2014 Hong Kong ve 2015 Erivan: Neden Olaylar Devrime Kadar Gelişmedi?

Hong Kong hükümeti başkanı seçimine Çin’in müdahalesine karşı 2014 Eylül’ün sonunda Hong Kong Çin Üniversitesi’ndeki öğrenciler protesto eylemlerini başlatmış ve bu eylemlere karşı birçok insanlar destek vermişlerdir. Bu eyleme Çin-Hong Kong polisi şiddetle müdahale ettikçe halkın tepki daha da büyüdü ve daha çok insanlar eyleme katılmaya başlamıştır. Eylem uzun zamandır devam etti ve bazılar bu eylemin “devrim hareketi”ne kadar gelişeceğini tahmin etmişlerdir. Fakat Hong Kong’daki bu olay devrime kadar gelişmeyerek Aralık ayının ortasında sona ermiştir.

Bu olaya oldukça benzer olay 2015 Haziran’da Ermenistan’ın başkenti Erivan’da meydana gelmiştir. Hong Kong’daki eylem Çin’in seçime müdahalesinden kaynaklanırken Erivan’daki ise elektrik ücretine zam uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Polis bu eylemlere karşı şiddetli şekilde müdahale etti ve birçok eylemciler ve gazeteciler tutuklanmışlardır. Ona rağmen gün geçtikçe protestoya destek verenler ve katılanların sayısı arttı ve Levon Ter-Petrosyan ve Raffi Hovhannisyan gibi Ermenistan’daki muhalifler, sanatçılar ve aydınlar da Polis ve iktidara sert tepki göstermiştir.

Eylem uzun zamandır devam etmekte ve o da Hong Kong’daki eylem gibi “devrim hareketi”ne kadar büyüyebileceği söyleniyordu. Gerçekte de Erivan’da yaşayan Amerika Ermeni’si Richard Giragosyan bu eylemin devam edeceğini vurguladı ve Batı ülkeler bu olayı devrime dönüştürüp Rusya’nın Kafkasya’daki etkisini azaltmaya çalışıyordu. Fakat Erivan’daki bu eylem hala devam ederken devlet sistemini tamamen değiştirebilecek düzeye kadar gelişmemiştir.

Bu iki ülkedeki eylemleri karşılaştırdığımızda, birbirinden farklı sebeplerden olaylar meydana gelirken eylemlerim özellikleri, bilhassa eylemlerin neden devrime kadar gelişmediği konusunda bazı ortak noktalar mevcuttur.

Birinci nokta ülke içinde karizmatik ve güçlü muhalif şahıslar ve örgütlerin bulunmamasıdır. Hong Kong’daki eylem demokrasiyi isteyen üniversite öğrenci örgütleri tarafından başlatıldı ve eyleme STK’ları ve bazı siyasal partiler de katıldıklarından olay kısa sürede büyümüştür. Diğer yandan, bu eylem içinde “Gül Devrimi”ndeki Mihail Saakaşvili ve Güney Afrika’daki Nelson Mandera gibi güçleri birleştirip eylemi geliştirebilen karizma ve güce sahip olan lider ortaya çıkmamıştır. Bu yüzden çıkarlar ve hedefler konusunda olay içindeki gruplar arasında farklar baş göstermeye başladı ve anlaşmazlıklar da büyümüştür. Hong Kong’daki kamuoyu içinde de bölünmeler belli şekilde görülmüştür. Olay içindeki gruplar ve halk arasındaki birlikteliğin olmaması olayın gelişmesini engelledi ve 3 ay sonra dağılmıştır.

Erivan’daki eylem de aynı durum söz konusudur. Zam uygulanmasına karşı yapılan eyleme muhalif partiler, aydınlar ve sanatçılar da destek verdi ve olay kısa sürede büyümüştür. Fakat Ermenistan’daki muhalifler iç-dış politika konusunda somut alternatifleri önerememekte ve sadece soyut kavramlarını vurgulamaktadır. Böylece Ermenistan’daki muhalifler halk üzerinde yeterince etkilere sahip olamamakta ve şu an iktidara karşı zayıf kalmaktadırlar. Eylemcilerin talebi ve muhaliflerin niyeti arasında da ciddi farklar mevcut ve güçleri birleştiren karizmatik liderler de yoktur. Böylece Erivan’daki olay hala devam ederken sistemi değiştirecek seviyeye ulaşmamıştır.

İkinci nokta, dış güçlerinin olaya yeterince müdahale etmemeleridir. Tayvan, Amerika, Avrupa ülkeleri gibi Batı ülkeleri bu eylemi desteklediğine dair açıklamalar yapmışlardır. Diğer yandan bu ülkeler Çin ile çok kuvvetli ekonomik ilişkilere sahip olduğundan Çin’e karşı çok sert tepki göstermemektedir. Onlar bu olaya açık şekilde müdahale etmekten çekindikleri için olay büyümemiştir. Ermenistan’daki eylem konusunda da Batı ülkeler eyleme destek verip Ermenistan hükümetinin davranışları kınarken olaya aktif şekilde müdahale etmediğinden olayın etkisi sınırlı kalmıştır.

Son nokta ise Ermeniler ve Çinlilerin kimlik yapısıyla ilgilidir. Çinlilerin kimlik yapısı topraktan daha çok “Çin karakteri” ve “kan bağları”na dayanmaktadır. Ayrıca günümüzdeki Çin toprağının içinde tarihte her zaman savaşlar ve çatışmalar yaşanmıştır. Bu yüzden bir noktada durarak sabit hayatı kurmak oldukça zordu ve genellikle göç ve ticarete dayalı hayat ve kültür gelişmiştir. Gerçekten de tarihte büyük kargaşalar yaşarken birçok defa Çinlilerin yurtdışına büyük göç dalgası yaşanmıştır. Günümüzde küreselleşme ilerledikçe zengin ve başarılı insanların yurtdışına göçü daha hız kazanmaktadır. Böylece Hong Kong’da zengin insanlar ve başarılı insanlar “ülkede kalıp ülkeyi değiştirmek”ten daha çok “ülkeyi terk edip başka yerlere göç etme”ye yönelmiştir. Eylem ise daha çok “çeşitli sebeplerle göç edememiş olanlar” tarafından yapıldı ve eylemin gücü ve ölçüsü sınırlı kalmıştır.

Ermenilerin kimliği ise “toprak ve vatan” kavramından daha çok “Ermeni Gregoryan Kilisesi”ne bağlı dini kimlik olarak varlığını devam ettiriyordu ve “toprak ve vatan” kavramı ancak 19-20 yüzyıllarında benimsenmiştir. Kimlik içindeki “toprak ve vatan” kavramının yeri diğer Kafkas milletlerine göre daha az olduğu için nispeten kolay şekilde yurtdışına göç etmektedirler. Sovyet Birliği dağıldıktan sonra birçok Ermeniler yurtdışına göç etti ve özellikle zengin ve başarılı kesimler ülkede kalmaktan daha çok göç etmeyi tercih etmektedirler. Böylece Ermenistan’da da Hong Kong’a oldukça benzer yönelimler görülmektedir.

Ermenistan ve Hong Kong’da meydana gelen olaylara baktığımızda, her iki olay birbirinden tamamen farklı olduğu gibi görülse de aslen birçok ortak noktalara sahiptir. Bundan yola çıkarak Ermenilerin ve Çinlilerin kimlik yapısını karşılaştırmak, Ermenileri daha iyi anlamak için önemli olacaktır.

YORUM EKLE