99 Senedir…

 99 yıl önce bugünler Rus Osmanlı mülküne ordularını salıyor. 7 cephede savaş var. Doğu Karadeniz’de askeri birlik yok.Of ahalisi toplanıyor,karar alıyorlar. Of Müdafa-i Hukuk Cemiyeti kurulacak, eli silah tutan vatan savunmasına katılacak, geride kalan ahali muhacir çıkacak, sivil halk savaş düzeni alacak vs. Manevi komutan Hacı Ferşat Efendi ,askeri komutan sivilden yüzbaşı Cansızoğlu, Cemiyet başkanı Saraloğlu Ömer Ağa, büyük dedem Çakıroğlu Hasan Efendi, Nuhoğlu Behzat Ağa, Ali Ağa, Tellioğlu, Demircioğlu, Osmanoğlu, oğlu, oğlu, ağa, bey, efendi mevcut 30 ailenin tamamının katılımıyla , doldurma tüfek, tabanca ne bulunmuşsa toplanan 1500 kişiye ilaveten çevreden kopup gelebilen 1000 kişiyle toplamı 2500 silahlı sivil Of’tan Hopa'ya geçse de orada tutunamıyor, denizden de Rize’ye çıkarma yapan Rus birlikleri sebebiyle, bugün Rize-Trabzon sınırı sayılan Baltacı deresinde ilk tahkimatı kurabiliyorlar . Dere boyu Bayburt Kel Ali tepelerine kadar savunma hatlarında çok şiddetli , destansı bir direniş başlıyor. 18 gün dayanabiliyorlar. Yarısı şehit oluyor .16.000 mitralyözlerle saldıran Rus askerlerini gebertiyorlar , 2 defa Rus ordusuna bozgun veriyorlar. Biraz geri çekiliyorlar 22 gün de Sürmene hattını tutuyorlar.

Halkın bu kararlı duruşu daha sonraları bütün Osmanlı mülkündeki direnişin ,ruh diriliğinin misali oluyor ve 1916 ‘ dan 1923’e kadar süren savaşlarla Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti Devleti ‘nin kurulması ile yeni bir ufka yelken açıyoruz. Bölge insanının nüfusunun savaşların ve muhacirliğin şiddeti ile üçte biri şehit oluyor.
Bütün şehitlerimizin makamları yücelsin ve dirilikleri ile şehitlik örtülerini üzerimizden kaldırmasınlar, kaldıracakları bir şeyi yapmamıza perde olup , yasak koysunlar, bizde onlarla birlikte olabilelim.

Anadolu’da ilk kurulan müdafa-i hukuk cemiyetinin kuruluş aylarındayız .55 yıl sonra 2 nesil geçmiş .Geleneksel kültürden istifademiz var . Fakat habersizim 55 yıl önceki yaşanmışlıklardan. Kabataş Erkek Lisesinde yatılı okuyorum .15-16 yaşındayım. Etüd abimiz, marksizmi iyi bilen biri. Bir matematik sorusunun ardından gelenleri tahmin edersiniz. Bir çok marksist eser okuyor, marksizmi tartışıyoruz uzun etüdlerde.

Ve karar veriyorum .Marksizim bizi anlatmıyor, dertlerimize deva değil , hatta muhakkak mücadele edilmesi gereken bir belâ . Arkadaşlarımla da paylaşıyorum. Her geçen gün paydaşlarım artıyor. Müşterek hareket etme kararları alıyoruz. Biri diyor ki bunlarla en iyi mücadeleyi komandolar yapıyor .Eğitim yapmak için komando kampına gitmeye karar veriyoruz. Bilmiyoruz ki 12 mart muhtırasından sonra komando kampları da kapanmış.

Bütün sınıflarda teşkilat kuruyoruz kendimizce. 60 kişi oluyoruz. Sınıf arkadaşlarımızdan biri Tosya’lı. Bir hemşerisi gelmiş etüd abisi. İstanbul Teknik'te okumaya başlamış . Bizden aslında 3 yaş büyük. Adı Yaşar Özcivlez…

(Yaşar Özcivlez 4 yıl sonra, 5 Kasım 1975 de 22 yaşında İstanbul Teknik Üniversitesinde sınıfında komünist militanlarca şehit olacaktı. Vurulduğunda cebinden hiç para çıkmayan ağabeyimin karnı da hiç doymamıştı. Binlerce ülkücünün yetişmesine vesile olmakla görevini yapmış, şehitliği çoktan hak etmiştir.

Şehirli iddiasındaki jakoben sol ,radikalleşerek, güdümlü olduğundan tertemiz Anadolu genç duruşunu fark edememiş, onlar için savaşıyorum dediği insanları hedef tutmuş, tetik düşürmüştür.

Örgütlerin karar noktasında kimler vardı ki ,devamlı yanlış hedef tutuyorlardı. ”MHP kapatılsın , faşist Türkeş tutuklansın” diyorlardı meselâ . Halbuki 1986 da Rus görüşünü anlatan resmi yayın organı Pravda’ın alt grubu Genç Komünistlerde 6 sayfalık bir metin yayınlanıyordu.”Türkeş faşist değil, antikomünist bir vatanseverdir” diye.)

Hoş geldine gidiyoruz Yaşar Özcivle’nin yanına.Yaşar abi bizi “Komando Bekir” diye Gemi inşaatta okuyan Adana’lı Bekir Dirkmen ile tanıştırıyor.İhtilalci tokası yapıyor bize, birde kafaları tokuşturuyoruz. Elmacık kemiklerim kırıldı zannediyorum.

Komandoluğunu duyunca, hemen dökülüyorum. Bizimde teşkilat kurduğumuzu ve komando kampına gitmeye karar verdiğimizi falan anlatıyorum heyecanla. Bekir abi çok az konuşan, kararlı duruşundaki ağırlığı ile bizi çok etkiliyor, şevkimizi de kırmıyor. Komando kampına gitme kararımıza da itiraz etmiyor. ”Şimdi okul zamanı. Önce fikri eğitim yapmalıyız" diyor .Ve 2 gün sonra 3 sayfalık seminer konuşmasını ihtiva eden bir metin getiriyor. Üzerinde bir damga ; M.H.P İstanbul İl Gençlik Kolları yazıyor damgada . Hemen itiraz ediyor ve seminer programını masasına bırakıyorum. ”Biz parti için çalışmayız da , öğrenmeyiz de” diyorum. Sabırla düzeltiyor. Parti çalışması olmadığını ,komando kamplarının bu mevsimde fikri çalışmalarının da buralarda yürütülüğünü, başında da komando kampları da teşkilatlandıran Albay’ın olduğunu söylüyor.

Neticede, biz her hafta sonu cumartesi okul çıkışında Ortaköy’den Aksaray’a seminer çalışmasına gidiyoruz 40 kişi. Gençlik Kolları Başkanı Metin Öney hukuk öğrencisi ,sözlüsü Mesude abla ile birlikte hem seminer dinliyor hem de sorular soruyoruz. Bazı konular için de kitap okumaya başlıyoruz. 8.hafta “Neden başka okuldan kimse gelmiyor “ diye soruyoruz. Bilmiyoruz ki başka hiçbir okulda bizim gibi hazır teşkilat yok. 9.hafta Şişli meslekten Halit Ocak’la karşılaşıyoruz sadece.

Metin başkan 10.hafta bizi Beşiktaş ilçeye gönderiyor.Hem okulumuza yakın hem de daha çok kişiyle tanışacağız . Anladığınız gibi o yıl sonu gelecek yıl için lise teşkilatlarının kurulması , bütün İstanbul’daki liselerde ülkücü hareketin organize edilmesi kararını alıyoruz. Kavlen kurulan İstanbul Büyük Ülkü derneğimizin başkanı Bekir Dikmen , evrak işlerinin yürütülmesi için Halit Ocak ve tabii olarak ben görev paylaşımını yapıp işimize başlamış oluyoruz.

Mukaddes inkilâbımızı yapacak. millî devleti kuracak, mazlum milletimizin her hakkının muhafazası ve şartlarının düzeltilmesi için ne gerekirse ölüm bahasına yerine getireceğiz. İstanbul’da 71 sonrası teşkilat bünyesinde yetişen ilk genç kadro oluyor, 80 kadar da teşkilat içinde her aktivitenin içinde ve yaşadığımız maalesef iç kırılmada yerimizi alıyoruz. Karşılığını Allah’tan bekleyen serdengeçtiler toğluluğu her duruşuyla büyüyerek umumileşecek , 80 ihtilali olmasa kesin iktidarı ele alacak büyüklüğe ulaşıyoruz.

1980 ihtilali , Milliyetçi Hareketin kesin olan iktidarını engellemek sonucunu getirmiştir. 15 yaşlarında yüreklerimize yerleşen binlerce hayâl, 10 yıl sonunda binlerce şehit 350.000 tutuklu ile 12 eylül 1980 ihtilalince engelleniyor, milli devleti kurma projelerimiz öteleniyordu.

Bir an için hiçbir işimizi doğru dürüst gerçekleştiremediğimizi var saysak bile, sadece ülkücülük diye bir kavramı ortaya atmakla, Başbuğ Alparslan Türkeş , Sovyet yayılma siyasetini engelendiği gibi , Almanın , İngiliz ve Fransızın , İtalyanın kısaca haçlının oyununu bozmuş, kalkınmamız için yeterli sermaye birikiminin sağlanması için zaman kazanmış , toptan kalitemizi arttırmış, memleket millet meselelerinin yoğun ve verimli sahiplenilmesine sebep olacak mili kadroların yetiştirilmesine ve duyarlılık oluşturulmasına sebep olmuştur.

1985’e geldiğimizde solla olan kavgamız bitmiş yeni ufuklara yelken açıyorduk. 20 yıllık kavga Başbuğ Türkeş’i tasdik ediyor. 6 Cumhuriyet ve 16 federe devlet Türk Birliği liderliğine Türkeş’i lâyık görüyor, Moskof un , haçlının ve Amerikan’ın oyununu bozuyordu.

Temelde üzerinde durmak istediğim bir sıkıntıyı paylaşmak istiyorum. 80 öncesinde de teşkilat yapımız türlü operasyonlarla dağıtılmaya , parçalanmaya, odalara hapis edilmeye çalışılmıştır. Hele 78 sonrası derin devletin vasat aklı tarafından yok edilmeye tabi tutulmuştur.

Lâkin hiçbir zaman içine kapanmamış olanca şiddeti ile umumileşmeye , haklılıklarını her zeminde dile getirmeye fütuhata yönelmiş , bunların yolunu çaresini aramış, daima birleştirici, bütünleştirici, rol oynamıştır. Evet öldük, evet hapishaneleri doldurduk , evet ailelerimizden ayrı yaşadık, evet kimseden teşekkür bile ummadan aç kaldık, işimizden mesleğimizden olduk. Ama milletimizin kaderini terk etmedik. Halâ da ölmeye devam ediyoruz.

Fırat Yılmaz Çakıroğlu tıpkı dedeleri gibi Moskoflar tarafından şehit edildi 99 yıl sonra … Yine bir yoldaşım ,gönüldaşım bayrağı kaptı elimizden,daha ileri taşıdı. Bu şahadet son da olmayacak . Vatan savunmasında kanla toprağımızı sulamaya devam edeceğiz.

Zamane kendine gelsin …Nedir bu; kendinizi odanıza hapis etmiş , salonlara kilitlemiş, bilgisayar , ekran başında poza girip sanal ortamlarda külhan, hayatın gerçeklerinden uzaklaştıran duyguları besleyen , ben merkezliliği iltimas eden (organizasyonlarınız) teşkilatlarınız…

Kimi aday sayarsanız sayın. Derdimiz şahsi dertler değil, duygularımızı ifade eden teşkilatlarımızın umumileşmesi değil mi?

Böyle gelmiş, böyle gider demeyin. Sizinde mühletiniz tamamlanır, sonlanır birgün…

Baki selamlar

YORUM EKLE