( 2 ) Gülen Hareketi, Ülkücüler ve MHP

 " Gülen Hareketi " üzerine kaleme aldığımız bundan bir önceki yazımızda bu hareketi dünyanın dört bir köşesinde açtığı okullar açısından analiz etmiş ve bir iddiada bulunmuştuk: Acaba ABD Osmanlı taklidi  kendi Enderun'unu  “Gülen Hareketi" eliyle bu yüzyılda gerçekleştirmiş olabilir miydi?

Yazımıza  müspet birçok tepki ve değerlendirme ülküdaşlarımız  tarafından ve diğer çevrelerden de dostlarımız aracılığı ile bizlere ulaştırıldı. Ortak görüş ileri sürdüğüm iddiamın,  bana göre tespitimin araştırılması gerektiği ve müşahhas örnek delillerle zenginleştirilmesi yönünde oldu. İnşallah MHP, ( Ar-Ge ) merkezi böyle bir araştırmayı yapar ve Türk milletinin bu hareketle ilgili düşüncelerindeki çatışma ve kararsızlıklara karşı dürüst ve de doğru bir bilgilendirmenin yolunu açar. Zaten böyle bir araştırmayı MHP’den başka yapacak siyasi bir kuruluş da yoktur. Paralel yapı kavgalarına rağmen AKP böyle bir araştırmayı yapamaz ve yapmaz. Çünkü hala bir kısım AKP’li önde gelen siyasetçilerin mevcut yapıyla ilişkilerinin devam etmesi yanında 11. Cumhurbaşkanı Gül'ün bu okullarla ilgili müspet düşünceleri halen devam etmektedir.

 Bu Yazımızın Konusu " Dinler Arası Diyalog" Üzerine Olacaktır.
"Dinler arası diyalog" cümlesini ve faaliyetlerini Türk milleti ilk kez yoğun olarak Gülen'in 9 Şubat 1998 tarihinde Papa John Paul II’yi  Vatikan'da  ziyareti sonrası yazılı ve görsel medyadan  duymaya başlamıştır.

Ve sonrasında öyle bir algı oluşmuştur ki sanki "dinler arası diyalog" faaliyetleri  “Gülen Hareketinin"  öncülüğü ve çabaları ile başlamış ve sonrasında dünya ölçeğinde başta ABD olmak üzere takdir görmüş ve bu çabaların sonucunda  da Vatikan'ın yani Papa'nın dikkatini çekmiştir.

Bu tamamen yanlış bir algıdır.

Doğrusu şudur:

"Dinler arası diyalog"  Papa 23. John (Jean) tarafından 1962 yılında başlatılmış ve bu faaliyetlerin devamı ve kontrolü için de Vatikan Konseyi’nde karar alarak  (PCİD) adıyla özel, sadece  sürekli bu çalışmalarla görevli Papalık Konsili  kurdurmuştur.

 Bu faaliyet Katolik Kilisesi’nin Papalık liderliğinde başlattığı bir harekettir. 

 İslam dünyasına karşı  gelecekteki  faaliyetlerine zemin olmak üzere, öncelikli hedef ülke Türkiye olarak başlatılmıştır.

İslam dünyası diyorum çünkü Yahudilere yani Havra  veya farklı Yahudi sivil toplum örgütü merkezli bir çalışma bugüne kadar yapılmamıştır. Bu kapsamda "Gülencilerin "Türkiye'de yaptığı bazı toplantı ve yemekler sadece Türkiye’deki gruplarla sınırlı kalmıştır. Zaten Talmut kaynaklı Yahudi şeriatı gereği, diğer dinleri var hükmünde kabul ve İbrahim’i kaynaklı  kabul etmek  mümkün değildir.

 İlginçtir Papa 23. Jean Vatikan'da  o güne kadar olmayan bazı yeniliklerin de başlatıcısıdır. Mesela o güne kadar tüm Katolik dünyası Latince dua etmek mecburiyetinde iken bu Papa ilk kez  başka dillerde, yani her Katoliğin kendi dilinde  dua edebileceği  iznini vermiştir."Dinler  arası diyaloğun" başlaması kararı ile her dilde dua serbestliği  misyonerlik faaliyetlerinin kolaylaşmasını ve hızlanmasını  sağlayan iki önemli stratejik karardır.

 Niçin Öncelikle Türkiye Diyorum? 

 Papa 23. Jean 1935 -1944 yılları arasında Türkiye'de Vatikan temsilcisi olarak görev yapan  ve Türkçe konuşan, Türklerle dostluklar kuran  ilk papadır.

"Dinler arası diyaloğ"u başlatan ve bu faaliyetler için 2. bir konsil, yani bakanlık kuran bu papa bu amaçla ilk ziyaretini Türkiye'ye yapmak istemişti ama ömrü yetmemiştir. 1963 yılı başında yani diyalog kararından sonra daha bir yıl geçmeden öldü. Yerine gelen 6. Paul bu faaliyet kapsamında görevi devraldı ve Türkiye'ye ilk gelen papa unvanını alarak ülkemizi Temmuz 1967 yılında ziyaret etti. O güne kadar  ülkemizi tek bir papa ziyaret etmemişti. Bu gezi o gün için 950 yıllık papalık müessesesinin tarihteki var olan Müslüman Türk devletleri dahil  bir Türk devletine yaptığı ilk ziyarettir.

 Dinler arası diyalog çalışmaları kapsamında 6. Paul  “1964 yılında Kudüs ziyareti yapmış burada da  Ortodoks ve Katolikler arasındaki  900 yıllık aforoz " kararını kaldıran barışı imzalamıştır.

 Türkiye’ye ziyarete gelen 2. Papa ise bilindiği gibi Papa John Paul II’dir.

İlginçtir son Papa Francisco geçen yıl bu iki papayı yani 23. Jean ve II. Paul'u aziz ilan ederek kutsallaştırmış, birinin  "kanını" diğerinin "derisinden bir parçayı" aziz ilan edildikleri Vatikan'daki törende milyonların ziyaretinde göstermek üzere katafalka koymuş,  katılanları kutsamıştır.

 Görüleceği gibi "dinle arası diyalog" bir Hrıstiyanlık vizyonu  olarak başlamış ve programını da (PCİD ) yani bu amaç için kurulan Vatikan Konsili yapmıştır. Bu faaliyetin öznesi Vatikan’dır ve vizyonu da  misyonu da Papalık tarafından belirlenmiştir.

Peki o günden  sonra yani 1962’den 1998 yılına kadar 36 yıl, Vatikan tarafından yürütülen gizli açık  bu  faaliyetler İslam ülkeleri ve Türkiye'den bir muhataplık görmüş müdür? 

Net cevap hayır !

Ne Vatikan devletinin muhatabı olarak Türkiye ne de dini resmi bir müessese olan Diyanet İşleri Başkanlığı böyle bir faaliyette iş birliğine yanaşmış ya da ilgi göstermişlerdir.

 Taki  Gülen'in, Papa John Paul II’ye mektup yazmasına, ziyaretine ve de elini öpmesine bu faaliyetlere katılma iznini istemesine ve bu faaliyetler kapsamında muhataplığın kendilerine verilmesi talebine  kadar.

Şimdi gelin "Gülen'in" kendi kaleminden  çıkan, bu Papalık müessesesi olan faaliyete katılma istek ve iştiyakını ortaya koyan  9 Şubat 1998 tarihli mektubundan  bazı satırları birlikte okuyalım.

 " Papa 6. Paul cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan dinler arası diyalog için Papalık Konseyi (PCID) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı  sunmak için size geldik."

 Gülen'in bu ifadesi açıkça " parçanız olmak derken"  "şubeniz olmak", size bağlı çalışma yapmak arzusu olarak anlaşılmalıdır.

Zaten "Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz." derken de Papalık tarafından kuruluş amacı belli bu çalışmalarda bulunmak ve yardımcı olmak isteği tamamen açık olarak ifade edilmiştir.

Son cümle ise vah ki vah!

Papa yüce, o aciz ve ezik, Papa'nın kıymetli hizmetlerine mütevazı yardım sunma izni isteme...

 Mektuptaki Diğer Bir Paragraf

 "Kendi memleketimizde şimdiye kadar çeşitli  Hristiyan mezheplerinin liderleriyle diyalog içinde olduk. Bu naciz gayretlerin boşa çıkmadığını acizane ifade etmek isteriz. Amacımız bu üç büyük dinin inananları arasında hoşgörü ve anlayış yoluyla bir kardeşlik tesis etmektir. Bizler bir araya gelmek suretiyle sözde  medeniyetler çatışmasının gerçekleşmesini görmek  isteyen yolunu şaşırmış ve şüpheci kimselere karşı  dalgakıranlar  gibi, isterseniz bariyerler gibi deyin, karşı  durabiliriz."

 Bu cümleler de "Gülen" huzura gelmeden önce bazı antrenmanlarda bulunduklarını ifade ile "medeniyetler çatışmasına" birlikte engel olma hedefini işaret ediyor.

 İşte bu stratejinin, yani Katolik merkezli "dinler arası diyalog" faaliyetlerinin en kritik cümlesi ve tuzağın örtüldüğü şifre burada gizli.

 "Medeniyetler Çatışmasını Önlemek"

 Katolik Kilisesi ve Papalıkla "Gülen Hareketinin" dinler arası diyalog" 

ortak paydasındaki  birlikteliğinde  kritik  ilişkisinin gerçek hedefi şudur. 1991 yılında başlayan ve halen devam eden Orta Doğu'ya haçlı çullanmasını " Medeniyetler çatışmasını önlemek" adı altında; "çakala" "kuzu" postu geçirmek kurnazlığı ile bu savaşın bir "Haçlı Savaşı olmadığı"na , kilise destekli ve Hrıstiyan misyonlu olmadığına  Müslümanları inandırmaktır.

 Bu Noktada İki Tespitimizi  de Hemen İfade Edelim

 Birincisi tespitimiz, Katolik Kilisesi’nin başlattığı ve 1998’de güya Müslümanlar adına bu faaliyete katılan Gülen Hareketince tüm İslam dünyasına duyurulan " dinler arası diyalog" çağrısından sonra bugüne kadar Müslüman kanının dökülmesi bırakın azalmayı misliyle çoğalmış ve çoğalmaya devam etmektedir.

 İkincisi tespitimiz,  Birinci Körfez Savaşı'ndan beri Hrıstiyan -Yahudi silahlı kuvvetlerince Müslümanların ülkesinde Müslümanlara karşı yapılan en zalimce saldırı ve bombalamalardan  hiçbirisi " Gülen Hareketince" resmen kınanmamış, yerilmemiş ve tam aksi Hizbullah bombalamalarına karşı  ve Marmara Gemisi olayında İsrail haklı bulunmuştur.

Bu olayların siyasi analizine girmeden objektif olarak sadece tarafların durumunu ve konumunu belirlemekle yetiniyorum. Safları göstermek istiyorum.

 "Medeniyetler çatışmasını hazırlayan" Anglosakson liderliğindeki Batı dünyası, kötü polis, " dinler arası diyalog" faaliyetlerinin merkezi Papalık ve İslam ülkelerindeki yardımcısı Gülenciler iyi polis.

Bunun adına " Hrıstiyanlar haçlı ruhu ile saldırırken" Türkiye’de ve örgütlü olduğu 100’ü geçkin ülkede, " Gülenciler" eliyle, neticesi siyasi olan, " imanda " ve "amelde", blokaj faaliyeti denmez de ne denir ?

 Unutmayınız Türkiye  ve dünyadaki okullar bağlamında ve sahip oldukları medya gücüyle "dinler arası diyalog" faaliyetlerini " merkez- şube" bağlamında sürdürürlerken  Orta Doğu'da haçlı saldırılarına karşı nasıl tavır alabilirler? Ve bulundukları ülkelerin etkin çevrelerinde Orta Doğu'da dökülen kan sorulduğunda ne söyleyebilirler?

Kimin işini kolaylaştıran cümlelerin sahipleri olarak  okullarını açtıkları o ülkelerde "Piar" faaliyeti yapabilirler?

 "Gülen'in Mektubuna Tekrar Dönelim

 "Yeni fikirlerimiz varmış iddiasında bulunmuyoruz. Yine müsamahanıza sığınarak bu misyonun hedeflerine yakından hizmet etmek için üstlenmek istediğimiz birkaç teklifte bulunmayı arzu ediyoruz. Hrıstiyanlığın üçüncü bin yılına girişi münasebetiyle yapılacak kutlamalar vesilesiyle Orta Doğu'daki Antakya, Tarsus, Efes ve Kudüs gibi bazı kutsal yerlere müşterek  ziyaretleri içeren birçok etkinlik önermek istiyoruz. "

 Hrıstiyanlığın üçüncü bin yıl strateji ve planlarını öğrenmek isteyenler lütfen araştırsınlar. Bu arada Aytunç Altındal'ı da rahmetle analım. Bu konuda kaynak eserlerin adresidir.

Hristiyanların kutlamalarına ortak olmak ve Anadolu'yu bu kutlamalarda üs haline getirmeyi teklif etmek normaldir  ama  herhalde muadilinde birlikte Medine'de Kutsal Doğum Haftası kutlamalarında buluşma teklifi pek normal değil ki bu hususta böyle bir bilgi ve acizane talep yok.

 " Gülen Hareketinin", "dinler arası diyalog" faaliyetleri de kendi hareketleri gibi "dini"olmayıp " sosyal - siyasi"  bir faaliyettir.

 Çünkü müessese olarak Vatikan ve Gülen Hareketi var olmasına rağmen 

mensup oldukları dinlerin tek sosyal temsilcileri değillerdir.

Zaten " dinler arası diyalog" veya " dinler arası hoşgörü " kavram olarak İslamın iman hakikatı ile bağdaşmaz. Allah cc katındaki son dinin, ( aslında ilk  de odur) İslam olduğunu her Müslümanın bilmesi farz olduğu için,  diğer bilinen dinlerin bağlıları ve mensupları  var olmasına rağmen müessese olarak varlıkları "yok" hükmündedir.

Dolayısı ile İslam’a göre yok hükmünde olan "sapmış" ve "saptırılmış " dinlerin mütekabiliyet ve eşitlik anlamında bir masa etrafında buluşması "dini" bir anlam ifade etmez.

Olsa olsa bunun adı siyasi ve sosyal bir etkinlik olur. Hele hele " İbrahim’i dinler "adıyla her ne şekilde olursa olsun imani ve itikadi farzlardan zerre kadar taviz verilemez. Ben konunun " din" ile ilgili yönünün  işin uzmanlarına bırakılması gerektiğine inanıyorum.

O yüzden doğru cümle " dinler arası diyalog " değil , eğer bir hoşgörü hareketine isim verilecekse adı " dindarlar arası diyalog " olmalıdır. Dindarlar arası hoşgörü ise bizim medeniyetimizin binlerce yıllık geçmişinde yüzlerce örneği ve dimdik ayakta duran üç kadim şehirle pırıl pırıl parlamaktadır: İstanbul, Kudüs ve Saraybosna.

Dolayısı ile dinler arası diyalog Papalığın önderliğinde siyasi bir hareket olup amacı Hrıstiyanların Müslümanlara karşı haçlı saldırıları başlayıp bitene kadar başta İslam kamuoyu olmak üzere dünya kamuoyunu  lehlerine oluşturmak ve yapacakları saldırıların dini kisvesini saklamak amacına yöneliktir.

 MHP ve ülkücülerin 45 yıllık tarihleri boyunca, bazen dostlarımızı ve birbirimizi , bazen de siyasi rakiplerimizi ve de düşmanlarımızı sürekli kızdıran birçok  yanlış hareketi ve duruşu, kusuru ve günahı olsa da yarın Hakk’ın huzurunda Divan'a durulacak olan , hesapların sorulacağı o "din" gününde; Allah cc ve Resulü Muhammed Mustafa'ya (sav) düşman olanlarla yandaşlık  ve  iş birliği lekesi hiçbir zaman alınlarında ve yüreklerinde  asla  olmamıştır ve olmayacaktır.

Bu şeref ve temizlik korunmalı ne ad altında olursa olsun, hangi kutsal (!) amaçla tevhit edilip propaganda edilirse edilsin, kısa vadeli siyasi hesaplar uğruna dış kaynaklı ve merkezli siyasi -sosyal grup, hareket ve örgütle  iş birliği içinde olunmak bir kenara ,"paralel" bir konumda dahi görülmek bir lekedir. Hele ki bu örgüt kendini "din" hizmetinde gösteriyorsa.

Ekmek kirlenebilir ama "maya"nız temiz kalmışsa her zaman yeni ekmekler yapabilirsiniz.

Not: "Fethullah Gülen'in mektubu ile ilgili olarak 10 Şubat 1998 tarihli Zaman gazetesi arşivine bakabilirsiniz.

Hakkı Şafak Ses

YORUM EKLE