TÜRK DÜNYASI:
SAZAK: ÜLKÜCÜLÜK; KADİM TÖREMİZİN ÇAĞDAŞ YORUMUDUR
 Bireyi şahsiyet kabul eden her dünya görüşü demokratik bir dünya öngörüsüdür. Demokrasi şahsiyetli bireylerin şahsiyetlerini besleyecek imkânların rejimidir. Bireyi kendi sosyalinin kahramanı kılan; düşünebilme hakları, yapabilme imkânları, itiraz edebilme serbestîsi ve söyleyebilme özgürlüğüdür. Demokrasi son kertede bu hak, imkân ve özgürlüklerin örgütlü siyasetidir.

Bu bağlamda kadim kültürümüzün insan kavrayışıyla demokrasilerin temel aldığı insan tipolojisi aynı haklar, aynı imkânlar ve aynı özgürlüklerden beslenir. Bu imkân meşveret imkânıdır, istişare tevazusudur, itiraz etme haysiyetidir ve soru sorma erdemidir. İnsanı şahsiyetli bir birey sayacak ve onun şahsiyetleşmesine en uygun “olabilme imkânları” tesis edeceksiniz; dinimizin insanı eşrefi mahlûkat sayışı bu ilkeden neşet eder. Zaten Ülkücü Hareket’in “Şahsiyetçilik” düsturunun beslendiği töresel damar da budur.

ÜLKÜCÜ HAREKET şahsiyetli bir harekettir; şahısçı değil, siyasi klancı değildir. Bireyi şahsiyet kılan sahip olduğu ve hiçbir gündelikçi hamaset adına ertelenemeyen ilkeler dizgesidir. Bu manada Ülkücü Hareket ilkelerin hareketidir.

Ülkücü Hareket’in ilkeleri siyaset pratiğinin yedeğinde seyreden gündelikçi ve tutarsız duruşlardan oluşmaz; Ülkücü Hareket’in ilkeleri hayatın her köşesinde, her coğrafyada ve her vakit VAZGEÇİLMEZLERİN KOLÂJIDIR. İnançlarımızı ve ülkülerimizi; uğruna ölünesi kılan bu hiçbir konjonktürel pozisyon adına ertelenemez oluşudur. Günübirlik siyasi gailelerin kurbanı edilmiş duruşlar bir ilkeye değil, duruş kırıklığına işaret eder. Ülkücü Hareket’i sair siyasi oluşumlardan farklı kılan ilkelerinin tutarlılığı, sürdürülebilirliği, tarih içinde sınanmışlığı, uzak zamanlara taşınabilirliği ve hiçbir siyaset pratiği adına ertelenemez oluşudur. Ülkücü Hareket’in sosyaldeki karşılığının; karşılıksız bir adanmışlık, riyasız bir güven ve ilânihaye emniyet oluşu bu yüzdendir.

İdeolojik hareketler sosyal yapıyla irtibatlarını emniyet, tutarlılık, güvenirlik ve samimiyet üslubu üzerinden kurarlar. Ülkücü Hareket’in Türk Milletiyle bağı da, bağrından çıkmışlığı da bu üslup dairesinde olmuştur; tâ ki gündelik siyasetin arızaları bünyeye dahil olana kadar! Bu arızaların en görünür olanı ilkelerin yerini şahıslara, ülkülerin yerini günübirlik kazanımlara bırakmış olmasıdır; daha doğrusu İLKELERİN siyaset pratiğinin yedeğine alınmış olması…

İdeolojik hareketleri şahsiyetçi kılan, şahsiyetli kılan; ilkelerinin, düşünce geleneğinin ve inanma kodlarının hiçbir gündelikçi siyaset adına ertelenemez oluşudur. Siyaset pratiğinin erteleyebildiği ilkeler ideolojik inandırıcılığı dumura uğratan eksen kaymalarına işaret eder. Bugün yüzleşmek zorunda kaldığımız hakikat budur.

Ülkücü Hareket siyasi temsil sahasında alışmadığı, geleneğinde olmayan ve hassasiyetlerine aykırı pozisyon tutuşların sıkıntılarıyla yüz yüzedir. İstişare imkânları sıfırlanmış, birlikte yürüme sahaları daraltılmış, itiraz hakkı elinden alınmış, soru sorma özgürlüğü yasaklanmıştır. Hain ilan edici, dışlayıcı, siyasi-kompartımancı ve kinci siyaset dili bireyler arası bağı zedelemiş; Ülkücü bireyin kurumsal yapıyla irtibatını tutarlılık, güven ve samimiyet sahasının dışına taşımıştır.

Oysa ideolojiler tarihinden biliyoruz ki ideolojileri uzak zamanlara taşıyan ilkeler; birlikte yürüme imkânlarının genişliğinden, istişare kabiliyetinden, itiraz kültüründen ve sorulan sorulara cevap verme yeteneğinden beslenir. Bu imkânların daralması o ideolojinin sosyal alandaki karşılığının daralmasıdır. Ülkücü Hareket’in bugün yaşadığı, bugün baş etmek zorunda bırakıldığı ideolojik daralmanın sebebi budur; Ülkücü Hareket bu ilke kırılmalarını hak etmemektedir.

“İktidar yanlısı muhalefet” diye özetleyebileceğimiz bu gündelikçi pozisyon tutuş; bir yandan gönül ortaklarımızın umudunu kırmış diğer yandan da Türk Milletinin töresel kodlarıyla örtüşmeyen siyasetçi İslam’ın Ortadoğulu paradigmalarının bünyemize transferine sebep olmuştur. Bu sürdürülebilir bir pozisyon değil, emniyet vaat eden bir duruş değildir; tahripkârdır, ideolojik bir kırılmadır. Muktedirlerin malikânesinde gündelikçi olmayı “malikâne sahipliği zannetmek” Ortadoğulu bir yanılsamadır, ucuzdur ve mücadele haysiyetimizle örtüşmemektedir.

Hatırlatmak isterim ki; tarih içinde varoldukları günden beri Türk’e düşmanlıkta her hain güruhla niyet ortaklığı, ideoloji ortaklığı yapan siyasal İslam’ın sahasına taşınacak bir ÜLKÜCÜLÜK modeli yoktur. Ülkücü Hareket vakit kaybetmeden töresel kodlarına dönmeli, inanma kodlarını tazelemelidir. Henüz vakit geçmiş değildir, kadim töremizin çağdaş yorumu olarak tanımlayabileceğimiz ÜLKÜCÜLÜK, Ortadoğulu kavramların kirli sahasına gündelikçi ya da güvenlikçi olarak taşınmamalı; şahsiyetçi, şahsiyetli ve Türk’çe bir duruş olarak Türk’ten yana, töreden yana, adaletten yana, akıldan yana, ahlaktan yana ve demokrasiden yana tavrını sürdürmelidir. 
Başarmak zorundayız ve BAŞARACAĞIZ

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

Çin, Doğu Türkistan'da 10 binlerce kişiyi...

Haberi Oku