18 Mayıs Kırım sürgünü

İkinci dünya savaşına Türkiye resmen girmemiş olmasına rağmen bu savaşın kurbanları Türkler oldu. 1937 Türk dünyası aydın kırımını gerçekleştiren Stalin belki de gelecek olan 2. dünya savaşı öncesi Türk psikolojisini bastırıp direnci kırılmış toplulukları sevk ve idare etmenin kolaycılığıyla geleceği kurgulayacaktı. SSCB coğrafyası oldukça geniş topraklara sahipti ve yaşayan halkları idare etmek için sert tedbirler alınmalıydı.

Ruslar çarlık döneminde başlayan ve SSCB ile devam eden yayılma stratejilerine ayak uydurma konusunda zorlandıklarında ilk akla gelen zoraki uygulamaları devreye sokuyorlardı. Toplumu bekledikleri hızda dönüştüremedikleri için direnme ihtimali olan aydınları kırarak refleksleri kontrol altına alınan halk bi şekilde yönetilebilirdi. 1939da beklenmedik şekilde 2. dünya savaşı patlak verince Moskova panik halinde Almanlara karşı asker deposu olarak gördüğü Türkistan coğrafyasından milyonlarca Türkü cepheye sevketti. 1937 aydın kırımı ile kontrol altına almaya çalıştığı Türklerden bu sefer tamamıyla kurtulma ihtimali belirmişti.

Tehlike unsuru olarak görülen askeri eğitime bile tabi tutmadan Almanlara karşı cepheye sürülen Türkler muazzam kayıplar verdi. Bir çoğu da Almanlara esir oldu. Türkleri birinci dünya savaşında tanıyan Almanlar sırf Yahudi düşmanlığında olsa gerek elde ettikleri esirleri sünnetli diye öldürüyorlardı. Tabi Türkler de bu katliamdan nasiplerini alıyorlardı. Fakat bu duruma itiraz eden bir Türk sayesinde Almanlar bu uygulamadan vazgeçerek Türkleri Yahudilerden ayırmaya başladılar. Stalin zulmünden kurtulan Türkler bu sefer gönüllü lejyoner birlikleri ile Almanlar adına Ruslara karşı cepheye sürüldüler. Türkiye savaş girmemişti resmen ama Almanların oluşturduğu bu lejyoner ordusunu sürekli olarak takip ediyor, belki bir başarı elde ederse diye de sabırla bekliyordu.

Alman harekat merkezi bir taraftan da Türkistan lejyonerlerinin beklendiği kadar başarılı olmasını istememektedir. Savaş sonrası oluşacak şartlarda Türklere bir devlet vermek istemiyordu Almanlar. Birinci dünya savaşında Rusların Ermenileri kullanması, Almanların ise Ermenilere karşı uygulanan stratejilerden sorumlu olması/ sorumlu tutulmaması için yaptığı manevraların üzerinden çeyrek asır geçmişti. Rusların bir savaş taktiği olarak alabildiğine tahrik ederek yönlendirdiği Ermeni birlikleri ve ahalisinin başına gelenlerin sorumluluğunu Türklere atarak işin içinden sıyrılmış olması Almanlara Türklerden oluşan Ruslara karşı lejyoner Türk orduları konusunda tereddütlü davranmaya itiyordu. Bu tereddüt Almanlara 2. Dünya savaşını kaybettirdi. Osmanlı devletinin Ermenilere karşı gerçekleştirdiği uygulamalar ile 2. dünya savaşında Almanya-Rusya rekabetinde Türklere yapılan muamele incelendiğinde karşımıza müthiş bir dram çıkmaktadır. Ermeniler ile Kırım Türkleri Ahıska Türkleri Karaçay Malkar Çeçen sürgünleri mukayese edildiğinde Rusya'nın nasıl bir acımasızlıkla hareket ettiği daha açık bir şekilde anlaşılır.

2. dünya savaşında meydana gelen Alman Rus rekabetinde Türkler 3 milyona yakın kayıp vermiştir. Bunun yanında Almanların Moskova yakınlarına kadar gelemsinden panikleyen Rusya bir gecede almış olduğu kararla Kırımda Gürcistan'ın Ahıska bölgesinde ve Kuzey Kafkasya'da yaşayan Türkleri sürgüne göndermiştir. Osmanlı Devletinin Ermeniler ile yaşadığı süreç ile Rusya'nın 2. Dünya savaşında Türkler ile yaşadığı süreci gözden geçirdiğimizde 1965 yılında Rusların Ermenistan'ın başkentinde SSCB geleneklerine aykırı olarak niye bir müze açtığını daha iyi anlamış oluruz.

Osmanlı devleti Ermeni gailesi neticesi imparatorluğunu kaybetmiş, Rusya ise 2. dünya savaşı öncesi başlattığı aydın kırımıyla Türkleri önce korkutarak baskı altında tutmuş, savaş çıkınca da bir mecburiyet olarak Türkleri cepheye sürmüştür. Binlercesi Almanların açtığı ateş altında ölüme terk edilmişti.

Rusya böylece Türklerden kurtulacaktı, fakat bu askerlerin büyük çoğunluğu Rus öncü birlikleriyle beraber Almanlara esir düşünce tasarlanan son gerçekleşmemiş, Almanlar bu Türkleri bir mecburiyet içerisinde tekrar Ruslara karşı kullanmışlardır. Buna rağmen Almanlar Türklere pek güvenmedikleri için bu harekat başarılı olamamıştır. Almanlar Moskova yakınlarına gelince Rusya panik halinde Kırım Ahıska ve Kafkasya'daki Türkleri bir ecede Sibirya'ya ve ya Türkistan sürerek Almanlarla işbirliği yapılabileceği ihtimalini ortadan kaldırmış oluyordu. Rusların gerekçe olarak ileri sürdüğü bu uygulama karşısında ezilmeye başlayınca Türkiye'ye karşı Ermeni sorununu ileri sürmeye başladı. 1946 ve 1964 yıllarında Ermeniler üzerinden giriştiği tüm hamlelerin bilinç altını 2. dünya savaşında Türklere karşı uyguladığı ölüm ve sürgün yöntemi oluşturmaktadır. Ruslar Çarlık döneminde başlattıkları, SSCB döneminde devam ettirdikleri ve Federasyon Rusya'sı döneminde ise bir dönüşüm bir değişime muhtaç olan uygulamalarını gözden geçirmelidir. Ukrayna krizi hem Rusya'ya ve hem de Türk dünyasına bu fırsatı vermişti.

Putin 24 Nisanda Erivan'a giderken 2. dünya savaşının ağır baskıları altındaydı ve Türkiye'nin Cumhurbaşkanı ise bu durumu görüp 9 mayısta Moskova'da yapılan 2. dünya savaşının bitimi kutlamalarına katılmalıydı. Bu 2. dünya savaşında gerçekleşen Türk kırımını Türk sürgününü yeniden gözden geçirilmesinin önünü açabilecek bir gelişme olabilirdi. İşte bu noktada Kırımın 22 yıldır Ukrayna topraklarında yaşarken elde edilemeyen özgürlüklerin bir yılda Moskova'dan beklenmesinin yanılgısını taşıyan sözümona yabanıl düşünceli akademisyenlerin öngörüsüzlüğünün bir neticesidir. Artık Türkler yeni dünyanın öznesi olmak istiyorlarsa soğuk savaş dönemi bildik ezberleri bir kenara bırakıp kendi bilimsel bilgilerinin havuzunu oluşturmak zorundadır.

İşte KAFKASSAM bunu yamaktadır. Kırım sürgününün yıldönümlerini hüzünle tekrar anmaktan öte bir şeyler yapılmalıdır.
YORUM EKLE