İlk yazımda yeni yönetim biçimini iyi kavramamızı ve eski sistemin, yıpratılmış araçlarından olan "parti " yoluyla ülkenin düzlüğe çıkmasının mümkün olamayacağına inandığımı yazmıştım. Burada dikkat çekmek istediğim asıl husus "partilerin", eski parlamenter sistemdeki önemlerinin azaldığına, ihtiyaç duyulan gerekçelerinin ve fonksiyonlarının farklılaştığına vurgu yapmaktır.
Şöyle düşünelim.
Eski sistemde tek bir oy kullanarak hem partimizi destekliyor hem iktidarı temsil eden "yürütmeyi" yani iktidarı seçiyorduk. Partimizin eski sistemde tek başına iktidar olamasa bile koalisyona girmesi ya da iktidar olan parti ile hükümeti ilgilendiren kritik oylamalarda ittifaklar kurmak yolu ile direkt yürütmenin paydaşı bazen de yönlendiricisi olma ihtimali vardı. Hükümetlerin, milletvekillerinin oyuna ihtiyacı vardı. Çok kritik zamanlarda bazen tek bir oy bile hükümetlerin devamı için çok önemli olabiliyordu.
Artık yeni sistemde hiçbir şekilde milletvekillerinin yürütmeyi onaylaması ve yürütme organının  faaliyetlerinin belirlenmesi üzerinde bir gücü ve ağırlığı olmayacaktır. Yürütme tamamen başkanın atayacağı bürokrat, teknokrat ya da sivil memurlardan oluşacak.
Vekil adayı seçim çevresinde -bugüne kadar olduğu gibi seçmenin önüne çıktıklarında bakan olma ya da iktidar milletvekili olma potansiyel gücünün sağladığı-  işe alma, tayin gibi muhtemel kozların avantajına sahip olamayacaktır. Sadece Başkanın partisinden olma durumunda belli oranda seçmene hoş gelecek bu gibi işlerin olmasında belki etkili olabilirler. Belki diyorum çünkü konu ile ilgili bakanın siyaseten bir vekilin oyuna hiçbir zaman ihtiyacı yoktur.
Talep Başkandan gelirse zaten yapar. Bu durumda TBMM'deki seçilen milletvekilleri ne işe yarayacak ve ne yapabilecekler sorusunu samimi olarak sorup cevaplamamız gerekiyor.
Seçimlerde iki oy kullanacağız. İlk oyda TBMM üyesi milletvekillerini seçeceğiz. İkinci oy ile de Yürütmenin başı Cumhurbaşkanını yani gerçekte Başkanı seçeceğiz.
Birinci oyla partiler üzerinden vekilleri seçerken "seçeceğimiz milletvekillerinin kim olmasına" yine parti örgütleri ve  elbette ağırlıklı olarak genel başkanlar karar verecek. Ve o milletvekilleri ister başkanın partisinden olsun isterse muhalefet partilerinden seçilmiş olsun sadece ve sadece çok sınırlı ve daraltılmış olan yeni sistemdeki yetkilerini kullanırken bir emir kulu gibi genel başkanlarının iradesine bağlı olacaklardır. Şöyle bir düşünelim Başkanın partisinden Meclise 301 vekilin seçilmesi ile yani Başkan Mecliste her istediği kanunu onaylatma ve Meclis uhdesindeki yargı üyelerini ve bazı devlet kurumlarına atama yetkisini de  eline alırsa bu durumun adı "İstikrar mıdır", yoksa "Başkanın emrinde ıstampa bir Meclis hâline gelmek midir? 
Böyle bir Meclisin millet nezdinde ve uluslararası ortamda haysiyeti, şahsiyeti ve  ciddiyeti kalır mı?
Görevi ağırlıklı olara sadece kanun çıkarmak ve çıkan kanunları denetlemek olan bir Meclis yeni sistemle başkana verilen KHK yetkisi ile çıkarılan kararnameleri süresinde kanun hâline getirmek şeklinde bir onay ve tasdik aracına dönüşürse millet verdiği oyla, hep ihtimal dahilinde olan ve korkulan diktatörlüğün yolunu açmış olmaz mı? 
Gelelim muhalefet partilerinin genel başkanlarının belirlediği vekillerin durumuna.
Aslında onların işi seçildikten sonra sadece Meclisin, dosta düşmana karşı meşruiyetini sağlayacak figür olmaktan öteye bir anlam taşımayacaktır.  Yapacakları hiç bir şey yok. Bugünden daha fonksiyonsuz ve etkisiz hâle gelecekler. Şimdi yürütmenin meclis odaklı olmasından dolayı Sayın Bahçeli siyasetinde olduğu gibi bazen değerli hâle geliyorlar. Fakat yeni sistemde asla onlara böyle bir ihtiyaç olmayacak. Herkes 16 Nisan’da değişen anayasa maddelerini tekrar okusun. Başkanın partisi Meclis çoğunluğunu alınca iş bitiyor. Belki Başkanın 3/2 Meclis oyuna ihtiyaç duyduğunda muhalefet genel başkanları ile bugün olduğu gibi anlaşması hâlinde vekiller yine parti disiplini ve grup kararı gereği tasdik görevini yapmak mecburiyetinde kalacaklardır.
Mecburen uzun olan bu izahı şunun için yaptım:
Yeni sistemde mademki TBMM'nin üyelerinin seçim ile Başkanın seçimi ayrıldı o zaman sadece millete karşı sorumlu olacak özgür ve cesur Meclis üyelerini seçmenin yolunu bulamaz mıyız? 
Bu ilk seçim, sistemin açıklarının kapatılması despot bir yönetimin önünün kesilmesi  ve gerçek demokratik yapıya geçişin sağlanması fırsatını yakalamak için son şansımız. Bu yüzden çok önemli.
Çünkü tartışmalı ve halkın yarısının hayır diyerek,  istemediği sistemin değişmesi, "yargı, yasama ve yürütmenin" kuvvetler ayrılığı ilkesi doğrultusunda yeniden düzeltilmesi ve "denge, denetim sistemine" devlet yönetiminin yeniden kavuşabilmesi için halkın; özgür, cesur, bağımsız ve yüksek ahlak sahibi vatansever şahsiyetleri "parti disiplini ve lidere bağlılık" adına köleleşmemiş temsilcilerini Türkiye Büyük Millet Meclisine   göndermesi ile mümkündür.
Bu dönemi bir ara dönem kabul edelim. Partiler aracılığı ile sistemi düzeltemedik. Ne partiler Kanunu’nu ne de demokratik seçim kanunlarını partiler sistemi ve partiler aracılığı ile düzeltmek mümkün olamadı. Ve bu yüzden partilere dayalı parlamenter sistem kendini çürüttü.
Sonunda milletin çoğunluğunun mecbur kaldığı ve ikili konuşmalarda şikâyetçi olduğu ve her cepheden tenkit ettiği bir sisteme mahkûm olundu. Şimdi ihtimaldir ki daha beterine sürüklenmek üzereyiz. Dikkat ederseniz ben buraya kadar herhangi bir partiye veya kişiye göre bir değerlendirme yapmadım. Meseleyi sistem üzerinden  izaha çalışıyorum.
O zaman TBMM'nin üyelerinin yani milletvekillerinin hem yürütmenin (başkanın)  hem de parti liderlerinin elinde iradesiz ve etkisiz olmasını  önlemek ve milletin aracısız, gerçek vatanseverleri ve ülkenin çıkarlarını kendi çıkarı için asla satmayacak ve sadece onu seçen kendi seçim çevresi seçmenleri üzerinden Türk halkına karşı sorumlu olacak vekilleri nasıl seçebiliriz?
"Bağımsız adaylarla mı ? 
Bu çok zor. 
Hatta imkânsız.
Bu yolla Meclisin oluşması hayaldir. Örneği yoktur ve gerçekçi değildir.
Lider ve parti olmadan kesin olmaz. Bağımsız adayları kim belirleyecek?
Her seçim çevresinde, önüne gelen aday olursa kaos olur ve halkın kafası karışır gibi haklı ve cevabının bulunması gereken sorular hemen aklınıza gelebilir.
Bunların hepsinin cevabı bulunur ve örneği de yakın siyasi tarihimizde var. Biraz düşünen hatırlar. Bu noktada esas sorulması gereken soru şu: Bugün artık mevcut iktidarın gitmesini isteyen ve diktatörlüğe gebe yeni "cumhurbaşkanlığı sisteminden" rahatsız olan ve %50'yi çoktan aştığı bilinen seçmen kitlesini tek bir partinin bayrağı altında toplamak mümkün müdür? Yıllardır çok iyi planlanmış örtülü bir sosyal operasyonla; tüm devlet kurumları sivil toplum örgütleri ve  siyasi partileri itibarsızlaştırmış ve halkının gözünde güvensizleştirilmiş bir sistemin araçları ile kurtuluş ve çıkış mümkün mü?
Evet, Türk milletinin şöyle haykırıp aya kalktığını düşünün !
Benim devletimin kurumlarını, sivil toplum örgütlerimi ve siyasi partilerimle siyasi ortamlarımı kirletip itibarsızlaştırabilirsiniz. Beni bedbin, çaresiz ve umutsuz bırakıp çıkmaz sokaklarda yolumu kaybetmemi ve dağılmamı, birliğimin bozulmasını bekleyip ince hesaplar peşinde koşabilir, planlar yapabilirsiniz. Fakat unuttuğunuz bir şey var. 1920 yılında aynı hesapları dedeleriniz de yapmış, hatta ülkemi işgal etmiş devletimin tüm kurumlarını esir almıştı.
Dedelerinizin, "Her şey tamam işlerini bitirdik."  dediği o günde, "İstiklâl namustur." diyen milletim  itibarlı, cesur,  ahlak ve ilim sahibi  güvenilir, kahraman evlatlarını tek tek bulup Ankara'da  Türkiye Büyük Millet Meclisinde toplayarak hem dedelerinize gereken ve hak ettikleri dersi verdi hem de yeni devletimi kurdu.
Kurumlar ve partiler itibarsızlaşabilir.
Fakat bu milletin hem cesur hem itibarlı hem de bilgili kahraman evlatları var !
Mahallesinde, köyünde, kasabasında, şehrinde, "Kendi seçim çevresine de hepsi hepsi 200-300 sandık sınırlarında ! Parti vesayetinin ve genel başkan biatının prangasını  taşımayan 301 kahraman.
1920 Meclisine, onlara layık gerçek torunlar !
Bu ara, kritik dönem çürümüş ve çürümeye aday partiler sistemi ile asla geçilemez! 
"Milletin Meclisi aracısız, vesayetsiz milletin olmalıdır!
Millet, kendi seçim çevresinde tanıdığı bildiği, tanıdığının tanıyıp bildiği "namusunu"  teslim edeceği  güvenilir kişiye, "milletin namusunu" TBMM'de teslim edecektir.
Meclisini aracısız, vesayetsiz "millîleştiren" Meclis "başkanını da seçer, ucube "Cumhurbaşkanlığı Sistemi’ni" de gerçek "başkanlık sisteminin" zeminine yerleştirir.
Bunun yolunu bulacağız.
Büyük oyunu bozacağız !
1920'de olduğu gibi !
Çünkü başka çaremiz yok ! 
Hakkı Şafak SES
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.