5. Parti ve MHP

Demokrasilerde seçimler yeni ümitlerin ve heyecanların en önemli unsurudur.
Fakat maalesef 7 Haziran’dan 5 ay sonra yeniden sandığa gidecek olan Türkiye seçmeni heyecansız, ümitsiz, bezgin ve yorgun. Halk 18 ay içerinde 4. seçimle sandıkla buluşacak.

İktidar partisi AKP, şaibeli, yaralı, yorgun ve de Cumhurbaşkanının vesayeti altında ezik.
Ayrıca iktidara gelişinde ve uzun süre iktidar oluşunda önemli yer tutan, geçmiş yılların vesayet politikalarının biriktirdiği propaganda araçlarının tümünü de tüketti. İstismara açık
“millet-devlet” çatışmasının sonucunda ortaya çıkan bu geçmişte yaşanan “ inanç ve sosyal yaşam”a dayalı beklenti ve fırsatların sömürüsünde artık adım atacak tek bir yer kalmadı.
Ekonomik vaatler ise artık muhalefet öncelikli ve onları takip eden sürece girdi.
Fakat buna rağmen anketler AKP’yi birinci parti ve tek başına iktidara en yakın parti olarak gösteriyor ve yaygın kanaatte bu yönde.
AKP kurmayları bile özel toplantılarda gerçek oylarının %20-25 olduğunu ve geri kalan oyların mecburen ve isteksiz verildiğini açıkça ifade ediyorlar. Bu oyların kaynağını da iktidar ümidi vermeyen muhalefet sayesinde aldıklarını da söylemekten çekinmiyorlar.

Dünyada demokrasi ile yönetilen ülkelerin tarihinde, 12 yıl iktidarda kaldıktan sonra hakkın da söylentilerin ötesinde halkının %70’inin yolsuzluk yaptığına kesin inanmasına ve terör tehdidine karşı uyguladığı yanlış politikalar ile ülkedeki vatandaşlarının %90’ının can güvenliği endişesi duymasına sebep olmasına rağmen hâlâ tek başına iktidar adayı olarak önde olmasının bir örneğini daha göremeyiz, gösteremeyiz.

AKP kalkıp “Kabahat bende mi arkadaş her şey ortada. Mızrağım çuvala uymuyor. Minareyi kılıfsız çaldım ama buna rağmen bana bir şey söylemeye hakkınız yok. Millet burada muhalefet de ortada. Ne söyleyecekseniz ona söyleyin.” dese haksız mı?

Peki, karşı karşıya olduğumuz bu siyasi tablonun sorumlusu kim?

Her seçimde “hükümetleri ve siyasileri “ hesaba çekiyoruz fakat milletin hesabından kaçan iki şey var: Devlet ve sistem.

“Sivil siyasi” siyaset hâlâ özgür değil ve “devlet misyonlu“ siyasi müdahalelere açık.
Atlantik-Avrasya blokları arasında savrulan “yaralı ve şaibeli iktidar”, “devletimizin âli menfaatlarını” düşünen “vasat akıllı devlet bürokrasimizin, yine vasat akıllı derinleri” tarafından payandalanarak ayakta tutulmaya çalışılıyor.

5. Partinin hikâyesi bu.
AKP ve destekçilerinin B planı.
A planı AKP’nin tek başına iktidara getirilmesi.
AKP tek başına iktidara gelemezse eksiğinin MHP’den tamamlanması.

B planında Bahçeli yönetimindeki MHP’nin birinci misyonu olan AKP’yi sağ seçmen alanında tek bırakmak ve ülkücülerin birliğini sağlamamak yoluyla MHP’yi iktidar olmaktan uzak tutmak yeterli olamayacağı için MHP’yi bölerek bölünen bir parçayı yeterli miktarda vekille AKP iktidarına yamamak.
Kalan parça ile de böyle bir siyasi mağlubiyet ve yarılmaya rağmen birinci misyonun devamı için MHP’de Bahçeli ile yola devam etmek.

A planında ise AKP’nin tek başına iktidara geldiği takdirde iç ve dış şiddetli muhalefet karşısında 12 yıllık tam muktedir olma konumundaki iktidar konforunu kaybedeceği bugünden belli olduğu için “Tuğrul” çizgisinde yönetimin başa geçmesi ve dost bir MHP için düğmeye basılması da ihtimallerden birisi.

5. Partiyi dile ilk getiren Sayın Bahçeli oldu. Sonra Davutoğlu ve Arınç açıklamaları ile 5. Parti olarak MHP’deki muhtemel bölünmeyi işaret etti.
Tuğrul’da Bahçeli'ye hitaben “Suyu bulandırma, ava giden avlanır.” dedi.
Tuğrul’un ağzından Ankara'da siyasi kulislere yayılan bazı söylentiler ise şöyle: Seçilmesi kesin sıralardaki MHP’li milletvekili arkadaşları ile temasının devam ettiği ve sayılarının 12 civarında olduğu hususudur.

Öyle bir seçime gidiyoruz ki ülkenin yönetimini ümit ve güvenle teslim edeceğimiz bir iktidarın olmamasının endişesi seçmene hakim durumda ve düğümü çözecek parti olarak MHP seçim sonrası siyasi gündemin tam ortasında.

Derini, sığı devlette; yöneticisi vekili MHP’ de ülkücü oylar üzerine hesap üzerine hesap yapıyor.
Bu hesap nasıl bozulur?
Ülkücülerin önünde iki aşamalı görev var.

İkinci aşama görev konusu seçim sonrasına ait. O görevi 1 Kasım sonrası nasipse yazarız.

Birinci aşama da görevimiz ise her ne sebeple, her ne yüzden olursa olsun MHP’nin 7 Haziran seçiminde aldığı oyların korunması, hatta üzerine çıkılması için çalışmak, Sayın Bahçeli ve isabetsiz adaylar bahane edilerek MHP’ye küsmemek küsülmesine fırsat vermemek.

Nasıl ki zayıf vücutta direnç düşer vücuda hastalık musallat ulursa aynen onun gibi oyları ve vekil sayısı düşen MHP’de operasyonlara açık hâle gelir.


MHP, ne bugünkü yöneticilerin ne de Meclis'e gidecek vekillerin partisidir.

Herkes ve hepimiz biliyor ki MHP’nin gerçek sahipleri, omuzlarımızda toprağa verdiğimiz binlerce şehidimiz ve onların kutsal emanetlerinin gerçek sahibi “ Balgat Tiranlığının” surlarının dışında tutulan milyonlarca ülküdaşımızdır.
Tek bir oy kızgınlık, hırs ve intikam duygusu ile zayi edilmemelidir.
Üç hilalin mahzun ve mağlup olarak gönderde suskun süzülmesine hiçbir ülküdaşımız sebep olmamalıdır.
50-60 vekilli MHP’de operasyon yapmakla 80-100 vekilli MHP’de operasyon yapmak aynı şey ve kolay değil. Bunu hiç unutmayalım.
MHP’nin küçük ve operasyonel olması için plan yapanların planının bozulması ancak MHP’nin büyütülmesi ile bozulabilir.
Hele ki bölücü ve eski tüfek Marksistlerin ittifakının Meclis'te MHP’nin önüne geçmesi 80 öncesi ülkücü hareket karşısındaki mağlubiyetlerinin intikamını almak demek olur ki bu durumda da aziz şehitlerimizin mübarek ruhlarını üzer ve muzdarip olmalarına sebep oluruz.

Allah cc hepimizi böyle bir vebalden korusun.

YORUM EKLE