AKP'nin gerçek niyeti

            Anayasa  değişikliğine  referandum yolu açıldı.

Milletimiz,  “aldatılma”  hususunda engin tecrübeye sahip iktidar tarafından eğer “aldatılabilirse” 1923’te kurulan 1. Cumhuriyet parantezi kapanacak 2. Cumhuriyet’in parantezi açılacak.

 

Neden mi?

 

            AKP’li siyasiler  “memleketin beka sorunu”  ve  “parlamenter sistemde çift başlılıktan ve istikrarsızlığın sebebi koalisyonlardan kurtulmak” olarak iki temel gerekçeyi Anayasa değişikliğinin sebebi olarak gösterseler de  aslında gerçek niyetlerini ustaca gizlemektedirler.

Fakat  bütün  gizlemelerine rağmen yazarken satır aralarında ve bazen niçin “evet” diyeceklerini açıklamaya çalışırken zihinlerindeki  gerçek niyetlerin izlerini yakalamak mümkün?

Örnekleri vermeden önce  bazı soruları soralım.

            14 yıldır parlamentoda çoğunluk gücü ile iktidar olan AKP’nin  ve  istediği her siyasi kararı alabilen Sayın Cumhurbaşkanı’nın tüm yetkiler elinde  iken ülkenin hangi meselesini çözmek için bugün bir engelle karşı karşıyadır?

            Ülkenin beka sorunu olarak gördüğü hangi tehdidi önlemek için iktidarın önünde  muhalefet dahil engelleyici bir güç vardır? OHAL ve savaş dahil alınan her karara muhalefet çoğunluğu ve millet tam destek vermiyor mu? FETÖ, PKK, DEAŞ ve diğer terör örgütleri dahil bütün tehdit unsurlarına karşı aldığı ve alacağı tedbir ve kararlara engel  olan  bir  unsur ve  bilinmez,  görülmez bir  güç mü  var?

 

            O zaman yasama, yürütme ve yargının “tek adamda” toplanması ile ülkenin hangi beka sorunu daha hızlı ve güvenli bir şekilde halledilecektir? Bu sorular “evetin” en zayıf halkalarıdır. Aslında, “tek adam” sistemi ile hedeflenen ve değişiklik ile kazanılacak yetkiler ile “devlet” yeniden kurulacak,  yüzlerce yıldır devam eden bir tecrübenin kurumsallaştırdığı  devlet bürokrasisinin  yetki ve liyakat açısından bir sisteme ve kurallara bağlanmış olan usul ve esasları değiştirilecektir.

            Devletin hafızasına  dayalı ve kanunlarla korunan yetkisi ve aklı,  bürokratik engel ve geciktirme iddasının ötesinde gerçekte “ üslup  ve meşrep uyumsuzluğu” sebebiyle  bozulacak, felç olma tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.

 

            Devlet bürokrasisinin ortak aklının yetersizliğinden ve siyasi karar vericilerin önlerine çıkardıkları engellerden ve geciktirmelerden şikâyet etmeyenimiz yoktur. Hele ki ülkücülerin ve Türk milliyetçilerinin sorgusuz sualsiz “devlet” yanlısı oldukları hâlde devlet unsurları tarafından, Nasrettin Hoca’nın “bindiği dalı kesen” fıkrasının sonuçlarına en çok muhatap olup “baltalanmış”  olduklarını düşündüğümüzde “ devletten” en çok şikâyet ederek bürokrasi kastlarını yıkıp yeniden kurma konusunda en haklı kesimi oluşturması gerekir.

 

            Fakat bizim şikayetçi olduğumuz devlet bürokrasisindeki  liyakat ve millî hassasiyetlerdeki özgül ağırlık hususları iken Türk milliyetçilerinin dışındaki ideolojik unsurların ve İslamcı siyasilerin hedefi bürokrasinin kurumsal yapısı ve bazı müesseselerinin  bizzat  varlığı ile yüzlerce yılda oluşmuş kanunla korunan  terfi ve atama usul ve esaslarının mevcudiyetidir.

 

            Şimdi söylediğimiz ve endişe ettiğimiz hususları örnekleyelim:

19.01.2017 tarihinde saat 00.50’de CNN Türk'te yayınlanan bir tartışma programında AKP MYK üyesi ve milletvekili,  AKP’nin ekranlara  en çok çıkan yüzü  Ayhan OĞAN endişelerimizi doğrulayan bir açıklamada bulundu. Bu  açıklamayı  hiç istemeyerek “eveti” savunurken yetersiz kaldığını görünce savunma refleksi ile yaptı.

            Program  katılımcısı  üniversiteden iki hocanın   “iktidar gücü yıllardır ve hâlen elinizde. İsteyip de yapamadığınız şey nedir, niçin olağanüstü yetkilerle bir sistem değişikliğine gidiyorsunuz?” sorusuna şu karşılığı verdi:

- Siz  öyle sanıyorsunuz. Fakat  farklı durumlar var.  Örnek  vereyim” diyerek şunları söyledi:

 

“Mesela bakan oldunuz. Bir şeyler yapmaya karar veriyorsunuz.

Müsteşarlık makamı ya da ilgili genel müdürlük mevzuat engeli var efendim. Şöyle olur, böyle olur diyerek siyasi iradenin önüne engeller çıkarıyor. Bunun değişmesi lazım.”

 

            İlk bakışta haklı bir şikayet gibi gözüken bu sözlerde aslında gizli bir niyetin işareti  var.

Eğer müsteşarla ya da genel müdürle anlaşamıyorsan görevden alır, çalışabileceğin birini atarsın. Fakat yeni müsteşarını bir günlük memurluğu  olmayan  ya da bürokrasi kademelerinden gelmeyen sivil okul arkadaşlarından  ya da partili siyaset arkadaşlarından seçemezsin. Yeni müsteşarın, tüm bürokratlar gibi yeterli kıdem ve mevkilerden geçmiş “devlet”in bürokrat havuzundan seçilmesi  mecburiyeti var.

 

İşte en kritik husus bu niyette gizli.

 

“ Tek Adam” yetkisini alarak  Anayasa değişikliğini gerçekleştirdikten sonra “Devleti” yeniden kurarak yapılandırmak.

 

            Bunun neresi kötü, zaten devletin sistemi sarsılmış ve çatlamış durumda yenilenmesinde fayda var diye düşünebilirsiniz. Burada en önemli husus yenilenmenin ve yeniden yapılanmanın felsefi ve fikri istikametini  “partili bir cumhurbaşkanının “  elindeki güçle kendi inandığı siyasi görüşün temel değerlerinin önceliği ile belirleyip hedeflemesi ve yüzlerce yıllık devlet geleneklerinin terk edilmesi tehlikesidir.

 

            İşte AKP Anayasa değişikliği ile elde edeceğini düşündüğü güçle hem kendinin beka tehdidini  önlemenin  hem de   “ devleti yeniden kendi dünya görüşü doğrultusunda kurmanın” peşindedir. Bunun sonucunda “Milleti ve millî birliği temsil eden Millî Devlet”  değil, “Parti Devleti” çıkar. Bunu  1938-1950 yılları  arasında acı bir  şekilde yaşamıştık.

 

            Bu olayı sadece AKP’nin varlığına odaklı düşünmeyin. Kim başkan olursa onun partisinin ve siyasi görüşlerinin odağında;  alınan “tek adam” yetkisi ve gücü ile her seferinde,  bazen intikamcı ve rövanşist duygularla, bazen de kendi dünya görüşünde “devletin ayarları” ile sürekli oynandığını düşünün.

 

            Yazımın başında 2. Cumhuriyet’e işaret ederken aslında bir kere 2 dedikten sonra gelecek sistem 3, 4, 5 ... diye yeni başlıklara da açık olacaktır.

 

            Şimdi Anayasa değişikliğinin  halk  oylamasında  kabul edildiğini ve bu değişiklikle elde edilecek gücü ilk kullanacak olanın kendilerinin olacağına inanan  AKP’nin “devleti”  yeniden nasıl yapılandıracağını ve hangi adımları atacağını sırasıyla düşünmeye başlayın. Ben biraz ağdalı olan bu yazımı,  en sivri olumsuz örnekle gülümseme ile bitirmeniz  için noktalayayım.

 

            İsmet Paşa  “tek adam, parti devleti” döneminde paraların üzerine Atatürk yerine kendi fotoğrafını basmıştı.  Sizce benzer durumda önümüzdeki dönemde paralarımızın üzerinde kimin fotoğrafını görebiliriz?

 

YORUM EKLE