8 Nisan Sonrası !…

 Ülkücüler, MHP ile ilgili kamuoyu, AKP’nin yakın siyasi çevresi, Başbakan, Cumhurbaşkanı ve Bahçeli'yi yedirmeyiz diye vatanı ve milleti ülkücülerden çok seven (!) Mehmet Metiner merakla mahkemenin olağanüstü kongre ile ilgili 8 Nisan'daki kararını bekliyor.

Olağanüstü kongre kararının çıkmamasını ve Bahçeli'nin koltuğunda kalmasını isteyenler:

-Sayın Bahçeli ve yakın mesai arkadaşları.

-Saray.

-AKP örgütleri ve AKP’li seçmen.

-AKP ve Saray taraftarı medya.

-Vatan Partisi.

Olağanüstü kongrenin yapılmasını ve değişimin yolunun açılmasını isteyen ve bekleyenler:

-İmza veren ve onlarla beraber gönül birliği içinde olan ülkücüler.

-MHP seçmeninin yüzde doksanı.

-AKP’den memnun olmayan sağ ve sol siyasi çevreler.

-Fethullah Gülen ve AKP’nin canını yaktığı cemaat mensupları ve taraftarları.

-Bugüne kadar sağ, muhafazakâr partilerde siyaset yapan fakat son dönemde siyaset dışında partisiz kalan çevreler.

-CHP’de etnik ve mezhep çizgisi dışında kalan ulusalcı AKP karşıtları.

-AKP ve Saray karşıtı medya.

MHP olağanüstü kongre kararını heyecanla bekleyen tarafların kendi içlerinde “beş benzemez” olmalarının sebebi bize çok açık bir gerçeği ifade ediyor:

“Türkiye'de siyasi tabloyu ve önümüzdeki siyasi gelişmeleri etkileyecek tek ve en önemli en yakın siyasi olay MHP’de bir değişikliğin olması ya da olmamasına bağlıdır.”

MHP’de bir yönetim değişikliğinin olması hâlinde AKP ve Sarayın yeni dönem siyasetini başkanlık sistemi çerçevesinde değiştirme planları akamete uğrayacaktır.

Olağanüstü kongrenin önü kapatıldığı taktirde ya da mahkeme ne karar verirse versin Genel Merkezce yok hükmünde görüleceği açıklaması gerçekleşirse bu durumda da Sayın Bahçeli'nin Başbakanlık ve Sarayın örtülü çekişmesinde kuracağı dengenin bitmesi sonucunda tarafı netleşince ya yeni anayasa çalışmalarının önü açılacak Türkiye başkanlık sistemine doğru yelken açacak ya da başkanlık rüyası Erdoğan açısından bitecektir.

MHP dışındaki çevrelerin kendi siyasi ve çıkar hesaplarına göre mahkeme kararına bağlı tarafgirlikleri kesinlikle ülkücülerin kafasını karıştırmamalı ve ülkücüler kendi partilerinin ve Türk milletinin geleceği hususunda olması gereken tavır ve duruşlarından asla taviz vermemelidirler.

Mahkeme sonucunu bekleyen ve karşıt taraflarda yer alan ve de kendi siyasi gelecek ve menfaatlerine göre mevzilenen, ülkücü olmayan odakların varlığı ve çatışması kesinlikle ülkücülerin birbirlerini suçlanmalarına sebep olmamalıdır.

Çünkü MHP’deki yönetim değişikliğinin olup olmamasının doğuracağı sonuçların Türkiye'nin siyasi geleceğindeki tek, yani alternatifsiz fırsat olduğu gerçeği açık olarak gözükmektedir.

Dolayısıyla her iki tarafın ve dost düşman herkesin gözünü kulağını MHP’nin üzerine dikmesi tabii olup normal bir durumdur.

Kısaca MHP’nin geleceği aslında Türkiye'nin geleceğine gebedir.

Aslında, mahkemenin 8 Nisan’da merakla beklenen kararı bugünden meçhul olmasına rağmen bir değişimin yolunu açıp açmayacağı açısından sonucu bellidir.

AKP, Saray ile MHP yönetiminin açık iş birliği MHP’de lider değişikliğine sebep olacak bir olağanüstü kongrenin önünü kesinlikle açmayacaktır.


Ülkücüler için mahkemenin vereceği kararın dolaylı sonucu çok daha önemlidir.

O sonuçta şudur:

Bu durum karşısında ülkücülerin birliğinin ve gücünün sınanacağı kritik dönem, olağanüstü kongre kararının kısa zamanda gerçekleşmemesinin ortaya çıkmasından sonra başlayacaktır.

Yukarıda yazımın girişinde belirttiğim kendi siyasi hesap ve geleceklerini ülkücüler ve MHP üzerinden gerçekleştirme sevdasında olan odak ve çevrelere kesinlikle hiç bir MHP’li prim ve fırsat vermemelidir.

“MHP’siz bir Türkiye ve partisiz ülkücülük” planlarının gerçekleşmesinin asla mümkün olmayacağını olamayacağını neyle karşılaşırsak karşılaşalım, haksızlığa ne kadar uğrarsak uğrayalım ancak kesinlikle bozmayacağımız birliğimizle gösterebiliriz.
Benden ve bizden başkası MHP’yi yönetemez iddiası ile, koltuklarını korumak için iktidarla çıkar ilişkisine giren Genel Merkezin “Biz olmazsak MHP’de bizden sonra tufan olsa fark etmez.“ tavrı ile; eğer olağan üstü kongreyi yaptırmayı başaramaz isek bu MHP’ ile artık işimiz olmaz tavrı, sonuç olarak “MHP'siz Türkiye ve partisiz ülkücülük” hesabı yapanların planlarına hizmet eder.
Ülkücüler bu tuzağa düşmeyecektir inşallah!

İmza yoluyla olağanüstüsü kongre toplamanın mümkün olamayacağı ve Genel Merkeze olan tepkinin imzaların psikolojik eşiği aşan miktarının gücünü mahkemeye götürerek haklı ve mağdur zeminin ülkücü kamuoyunda kaybedilmemesi gerektiği hususuna bundan önceki yazılarımızda değinmiştik.

Artık 8 Nisan’dan sonra olağanüstü mahkemenin zamana yayılarak sulandırılacağı ve normal kongre süreci ile neredeyse aynı zamanlara kadar uzayacağı ortaya çıktıktan sonra, imza toplanmasına öncülük eden Genel Başkan adayı arkadaşların ortak bir deklarasyon yayımlamaları gerekecektir.

“Tüzük gereği ülkücü hareketin 1 Kasım sonrası değişim arzusu istikametinde haklı ve hukuki demokratik haklarının kullanılması için ellerinden gelen çabayı göstermelerine ve öncülük etmelerine rağmen mümkün olamadığının anlaşıldığını belirterek Genel Merkezin gönüllü gönülsüz yapmak mecburiyetinde kalacağı kongreye kadar birlik ve beraberliğin bozulmaması hususunda hiçbir fitneye ve karışıklığa müsaade edilmeyeceğini, fırsat verilmeyeceğini açıklamaları çok şık ve ülkücüye yakışan onurlu bir davranış olacaktır.

Böyle bir deklarasyon ile MHP üzerinden kendi siyasi çıkar ve gelecek hesaplarını yapan, hayatları boyunca bırakın ülkücülerle birlik olmayı tam aksine onlara karşı tavır ve nefretin sahibi olan kurnaz tilki postundaki odaklara ve çevrelere de anladıkları dilden bir bozkurt tokadı atılmış olacaktır.

Biz ülkücüler birliğimizi bozmadan, bizim dışımızda odaklarca yapılan menfaatperest ya da ihanet hesaplarına alet ya da kaldıraç olmadan kendi iç hesaplarımızı bir gün muhakkak göreceğimize inanarak millete ümit ve millet düşmanlarına korku veren gücümüzü kesinlikle zaafa uğratmamalıyız.

Bir gün değişimi müjdeleyecek kongre tarihi muhakkak gelecek ve ülkücü irade gereğini yapacaktır.

Yolun uzun zor ve pusularla dolu olması bizi yeise düşürmemeli.

Çünkü hepimiz gayet iyi biliyoruz ki biz bu ülkü yolunda yürümeye sevdalıyız ve o yol ne kadar uzun ve de çileli olursa olsun biz bu yolda yürümeyi seviyoruz.

Kırk beş yıldır olduğu gibi.

YORUM EKLE