20 Kara Yanvar, Kızılelma'ya açılan kapı

Türkün öz yurdu Bakü sokakları, 20 Yanvardakızıl ordu tanklarının paletleri arasından sızanTürk fidanlarının kanları ile bir daha sulandı.

Kızıl ordunun Ermenilerden oluşturduğu 4. Ordu birliklerinin ateş kusan lanet kaleşinkovları20 Yanvardadaha aşkı tanımamış, tatmamış 117 fidanımızla birlikte 179 canı gök ekinler gibi biçerken, 749 kişiyi yaraladı, 400 ün üzerinde masum insanı zindanlara tıkıldı...

 

20 Yanvar hürriyete açılan kapıydı ve hürriyetin bedeli ağardı, bu bedel kandı, candı;

 

Rus işgalindeyetmiş sene kızıl zulme karşı hürriyet uğrunda nice yiğitler, nice fidanlar, nice âlimler, şairler, edipler, ziyalılar bu kanlı kaderi paylaşmıştı.

Nice Cevad Abbaslar kızıl zulmün pençesinde can vermişti.

 

Azerbaycan Türk’ü de Kırımlı, Kazakistanlı, Özbekistanlı, Türkmenistanlı, Tataristanlı Türk gibi bu bedeli yetmiş yıl büyük acılarla ödedi, ama Türkün esir yaşayamayacağını 20 Yanvarda gösterdi. 20 yanvar, kızıl zulme karşı şahlanan Türk’ün ateşle, kanla imtihanının adı olarak yazıldı tarihe. Şanlı Azerbaycan Türk’ü, yayılmacı komünist Sovyet emperyalizminin yetmiş senelik esaret zincirini 20 Yanvar (Ocak) 1990 da büyük acılar yaşayarak kırdı.

 

“Yiğitler kan döker, bayrak solmaya,

‘Toprak’ başlar, vatan olmaya...

Kızılelma’ya hey... Kızılelma’ya!”

 

O yiğitlerin şehadeti yalnız Azerbaycan anasının, atasının, balasının yüreğini yakmadı, Turan diyen, Türklük diyenher Türkün yüreğini yaktı, mateme boğdu.Fakatgök mavisiyle Türklüğü, yeşili ile İslam’ı, kırmızısı ile uygarlığı temsil eden, gök kubbede yetmiş senedir nazlı, nazlı dalgalanmaya hasret kalan üç renkli şanlı Azerbaycan bayrağının mateminin sonu oldu. Gök kubbeyi süsleyenay yıldızlı nazlı çiçeğin yeniden yükselişinin, hürriyet güneşinin yeniden doğuş gün oldu 20 Yanvar.

 

Bugün, zevk-ü safa ya dalanlar, hürriyet içinde aldığınız her nefeste kanlarıyla vatan toprağını sulayan O, pak alınlı yiğitlerin hakkı olduğunu unutmayın. 

 

20 Yanvar, kara gün değil, kanıyla tarih yazan Türk’ün kızıl Rus emperyalizmini yıktığı, Türk’ün Turan’a, Kızılelma’ya giden yolu açtığı gün olarak anılmalıdır.

 

Azerbaycan, coğrafi stratejisiyle tarihin cereyan ettiği ve edeceği dünyanın en önemli coğrafyalarından biri olma özelliği ile milletler mücadelesinde müstesna öneme haizdir. Doğu Türklüğü ile Anadolu ve Batı Türklüğü arasında köprü olma özelliği ile de Türk dünyası için hayati öneme sahiptir. Coğrafi stratejisi ve zengin kaynakları ile tarih boyu Türklüğü düşman gören yayılmacı Slavların, Rusların ve Farsların istilalarına maruz kalmış, Fars-Rus ittifakı sonunda Kuzey-Güney Azerbaycan olarak ikiye bölünerek zayıf ve bitap düşürülmüştür. Hristiyan dünyasının kanlı maşası Ermeniler kullanılarak son yüz yılda Büyük Ermeni soykırımlarına maruz kamış, Rus-Fars oyunları ile coğrafyasının yarısından fazlası Rusya, İran, Ermenistan, Gürcistan tarafından peşkeş edilmiştir.

Azerbaycan Türklüğü, Türk dünyasında aydınlanma çağına erken dönemde girmiş,  aydınlanmanın önemini en iyi anlayan, Kazan Türklüğünden sonra, hayata geçirmeyi başarmasıyla ayrı bir değere sahiptir. Yetiştirdiği aydınlarla Türk ilim ve kültür hayatına önemli katkılar sağlamaya devam etmektedir.

 

 

Tarihin imbiğinden süzülerek zor dönemlerden bugünlere gelen Azerbaycan’a Türk dünyasının bugün daha çok ihtiyacı var. Azerbaycan’ın güçlü olması için Türk dünyası elinden gelen yardım ve desteği sağlamak zorundadır. Lakinbugün Türk dünyasında görülen dağınıklık ümitleri kırıyor. Azerbaycan da görülen ekonomik tablonun çokta iç açıcı olduğunu söylemek zor.

Bir yanda saraylarda safahat, öbür yanda Sovyet döneminin alışkanlıklarını inatla sürdüren yozlaşmış iltimasçı, irtikâpçı bürokrasi, diğer yanda halktan kopuk siyaset.Yetersizliğinin farkında olmayan idarenin halka kanaatkâr olmayı öğütleyen zihniyeti ne yazık ki halkı sefalete mahkûmhale getirmiş durumda. Gelir dağılımındaki dengesizlik sosyal dengeleri yok etme noktasında. Kızıl esaretin yerini sefalet esareti almış görünüyor.

Gösterişli gökdelenlerle halkın gözü boyanıp, rantiyecilik teşvik edilirken, üretime, istihdama yönelik en ufak bir hamle görülmemekte. Petrol fiyatlarındaki konjonktür eldüşüş devlet imkanlarını daraltmış, doğalgaz üretiminde artış gözlense de dünya pazarlarına ulaşmasında yaşanan zorluklar beklentilerin önünde büyük engeldir. Ekonomiye yeterli destek sağlanamadığı sürecehalkın geçimi daha da zorlaşacaktır. .

 

Vatan coğrafyasının yüzde yirmisi işgal altında olan bir ülkenin bu işgali sonlandırmasının ön şartı, güçlü bir ekonomiye sahip olmasından geçmektedir. Bunun yolu ise üretimdir. Halkın kendi, kendine yeteceği bir üretim modelidir.Ekonomiden yeterli pay alamayan, insanca yaşama imkânı bulamayan, sosyal destekten mahrum olan insanı hamasi gerekçelerle bir yere kadar coğrafyaya bağlı kalır. Geçmişte yaşananların göçe zorladığı, yurt dışında yaşayan Azerbaycan Türkünün nüfusu en az Azerbaycan’da yaşayanlar kadar olduğu düşünülürse mesele daha iyi anlaşılacaktır. Ekonomisiyle, sosyal siyasal gücüyle yurt dışında yaşayan bu yetişkin insan gücünün Azerbaycan’a yeterli desteği verdiği de tartışılır.

Azerbaycan yönetiminin acil çözüm üretmemesi sonucunda yetişmiş beyin göçünün daha da hızlanması kaçınılmaz hale gelir. Bir ülke için en büyük güç yetişmiş insan ve beyin gücüdür. Azerbaycan yönetimi bir yandan yetişmiş beyin göçünü durdurmanın, diğer yandan geçmişte göçe maruz kalmış yurt dışındaki bu güçten faydalanmanın yolunu bulmalıdır.

YORUM EKLE