8 Haziran Sonrası ve Ülkücüler


Tansiyonu ve heyecanı yüksek olmayan bir seçim döneminin son haftasındayız. İktidar adayı ya da iktidar ortağı olma ihtimali olan üç partinin de seçim bildirgelerini satır satır sabırla okuduğumuzda Türkiye'nin geleceğinin cennetten farkı yok. Lider ülke olarak adil, zengin, mutlu ve huzurlu bir gelecek bizi bekliyor. Hangisi veya birkaçı bir arada iktidar olursa olsun fark etmez. Hepsi lâfzında mükemmel seçim bildirgelerini güzel metinler halinde kaleme almayı ve milletin takdirine sunmayı başarmışlar.

Bu açıdan sekretaryalarını kutlamak gerekir. Bu kadar güzel ve iyi niyetli programları kaleme alan partilerin seçim sonrası birbirlerini karalamadan ve birbirlerinin boğazına sarılmadan Türkiye için bir araya gelmelerini ve seçim bildirgelerinde millete verdikleri sözleri yerine getirmelerini beklemek bu milletin hakkıdır artık.

Ama bunun mümkün olmayacağını hepimiz biliyoruz. Çünkü herkes biliyor ki seçim bildirgelerinde kim ne yazarsa yazsın, esas olan karşılıklı suçlamalar ve düşmanlıkların ifadesi olan konuşmaların, iddiaların milyonlarca kulak tarafından duyulması gerçeğidir. Ve bu gerçek, okunmayan yazılı vaatlerden daha gerçek ve canlıdır.

Her üç partinin de iyi niyetle ve seçim gereği kaleme aldıkları bu bildirgeleri kendi adaylarının ve partililerinin kaçının okuduğuna inanırsınız bilemem ama ben satır satır okudum. Zaten partilerde kendi aday ve üyelerince satır satır okunup sindirileceğine inanmadıkları bu bildirgelerinin halk tarafından da okunup ona göre rey kullanmayacaklarını çok iyi bildikleri için, propagandalarını yazmadıkları fakat medyanın, halkın zihnine yerleştirdikleri gündemi esas alarak yaptılar.

Okuduğum seçim bildirgelerinin ortak bir paydası var:

“yeni bir medeniyet tasavvurunun hiçbirinde olmayışı.”

MHP’nin bildirgesinde tarihinin izlerinden kalan “yeni bir medeniyet”in lâfzı var. Fakat bu hedefin işaretini veren “lâfzın” içini dolduran inanç ve pratiğe yönelik en ufak bir teklif ve yeni bir müessesenin adı bile yok.

AKP, CHP ve MHP biri iktidar diğerleri iktidar adayı...

Seçim bildirgelerindeki her teklifin ve vadedilenin hedefinde “Homo sapiens “ var. Fakat “Adem’in çocukları “yok.

“Homo sapiens” Batı'nın sahte uygarlığının kavramlarının, yalanlarının en önemli temel başlıklarından birisidir. Nasıl evrimleştiği bilinmeyen 160 bin yıl öncesinin güya ilk modern insanı (!)

“Adem”siz bir medeniyetin savunucusu ve takipçisi konumunda seçim bildirgeleri...

“ Ben sana daha fazla dünyalık vereceğim” bana reyini ver sözleri ...

Müslümanlık mihverli 12 yıllık AKP iktidarının “ Ademoğlunu” yok etmek üzere; kıyamete kadar Allah’tan ruhsatlı ve izinli “iblis”in kurduğu Batı medeniyetinin nasıl takipçisi olduğunu dahi millete anlatmaktan aciz bir muhalefet aynı kayığın yolcusu durumunda.

...............

-- “ O sahte hırsız ve riyakâr Müslüman”...

-- “Ben gerçeği ve hakikisiyim, dürüstüm sana daha fazla refah ve adalet daha fazla yol, altyapı ve sağlık hizmeti ile gelecek vadediyorum!”

-- “Nasıl? Sorusunun cevabını sorma!”

-- “Bana güven gerisini merak etme! ”

............

“ Bir medeniyet teklifinin” izlerini yeniden aradım vaatler yarışı seçim bildirgelerinde.

Yok, bulamadım.

Hedef, Batı'nın propagandası ile tartışılması dahi düşündürülmeyen ve doğruluğuna Allah’ın indirdiklerinden ve de Peygamberin söz ve nasihatlarından daha çok inanılan “Homo sapiens”in sahip olduğu her hak ve dünyalığı verme yarış ve iddiası...

“Asım’ın Nesli“ derken Rahmetli Akif ne büyük bir mefkûreyi, ülküyü işaret etmiş meğerse.

“ İslam’ın ya Rab, son ordusu” derken ne büyük hakikat üzerinden yalvarmış yaradanına.

Nasıl da iki cümlede özetlemiş “hak” ile “batıl” arasındaki medeniyet kavgasının öncüsünün son nefer, son nefes Türk milletinin olduğunu. Bu konu derin, bu konu yakıcı.

8 Haziran'dan sonra “ ülkücü hareketin” en büyük sorumluluğu, önce milletine sonra dindaşlarına sonra da “Adem'in nesli” insanlığa hatırlatacağı ve asrın bilgi donanımı ile sunacağı yeni medeniyetin kodlarını meşveret etmek olacaktır inşallah.

Merkezinde “Adem'in nesli olan “ bir medeniyet...

“And olsun ki insanoğlu zarardadır” Asr Suresi'ndeki ayetin sırrını “Ademoğluna” dönüşte bulan bir medeniyet ...

Dün ülkücü hareket, Batı dünyasının sahte paranın iki yüzü materyalist ve pozitivist devamında determinist ve nihilist sonunda da anarşist ideolojilerine karşı “fıtri” bir hakikat medeniyetinin muhteşem haykırışının ve şanlı direnişinin adı idi.

Yarında böyle olacak.

Bugünkü şaşkınlık ve günlük siyaset batağında “ Batı kayığındaki”, “ kayıkçı kavgası” rolü bitecek.

Gelin olması gereken “medeniyet kavgasına” ait pratikten birkaç kısa örneğe bakalım.


SAĞLIK


Daha fazla sağlık hizmeti vaadi hepsinde var. Fakat “Adem'in neslini hedef alan asrın kronik ve salgın hastalıklarının sebebi ve çözümüne yönelik tek bir tespit ve cesur teklif yok. Her partinin “ Gıda güvenliğini sağlayacağız” cümlesi sadece etkin(!) kontrol iddiası ile sınırlı. Adem'in neslini kısırlaştırmak dahil, kanser dahil ve immün sistemini bozarak, süründürerek sağlık sektörünün ve ilaç sanayinin sömürüsüne sunan tuzağa karşı cesur tek bir cümleyi hiçbirinin seçim bildirgesinde bulmak mümkün değil.

Her gün milyonlarca insanın yediği içtiği gıdaların içine konan koruyucu, renklendirici, tatlandırıcı, lezzet artırıcı ve kıvam artırıcı; “Adem'in“ genetik yapısını ve fıtratını bozan kimyasalları YASAKLAYACAĞIZ diyeni duyan var mı?

“Ademoğlunun binlerce yıllık “doğal tıbbını”, “alternatif tıp” diye çoğu zaman karalayan küresel çetenin tıp ve ilaç sektörünün canavarlarının önüne kronik rahatsızlıkları iyileştiremeyen tıp yerine gerçek “hekimliğin” yolunu açmak ve sağlıktaki sömürüyü sonlandırmak üzere söz veren var mı?

77 milyon nüfusa karşılık yılda kullanılan anti depresan ilaç kutusu sayısı 75 milyon. Diyabet 10’lu yaşlardaki çocuklara kadar inmiş. 20-25 yıl önce spastik çocuk görmeden ihtisas tamamlanan günlerden bugün beyinsel özürlü 1 milyon çocuğun rehabilitasyon hizmeti beklediği günlere gelmişiz. 20-25 yıl öncesine kadar beş büyük ilde birer tane olan “diyaliz“ servisleri bugün binlercesi ile kasabalara kadar yayılmış durumda. Ücra köşelere “diyaliz hizmeti” götürdük diyerek övünelim mi yoksa “ne oldu bu milletin böbreklerine“ diyerek dövünelim mi?

Adem'in nesli tüm dünyada kronik sürünen hastalar ordusuna dönüştürülüyor. Çözüm dev şehir hastaneleri kurmakla, memleketi MR, ultrason cihazlarının önce pazarı sonra çöplüğü haline getirmekle mümkün mü acaba? Önce hastalandırıp sonra tedavi ediyoruz diye sömüren küresel sağlık çetesine karşı iktidar ne yapıyor, muhalefet ne söylüyor? Duyan bilen var mı?

ADALET

Yansız, tarafsız adalet hizmeti sözünü hepsi veriyor.

AKP ayrıca adalet mekanizmalarını ele geçiren dün kol kola olduğu “cemaat çetesinden” temizleme sözünü bile (!) veriyor.

Hiçbirisi Montesquieu’nin “Kanunların Ruhu”ndan rahatsız değil.

Din, İslam, milliyetçilik diyerek büyük laf söylemek kolay. Zor olan dünyayı cehenneme çeviren, hukuksuzluğu ve adaletsizliği müesseseleştiren “ Kanunların ruhun”nun dayandığı “Homo Sapiens “ merkezli medeniyete karşı “Ademoğlu” merkezli “hanif milletin” medeniyetini savunmak ve müesseseleştirmektir.

Öyle sorgulamadan doğruluğuna iman ettiğimiz şeyler var ki mevcut adalet sistemimizde. Avukatlık ve savcılık mesleklerini hiç sorguladık mı? Avukat ne derse desin, savcı ne isterse istesin hakim bildiğini okumuyor mu? Sadece usul gereğince boşluk doldurup bazen de hatırlatma yapmanın ötesinde ne görevi yapıyorlar?

Batı'nın filmlerinde bize yutturulan hukuk bilgisi, hitabeti ve kovuşturma izni ile delil toplayan ve mahkemede saygı ve ilgi ile sözü kesilmeden hakim tarafından değer verilip dinlenen ve mahkeme kazanan kaç avukat tanıyorsunuz? Siz hiç hukuk ve ilgili ceza maddesi ile olması gereken cezayı isteyen ve bu istediği cezanın da mahkeme tarafından aynısı verilen bir iddianame sahibi savcı gördünüz mü?

Adaleti geciktiren ve paralı hale getiren ve güçlüye hizmet eden bu sistemi bir yeni medeniyet perspektifinde masaya yatırma cesaretini gösteren hangi siyasi parti var ?

Mevcut avukat ve savcıların hakim olmaları halinde hakim açığı kapanıp çoğalan mahkemeler sayesinde adaletin hızı arttırılamaz mı acaba?

Hukuk adamları nasıl eğitiliyor yetiştiriliyor hakkıyla bilenimiz sorgulayanımız var mı?

İslami kisveli iktidarın ceberut ve zulüm dolu “ icra yoluyla alacak tahsili “ uygulamalarından hiç şikayet ettiğini ve “ Batı'nın zalim “feodalite hukukunun” bütün izlerini taşıyan “ İcra ve İflas Kanunu’nu” değiştirmek isteyerek “Devlet eliyle ve gücü ile mafya usulü tahsilat”tan vazgeçilmesi gerektiğine dair bir çalışmasını duydunuz mu? Ya da iktidar alternatifi muhalefetin bu zulme dur denmesi gerektiğinin şikâyetini ya da sözünü duyan var mı?

Borcunu ödeyemeyenin kapısına alacaklının avukatı, devletin icra dairesi, devletin polisi ile dayanıyor.

- Borcunu gününde ödememişsin. Şimdi borcunu faizi ile alacaklıya öde.

Devletin icra memurunu ve polisini buraya getirdiğim için bana da ceza olarak şu kadar icra harcını öde. Mahkeme için de şu kadar harç öde. En son şu alacaklının avukatı arkadaşa da şu kadar öde.Yoksa evini barkını dükkânını dağıtır şu bekleyen kamyonlara yükletiriz. Hâlâ ödemez isen o zaman doğru cezaevi...

Adam normal borcunu ödeyememiş bakar mısınız borcun üstüne bindirilen haraçlara, zulme.

Hiç sorgulanmayan ve doğal süreç budur diye teslim olduğumuz bu “Batı’nın, insanı değil malı ve parayı koruma feodal hukuk normunun” putunu kıracağım diyen bir siyasetçi tanıyanınız var mı?

Hepsi, Batı medeniyetinin sistemleştirip müesseseleştirdiği yargı ve adalet denklemini sorgulamadan aynı tas aynı hamamda en iyi tellak biz oluruz iddiası ile milletin önüne çıkıyorlar.

Tarımdan, ticarete, sanayiye ve eğitime uzun kutlu bir yeni medeniyet yürüyüşü...

Bir köşe yazısına sığması zor bir konu. Fakat bir zerrede olsa dokunmak lazım. 250 yıllık Batı medeniyeti sosyal, siyasal, fiziksel anlamda çürüyüp koktu. Teklif ettiği sosyal ve siyasal sistemler çatırdıyor. Yaşam standardı ve kalitesi diye ortaya attığı her uygulama dünyayı ve insanı kirletti.

Kutsadığı ve “çağdaş (!)” iddiası ile , “evrensel” patentli ilan ettiği her kurum ve standart yaratılan canlı, cansız tüm varlığın “fıtratını” bozdu.

Karalardan, denizlere ve göklere kadar kirlettiği dünyada sömürüsünden ve zulmünden Tom da Hans da Robert de; Ali’den, Mehmet'ten farksız olarak payına düşeni aldı.

“Fıtrata” düşman “Homo sapiens“ medeniyetine karşı, Ademoğlu için “fıtrat” medeniyetini kim kuracak?

“Maya” ve İbrahim milletinin kodları hangi coğrafyada?

Tarihi görev hangi milletin omuzlarında?

O millette “ Asım’ın neslini” yakın tarihte kim temsil etti?

Yeni bir medeniyetin kavgasının sahibi değilsen “millet“ seni diğerlerinden niçin farklı görsün?

Ülkücülerin “Homo sapiens“ patentli , “ kayıkçı kavgası seçim”gündemlerinden bir çıksın hele...


Hakkı Şafak SES

YORUM EKLE