Milleti bunaltan, kendinden nefret ettiren, esnafa Başbakanlık önünde yazar kasa attıran 57. Hükümet bunun için desteklendi.  Apo’nun yaldızlı teslimatı, DSP’nin parlatılması ve sonrasında asılması ümidi MHP’nin seçim başarısında bu yüzden önemli köşe taşlarını oluşturmuştu.
Özetle, giden ve gelen iktidarlar AKP’ye kadar ABD–Batı ittifakının  hazırlıklarıyla, destekleriyle ve sonunda da tasfiyeleriyle sürekli muhatap olmuşlardı.  Bu  tespitimin ya da iddiamın delilleri  yıllara yayılan açık medya yayınlarında bolca yer almaktadır.
Bu yazımda belirtmek ya da öne çıkarmak istediğim husus ise AKP sonrasında yeni bir iktidarın oluşmasına kendi çıkarları açısından ABD-Batı ittifakının artık ihtiyaç duymaması gerçeğidir.
Aynı zamanda da bu yüzden   AKP’nin de iktidardan gitmesini  istememektedirler.
İsteselerdi   bunun siyasal altyapısı çoktan hazırlar, Türkiye ile Batı’nın ilişkilerini düzeltmek için samimi çabalar ortaya koyarlar ve muhalefet üzerinden yeni bir iktidar alternatifi hazırlarlardı.
Yoksa   son “terör”  temelli “darbe”  isimli 15 Temmuz  saldırılarında  bile AKP’nin hiçbir siyasi kimliğinin şahsi yara almamasını, hedef olmamasını ve güçlenerek iktidarda kalmasını nasıl  izah ederiz? 

Eğer AKP Hükümeti ve Erdoğan hedef alınsaydı  bu başarılırdı. Sakın nasıl demeyin. Nefes almalarını bile burunlarının dibinde takip etmişlerdi. Bunu AKP Hükümeti’nin kendi sözcüleri aldanmışız diye itiraf etmedi mi?
Apo'nun teslimi bir amaca yönelikti ve bu amaç gerçekleşti.

Feto’nun teslim edilmemesi de bir amaca yöneliktir.
Türkiye'nin istikrarsızlaşması ve  zayıflatılması sürecinde  Feto’nun ve hain terör örgütünün görev süresi bitmedi.
AKP iktidarına halk desteğinin  devamı için de ABD düşmanlığına ve Batı karşıtlığına ihtiyaç vardır. Feto'nun iade edilmemesi de bu amacın gerçekleşmesi için en önemli taktik davranıştır.

ABD, kendine öncelikli hizmet eden 170 ülkedeki “Enderun” görevindeki   on bin okulun akıbetini de hiçbir şekilde tehlikeye atmaz.
Daha birçok sebebi alt alta yazabilirim.
Feto teslim edilmediği sürece Türkiye'deki FETÖ’nün potansiyel tehdidi devam edecektir ve kripto  üyelerinin   faaliyetlerine  ümitle devam etmeleri sağlanacaktır.
ABD,  Feto’yu teslim eder yerine birini seçtirir diye düşünülebilir.
Fakat teslim, projenin sonlanması, mağlubiyet ve de ABD’nin cemaate ihaneti demektir ki bu abilerin (!) ablaların (!) kaybedilmesi ve büyük sermayenin batırılması demektir.
Feto’yu öldürerek dosyayı kapatması ve hicretteki (!) abilerle(!) yeni yönetim kurması ABD açısından  daha akılcıdır ve rasyoneldir.
Farkındaysanız  FETÖ  elamanı olarak yakalanan veya yurt dışına kaçan  örgüt elamanı hiçbir kişi AKP’li bir siyasetçiyi hedef alan “sen veya siz, bizimle anlaşarak  şu şu işleri  yapmadınız mı? “  diyerek  intikama dayalı hiçbir iddiayı bugüne kadar ileri  sürmedi.
İlginç değil mi?
Bugüne  kadar  halk tarafından tanınan AKP’li  bir siyasetçinin kendileri ile işledikleri ortak suçları  hiç ifade etmediler.
Kendilerine   panik hâlinde her gün hakaret eden  Melih Gökçek’i bir dakikada  milletin gözünde bitirilebilecek güçleri olduğunu herkes biliyor.
Sadece Bülen Arınç'ın ifadelerini doğrulayan arsa hibelerini ve o süreçteki ilişkileri ifşa etseler AKP açısından fotoğraf  bir anda kararır.
Ama yapmıyorlar ve yapmayacaklar.
Bu konuda FETÖ, AKP’yi hedef almayacak.
İşbirliklerini deşifre etmeyecek.
Çünkü  AKP’nin  iktidardan gitmesini istemiyorlar.
ABD, AB ve onun maşası   FETÖ’nün hedefi AKP değil
Türkiye’dir.
Eğer  AKP’nin  milletin gözünde kendileri ile kirli iş birliklerini açıklasalar Türkiye bir seçim sürecine girer ve  Türkiye’de yeni bir siyasi iktidarın önü açılır.
Milli duyguların ve dış tehditin yükseldiği ve milli birliğin güçlü olduğu bu dönemde yeni bir iktidar bütün hesapları bozabilir.

Bunu göze alamazlar ve AKP’nin iktidardan düşmesini istemezler.
AKP  kadrolarını tanıyorlar ve onların siyasi ikliminde kendilerini koruyup saklanabileceklerine eminler.
Hatta, ellerinde tuttukları AKP ile iş birliği yaptıkları  günlerde  hazırlayıp dosyaladıkları birçok şantaj  kasedi  sayesinde de kendilerini AKP kadroları karşısında güçlü hissedeceklerini de düşünmek herhâlde yanlış olmaz.
Kasetçilik ve dinleme şantajlarını usul ve esas yönünden metot olarak ilke edinen FETÖ’nün bir gün gerekir diyerek AKP’nin tekmil kaset  koleksiyonunu da hazırladığını sanmamak çok ciddi saflık  olmaz mı?
Milli birliğimize ve vatan bütünlüğümüze yönelik  önümüzdeki  tehditlerin tek başına sadece AKP iktidarı ile önlenebileceğine samimi olarak inanmamızı zorlayan ciddi sebepler var.

Ve  bu hususta en ciddi hazırlığı yapması gereken Türk milliyetçileri mevcut algıya teslim olmamalı ve gerekli güçlü siyasi hazırlıkları MHP çatısı altında gecikmeden eksiksiz ve ertelemeden yapmak sorumluluğunda olduklarını unutmamalıdırlar.
YORUM EKLE