Amigo şaklabanlığı ve Yaklaşan Seçim

Devletin işleyişinde hukuk esastır. Devlet makamlarında yetki ve sorumlulukların, makama sağladığı gücün temelinde hukuk vardır, olmalıdır. Makam sahipleri hukukun sağladığı yetki ve gücü kullanırken hukuki, vicdani ve ahlaki sorumluluklarda yüklenir. Makamın verdiği yetki ve gücü kullananlar sorumlu davranmak, vicdani ve ahlaki yönüyle topluma numune olmak zorundadır. Sorumlu mevkie gelmiş kimsenin her duruşu, her hareketi, her sözü temsil ettiği mevkiinin sorumluluğu ile bağdaşmalıdır. Sorumlu mevkilerde bulunanlar, sorumluluklarının gereğini yapmaları halinde devlet adamı vasfı kazanır, sorumluluklarının gereğini yerine getirmeyenlerin devlete büyük zararlar verdiği tecrübeyle sabittir.

Devletin işleyişini sağlayan Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, bakanlık mevkileri, kurum başkanlıkları pırıltılı mevkiler olmakla birlikte, sorumlulukları pırıltılarını gölgede bırakacak kadar ağırdır. Makamların birinci sorumluluğu mevcudiyetlerinin temeli olan hukuku korumak ve işletmektir. Hukukun işlemediği devlet felç olur, çöker. Sorumlu mevkilerde bulunanlar devlet geleneğini, korumak, milli bütünlüğü sağlamakla yükümlüdürler. Bu mevkiler siyasi, dini, etnik veya başka bir aidiyetin gölgesine sokulamaz, onlara üstünlük sağlayacak, tahkir edecek, eşitliği bozacak, ötekileştirmenin unsuru, aleti olamaz. Makamlar görev yeridir milletin tamamına aynı mesafede olmayı mecbur kılar. Hatta bu makamlarda bulunan kimselerin yakın çalışma ekibi ve ailesi de aynı hassasiyeti göstermek zorundadır. Bir bölgenin, bir yörenin, bir gurubun farklılığını ima edici hal, davranış, söz ve duruş sergileyen makam sahipleri, hangi niyetle olursa olsun sorumluluğunun dışına çıkar ve millî bütünlüğü zedeler. Devletlerin resmi dilleri vardır, sorumlu makamlarda bulunanların etnik mensubiyet veya başka bir sebeple ülke içinde resmi dilin dışında bir kaç kelime bile olsa başka dil kullanmaları ötekileştirme olur ki sorumluluğu ile devlet geleneği ile bağdaşmaz.

Sayın Davutoğlu Diyarbakır da Başbakanlık makamının sorumluluğu ile bağdaşmayan, devlet geleneği ile uyuşmayan sorumsuz bir duruş sergilemiş, bir gurubu üstünlük sağlayıcı kışkırtıcı bir üslupla ötekileştirmiştir.
Vatandaş Davutoğlu’nun birkaç kelime Kürtçe konuşması toplumun önemsenmediği, belki de sempatiyle bakabileceği bir durum olabilir. Ancak Başbakan Davutoğlu olarak konuşması, niyeti, sebebi ne olursa olsun, sonucu resmi dili Türkçe olan üniter devlet yapısını bozacak mahiyet kazanır. Nitekim bölücü çevreler, PKK dayatmalarının başında gelen ikinci resmi dil talebinin kabulü olarak yorumlamıştır. Bu zevatın beyanatlarında taleplerini daha da genişletecekleri hemen kendini göstermiştir. Davutoğlu’nun partisinin Diyarbakır il kongresinde yaptığı konuşma, yârin karşımıza çıkartılacak milli bütünlüğü tehdit eden büyük bir sorumsuzluktur. Sorumluluktan uzak kimselerin bu mevkilerde bulunmaları da “sokakta ıspanak fiyatına düşürülmüş demokrasinin” sonucu, millet ve devlet için şanssızlıktır. Davutoğlu’nun bütün şirinliğini ortaya koyarak empati süsüyle bezenmiş, acemi amigo şaklabanlığı içeren tavrıyla yaptığı bu çıkışı; bebek katiline ve emperyalist tetikçi PKK, KCK’ya verilen tavizlere milletin hazırlanması, alıştırılması olarak görmek yanlış olmaz.

Makamlar ikbal mevkileri değil, hizmet mevkileridir. Hizmet mevkilerini ikbal mevkiine dönüştürenlerin hukukun arkasına dolanarak korunmasını, yargının engellenmesini toplum vicdanı yargılar ve mahkûm eder. Tarih onları hizmetleriyle değil, mahkûmiyetle anar. Bu bağlamda Türkiye’yi 12 yıldır yöneten AKP yönetimi 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk olaylarına adı karışan istifa ettirdiği bakanları siyasi manevralarla yargıdan kaçırarak özel gayretleriyle muhalefetin yapamadığını yapmış, kendini kamu vicdanında mahkûm ettirmeyi başarmıştır. Bu başarıyla AKP en büyük destekçisi muhalefete rağmen kendi sonunu hazırlamıştır.

Fakat seçimler yaklaşırken Türkiye de büyük bir kaosa doğru yaklaşıyor. Parlamento seçimlerine dört ay gibi kısa bir süre kalmasına rağmen muhalefetin hiçte iktidara gelmek gibi bir niyeti, gayret ve arzusu görülmüyor. Seçmen şimdiden çaresizliğe düşmüş görünüyor. Muhalefet sözcülerinin beyanlarında tek başına iktidara gelme iddiasına bile rastlamıyoruz. Anlaşılıyor ki muhalefet polemikten kurtulup, iktidara hazırlanamamış. Üstüne üstlük cehaletini gizlemeye lüzum bile görmeyen iktidar ortağı olamazlarsa ülkede savaş çıkacağı tehditlerini savuranlar bile var.

Sormak lazım ona; hani “Önce ülkem” diyordun ne oldu?

Ben söyleyeyim ne olduğunu; dün ÖNCE ÜLKÜM diyemediği için, ÜLKESİNDEN BAŞKA ÜLKÜSÜ OLMAYAN ÜLKÜCÜLERE, ÜLKÜDAŞLIK HUKUKUNA İHANET ETTİĞİN İÇİN ülkede, o da bu hale düştü.

Birkaç kapıkuluna koltuk için mi ülkede savaş çıkacak?

Aklı başında vatandaşın aptalca tehdide vereceği cevap belli; hadi oradan sünepe, ülke bölünürken Ankara’nın dışına çıkamamışsın, ülkenin sokağını eşkıyaya terk etmişsin, üç miting yapmayı bile akıl edip becerememişsin, ülkenin başına kendinden bir aday çıkartamamışsın, cürmün kadar yer yakarsın sen.

Şimdide ben soruyorum; Yüz yıllık mirası iç edeni, kanlarıyla destan yazanların kanlarını şerbet edip içeni, inancı uğruna sönmüş hayatların üstüne engerek gibi çörekleneni, yetmiş beş yıllık emeği, çileyi kapı kullarına kazanç kapısı yapanı millet karabaşına karabasan yapar mı hiç?

Hele, hele bu tehditten sonra.

CHP nin kuyruğu olmaya ne kadar heveslisiniz, madem iş tehdide kaldı iktidar olmazsak diye tehdit edin bari. Tehdit ve şantaj söyleyecek fikri, projesi olmayan, zavallı, cahil kimselerin zayıf karakteridir. Cehaleti, zavallılığı ifşa ettiklerinin farkında bile değiller, vah ki vah. Zavallılığın aynası olan listelerin ortaya çıkması yakın. Dokuz kapı kireçlemiş devşirmelerin, çilekeş insanların omuzlarına nasıl yüklendiğini bir daha göreceğiz. Umarım ve dilerim beni utandırırlar. Böyle bir hata yapılmayacağından eminim ama bunu çok istiyorum.

Demirel demokrasi çareler rejimi diye tarif eder, doğruluğuna inanmadığım “demokrasilerde çare tükenmez” sözünü de hiç sevmem. Bu ülkede demokrasi hiç olmadı ki, meritokrasi (seçilmişlerin, seçkinlerin seçimi) demokrasi diye yutturdu bize.

Seçmenin önünde içinde doğru cevabı olmayan üç seçenek var. Demokrasilerde çarenin nasıl bittiğini göreceğiz. Şimdiden söylüyorum bu seçimlerde beni sevindirecek tek şey Demirel’in sevmediğim sözünün hükmünü kaybedecek olması.

Bir tarafta bölücü Marksist PKK terör örgütünü, Marksizm’e karşı, devletine, vatanına, bayrağına, milli değerlerine bağlı inançlı Kürt vatandaşlarımızın ve top yekûn milletin her türlü itirazına rağmen Kürtleri temsil eden örgüt durumuna getirmeyi başarmış, teröristi muhatap almış, şerefini tartışmaya açmış, bölücülükle halvet olmuş, oy avcılığı uğruna inanç pazarı kuran, bu pazarda her değeri ayaklar altına alan, milli değerlere, milli devlete, değer izafe etmesi beklenmeyen, hukuku yerle yeksan etmiş, hırsızlığı yolsuzluğu aklayan, adaletten kaçmış, ama milletin vicdanında mahkûm kap kara bir zihniyet.

Diğer tarafta temel fikirlerine şaşı bakan, kadrolarını kıyım, kıyım kıyan acımasız, insafsız, vahşi kapitalizmin bekçiliğine gönüllü, bir o kadar da cahil tehdide yönelmiş aciz zavallı bir zihniyet.

Diğer tarafta doksan yıldır milletle kavgalı, milliyetçiliğe düşman, milletin inancını tehlike gören, komünist Rusya’nın bile terk fikirlerde ısrar eden, geçmişi rüşvet, hortum skandallarıyla dolu, kronik muhalif hasta bir zihniyet.

Allah’ım iki cihan güneşinin hürmetine aziz milletimi iktidarıyla muhalefetiyle yöneticilerinin zulmünden sen kurtar, devletime milletime sen acı Yarabbi.


YORUM EKLE