Ahlak Buhranı

Ahlak, insana mahsus, insanı değerli kılan, diğer varlıklardan ayıran ve yücelten, kemâlâta yükselmesinin başlıca unsurlarından biri. İnsan, ahlaktan ari bir varlık olarak düşünülemez, değerlendirilemez. İnsan, ahlakla kaim bir varlıktır, ahlaktan bahsedildiğinde insandan bahsediliyor demektir.

Ahlak kelimesi kök olarak Arapça “hulk” kelimesinin çoğulu olarak dilimize yerleşmiştir. Ahlak, kelime olarak insanın karakterini, alışkanlıklarını, tabiatını, seciyesini, mizacını, neyi yapmasını ve ya yapmamasını belirleyen, yaptıklarının iyi yâda kötü olup olmadığının değerlendirmesini sağlayan, insan hayatını anlamlı kılan, duygu, irade ve bilgiye dayalı olarak gerçekleştirilen tavır ve davranış kalıbı, uymak zorunda olduğu genel geçer kurallar manzumesidir. Daha öz bir ifade kullanmak gerekirse; ahlak, insanın içinde kalmak zorunda olduğu temel çerçevesidir diyebiliriz.

Ahlak kavramının yerine yanlış ve hatta özentiyle kullanıldığına sıkça rastladığımız “etik” terimi üzerinde kısaca durmak gerekir. Etik terimi Yunanca ethos yani "töre" sözcüğünden türemiştir töre bilimi demektir.
Sokrates ve öğrencisi Platon’un önderliğini yaptığı “ahlak felsefesinin” diğer ifade biçimidir ve prensip olarak neyin doğru, neyin yanlış, neyin iyi, neyin kötü, nelerin erdem, nelerin ahlaksızlık, neyin adil, neyin suç olduğunu belirlemeye çalışan felsefi disiplin dalıdır.

Felsefenin bir dalı olarak etik, iyi, kötü, özgürlük, sorumluluk, erdem, vicdan, ahlak yasası, ahlaki karar, ahlaki eylem, mutluluk, ödev gibi ahlaki kavramların çözümlenmesi için, mantıki, rasyonel, teorik temellere ulaşmaya çalışır. Dolayısıyla etik teriminin ahlak kavramı yerine kullanılması yanlıştır, belki de maksatlıdır.

Ahlak kavramının çok geniş felsefi ve bilim boyutuyla sizleri sıkmak niyetinde değiliz. Başlıklar halinde bazı hatırlatmalar yaparak kendi inanç ve kültürümüzün ahlak telakkisi üzerinde durarak insan ve toplum bazında yaşanan buhranın temelinde ahlak bunalımının temel etken olduğunun anlaşılması arzusundayız.

Dini anlamda ahlak, insanların hem fert hem toplum olarak hayatlarını düzenlemeleri için Allah’ın insan tabiatına ektiği, inanan toplumda kabul edilen doğrudan veya dolaylı olarak ilahi kaynaklı belli buyrukları, kaide ve kuralları ifade eder. Batılı filozofların neyin iyi neyin kötü, neyin doğru neyin yanlış olduğu tartışmasına İslam ahlakçıları "Bir şey Allah öyle istediği için mi iyidir, yoksa o şeyin bizzat kendisi iyi olduğu için mi Allah onu istemiştir?" sorusu gibi sorularla katılmıştır. Bu surular İslam ahlakçılarının yanında kelamcıların da tartıştığı sorulardandır.

Mutlak yaratıcı Allah’tır ön kabulünden ve Allah’ın emirlerinin yapılması, yasaklarından uzak durulması noktayı nazarından hareketle İslam ahlakçıları "Bir şey Allah istediği için iyidir", “Allah yasakladığı için kötüdür” noktasında birleşirler. İslam ahlakçılığında "İyi" ile Allah’ın insandan yapılması istenen eylemler anlaşılırken, "kötü" ile de yapılması istenilmeyen eylemler anlaşılmaktadır.

İslam’a göre iyi ve kötü kavramları Allah'ın emir ve yasaklarına göre tanımlanır. Yaratıcı mutlak varlık olan Allah üzerinden objektif bir değer teorisi kabul etmenin ilahi gücü sınırlandıracağı, “Külli iradeye” müdahale, tasavvufi ifadeyle “mülke müdahale” yapılamayacağı savunulur.

İslam ahlakına göre esas olan Allah'ın ilmi ve iradesidir. İyilik ve kötülük ise birer sıfattır; bir şeye sonradan yüklenen değerdir. Bu nedenle hüküm, Allah'ın iradesinin tecellisi yönünde gerçekleşmesinden yanadır. Buna göre bazı peygamberlerin getirdiği bazı kurallar ve emirler daha sonra gönderilen peygamberler aracılığı ile insanların anlayış, kavrayış ve yaşayış seviyelerine, zamana ve tarihsel şartlara göre değiştirilmiştir.

İslam ahlakına göre, insanın mutluluğa, iç huzura ulaşması, önce ruhunu temizlemesine ve ruh temizliğini sürekli kılacak eylem içinde olmasına bağlıdır. İslam ahlakına göre insanın imanını koruması için, kendini kontrol altında tutması, murakabe etmesi gerekir. Allah, akıl ve cüzi iradeyi insana tutum ve davranışını kontrol altında tutması, iyiyi ve kötüyü tefrik edip düzgün, disiplinli bir hayat yaşaması için vermiştir. Buradan şunu da anlamış oluyoruz ki; Allah’ın mesul görmediği akıl melekesine sahip olmayanları İslam ahlakı da mesul görmez.

İnsan, ferdi ahlakın yanında mensup olduğu, içinde doğup büyüdüğü toplum hayatının, kültür ve medeniyetinin kabul ettiği, yaygın ahlak kurallarını öğrenip uygulamaya, telkin ve taklit ile başlar. Yaşadığı tecrübeler, kazandığı bilgilerle onu içselleştirerek, imanıyla bütünleştirmek suretiyle ruhunu temizlemiş olarak erdeme ulaşmış olur. Ahlaklı insan erdemli insandır, insanın tabiat ve seciyesindeki süreklilik, erdemin kazandırdığı bir sonuçtur.

İç huzura, erdeme kavuşmuş olan insanın ahlaki değerlerini temel alan, ölçüp biçmede, düşünce, maksat ve niyetini, kararlarını takip eden, insanı doğruya yönelten, yanlışlarını sorgulayan ve yargılayan, ahlakı korumayı amaç edinmiş, insanı ahlakın kabul ettiği meşruiyet çerçevesinde kalmaya zorlayan, kişiye has değer olan vicdan teşekkül eder. Vicdan, hatır, gönül, hoşgörü, iltimas, merhamet, dostluk gibi insana tesiri mümkün olgulara karşı her an uyanık, insanı izleyen, sorgulayıp yargılayan, insanın içine kurulmuş iç mahkemesidir. Bu sebeple insan kendini yargılamaktan kaçamaz, vicdanın kabul etmediği niyeti ve eylemi iradi olarak gerçekleştiremez
İslam’ın, Müslüman'dan güzel ahlak çerçevesinde yaşamasını, güzel ahlakın topluma yerleşmesini, topluca yaşanmasını ister, telkin eder. Hz. Peygamberin “Ben güzel ahlakı tamamlamak üzere gönderildim” hadisinden anlaşılması gereken İslam’ın güzel ahlak dini olduğu gibi, Müslüman'ında güzel ahlaklı olması gerektiği, imanın temelinin güzel ahlak ve imanla ahlakın birbirinden ayrılamayacağıdır. Müslüman, düşünce, tavır ve davranışında din, iman ve ahlakı bir bütün olarak yaşar.

Kur’an-ı Kerim’de ahlakın imani bir mesele olarak ele alındığını “Yüzlerinizi doğudan ve batıdan yana çevirmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaba ve peygamberlerine iman eden; ona olan sevgisine rağmen malı yakınlara, yetimlere, yoksullara, yol oğluna (yolda kalmışa) ve kölelere (özgürlükleri için) veren; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve ahitleştiklerinde ahitlerine vefa gösterenler ile zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenler (in tutum ve davranışıdır). İşte bunlar doğru olanlardır ve muttaki olanlar da bunlardır.” (Bakara, 177) ayeti ile açıkça ortaya konmuştur.

Kur’an’ın “Şüphesiz sen, büyük bir ahlak üzeresin.” (Kalem, 4) ayeti ile “Şüphesiz sizin en hayırlınız ahlak bakımından en güzel olanınızdır.” Hadisi ve Ayşe (r.a.) ın “O (Hz. Muhammed) ahlakını Kur’an’dan almıştır” sözü, İslam’ın emir ve nehiylerinin ahlakın kapsamında ele alındığını göstermektedir. İslam’ın bütün emir ve yasakları Müslüman'ı güzel ahlaka yönlendirmek üzerdir.

Biz Müslümanlar için örnek alınması gereken ahlak hiç şüphesiz Hz. Muhammed (s.a.s.)’in güzel ahlakıdır. İman ve güzel ahlak bütünlüğünün en ideal örneğini Allah resulünün şahsiyetinde, hayatında açıkça görebilmekteyiz. İslam’ın hızla yayılmasında Hz. Peygamber’in güzel ahlakıyla örnek olması, hiç şüphesiz birinci derecede etkili olmuş, insanları etkilemiş ve cezp etmiştir. Peygamberimiz örnek güzel ahlakının yanında hadisleriyle de bizleri kötülüklerden men ederek güzel ahlaka yönlendirmektedir.

Peygamberimizin şahsında topladığı vasıflar; emin, adil, şefkatli, merhamet sahibi, güler yüzlü, mütevazı ve alçak gönüllü, ince ve hassas ruhlu, sevgi dolu, nazik tabiatlı, affedici, cömert ve çalışkandı. Katı yürekli, kaba ve kırıcı değil yumuşak tabiatlı idi. Gönül almasını severdi. Son derece iffet ve hayâ sahibiydi. Asla yalan söylemez, dürüst ve verdiği sözü mutlaka zamanında yerine getirirdi. Emanete sadakat, yardımseverlik, sadaka vermek, infak etmek, onun en önemli vasıflarındandı. Hoşgörülü, yapıcı, temizliğe önem veren, sevgi ve merhamet dolu bir insandı. Haksızlıklara karşı yılmayan mücadeleci bir yapıya sahipti.

Güzel ahlak adına aranacak her şey onda en mükemmel şekilde mevcuttu. İmandan ayrı düşünemeyeceğimiz Onun bu üstün vasıf ve meziyetleri, bizi güzel ahlaka yönelten mükemmel bir örnektir. İslam’ın güzel ahlaka verdiği önemin ve iman ahlak ilişkisinin anlaşılması bakımından Peygamberimizin birkaç hadisini vermek tekrar olsa bile uygun olacaktır.

“Şüphesiz sizin en hayırlınız ahlak bakımından en güzel olanınızdır.” “Şüphesiz ben iyi ahlakı tamamlamak üzere gönderildim.” “Güzel ahlak; güler yüzlülük, cömertlik ve kimseyi üzmemektir.” “Müminin iman bakımından en mükemmeli, ahlakı en güzel olandır ve en hayırlınız, kadınlarına karşı hayırlı olanınızdır.” “Sizin hiçbiriniz kendiniz için arzu ettiğinizi, kardeşiniz içinde arzu etmedikçe iman etmiş olamaz.” “Müslüman, dilinden ve elinden Müslümanların emin olduğu kimsedir.” “Güzel ahlak güler yüz hayırlı işlerde el açıklığı, bir de kimseye eziyet etmemektir." “Komşusu açken tok yatan bizden değildir.” “İşçinin hakkını alnının teri kurumadan veriniz.”

Buraya kadar paylaşmaya çalıştığımız bilgilerden anlaşılacağı üzere İslam dini aynı zamanda ilahi bir ahlak düzenidir. Tek başına insanın ve dolayısıyla da toplumun huzur ve refahının manevi kalkınmasının güzel ahlak sistemi ile gerçekleşeceğinden şüphe yoktur.

Bugün toplumun içinde bulunduğu bunalımın temelinde ahlaki çöküşün olduğu muhakkaktır. Bizce derinliği domatesin kökünden daha sığ devletin stratejik mekanizmalarına yerleşmiş ahlaktan ari yapı çöküşün organizatörüdür. Bu yapının başta siyasi yelpazenin kanatları içinden ve toplum katmanlarından seçtiği kullanmaya, yönlendirmeye, yönetmeye müsait, kendisi gibi sığ, kirli, kişiliksiz, beynelmilel her yapıyla her an ittifaka açık ahlaken tefessüh etmiş müptezel tayfayı tercih etmesi çöküşün ana unsurudur.

Toplum bazında, camiye gidenin camiye gitmeyene hor bakışının, camiye gitmeyenin camiye gideni aşağılamasının, en tepedekinden en aşağıdakine kadar herkesin kendini vicdan murakabesinden geçirmeden kendinden başka herkesi yargılamasının temelinde ahlak bunalımı var.

Cemil Meriç “Çıkar konuşunca vicdan susar.” diyor. Tarlada ürettiği domatese gübre yerine hormon veren çiftçiden tutun, tartının kefesine ilave ağırlık yerleştiren pazarcıya, kıymanın içine envai çeşit hile katan kasabına, sanayicisine, tüccarına kadar çıkarı için yaptığı işe hile katmayan vicdanlı kaç kişi bulabilirsiniz? Hâkimin bile adaletten yakındığı, “vicdanla cüzdan arasına sıkışmış” bir anlayışın hakim olduğu yerde cüzdanın susturamayacağı kaç vicdan bulabilirsiniz? Ahlakın koruyucusu vicdanın sustuğu yerde hangi ahlaktan, hangi adaletten bahsedebilirsiniz?

Siyasette renkler kaybolmuş, ahlaksızlık hakim renk. Domates kökü derinliğindeki derinlerin kuklası beşi bir yerde ahlaksızlar kumpanyası turnede. Çocukların lisanı bozulacakmış kimin umurunda. Hakaret, küfür gani, irtifa çukur. Seciyenin olmadığı yerde seviye ne arar. Diğerine çukur diyen çukurdan da çukur.

Adalet mekanizmasının kişiye göre işlemesinin, devlet imkânlarının yandaşla paylaşımının, nüfuz ticaretinin, “ne istediler de vermedik anlayışının”, devletin en tepesinde oturup devlet imkânları ile o partinin markası olarak parti adı söylemeden o parti lehine propaganda yapmanın temelinde ahlak zafiyeti olmadığını kimse söyleyemez.

Devletin kurumlarının içinin boşaltılmasına seyirci kalanlarda, devletin kılcal damarlarına sızılırken sessiz kalanlarda, devletin güvenlik ve askeri kurumlarını çökerten “cesur” savcıları bulup destek verenlerde, menfaati icabı dün birbirinin sırtına binerken bugün birbirini arkadan vuranlarda acaba ahlakın zerresi var mıdır? Bunların önce bir köşeye çekilip ahlaklarını, sonrada varsa imanlarını sorgulamaları gerekir.

Fakat bu sorgulamayı yapacak birde vicdan gerekir. Toplumda da ahlak dışı olanı mahkûm edecek toplum vicdanı gerekir. Kişilerde ve topyekun toplumda vicdanlar susmuşsa arsızlık ve hırsızlık galebedir.

YORUM EKLE